• $8,4714
  • €10,2341
  • 495.134
  • 1441.33
03 Mayıs 2018 Perşembe

Geleceği seçmek

‘Yarın artık bugündür’ bir filimin, rahmetli şair ve yazar, düşünce adamı Attila İlhan’ın bir televizyon dizisinin adıdır. Gün geçtikçe geleceğin yaklaştığı bir zaman anlayışına doğru gittiğimizi görüyoruz. Teknolojik değişmelerin uygulamaları, toplumsal hayatın her alanındaki değişimi hızlandırdığı için, bazen neredeyse yüz yılda bir yaşanacak olayların birkaç on yılda, bazen bir yıl veya daha kısa zaman dilimlerinde arka arkaya yaşandığı bir tarihten geçiyoruz. Sadece Türkiye’nin son birkaç yılda yaşadıklarına bakınca, neredeyse yüz yılda yaşanacak olayların bu sürede meydana geldiğini görmek mümkündür; hatta sadece ülkemizde değil, bölgede yaşananları düşününce değişimin dalga boyunun nasıl yükseldiğini söylemeye dahi gerek bulunmayacaktır.

ZAMAN-MEKÂN SIKIŞMASI
“Tam da Anthony Giddens’in bahsettiği ‘zaman-mekân sıkışması’ olayı yaşanmaktadır. Toplumsal değişmelerin hız kazanması, eski durumun içinden çıkmadan, yeni olanı o anın içine taşımaktadır. Bilişim teknolojilerinin üretime uygulanması, bilginin akışkanlığındaki artış, onlar için geleceğin teknolojileri niteliğini taşıyan teknolojik uygulamaları ‘tarımsal toplum yapılarından’ çıkmamış veya henüz çıkan toplumlara taşıma imkânı verirken, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler bakımından durumun daha farklı olduğunu söylemek mümkündür. Türkiye modernleşme tecrübesiyle, hem yenilikçi girişimcileriyle hem de yetişmiş insan gücüyle bu değişime en açık ülkelerden biri sayılabilir.”

Böyle bir zamanda Türkiye’nin sistem değişimine gitmesi, değişimi yönetmek açısından fevkalade önemlidir çünkü eski yönetim anlayışının kurumsal çerçevesi belli bir dünya görüşüne, belli bir iktidar zümresinin hâkimiyetini sürdürmeye göre düzenlenmiş mekanizmalardan oluştuğu için değişime değil mevcudun korunmasına odaklanmış bir yapıdadır. Bugüne kadar yaşanan demokratikleşme yönündeki siyasal değişmelere karşı gösterilen direnç, ekonomide eski yapının değişmesinin önlenmesi çabalarının hep bu kurumsal mekanizmalardan beslendiğini unutmamak lazımdır.

KAPILARI AÇMAK
Daha önemli bir sorun, küresel güç merkezleri tarafından Türkiye’ye yönelik taleplerin ve bu yöndeki beklentilerin baskı politikasına dönüştüğü, Ortadoğu coğrafyasına yönelik yeni stratejik hamlelerin yapıldığı bir dönemde, bu bahsettiğimiz zaman-mekân sıkışmasının bütün bölgede yeni bir tercih yapmayı, yeni bir siyaseti ortaya koymayı zorunlu hale getirdiğini belirtmek durumundayız. Artık toplumsal değişmeler hız kazandığı gibi, uluslararası ilişkilerde de küresel aktörlerin çok hızlı davrandıkları bir dönemden geçilmektedir. Bu bakımdan yeni ittifakların, yeni ihtilafların doğması kadar, yeni sorun çözme mekanizmalarının devreye girmesi de mümkün hale gelmektedir.

“Bu bakımdan Türkiye’nin önündeki seçimler, her seçimde olduğu gibi sadece bir siyasi kadronun, partinin tercihi değil bir sistem değişikliğinin uygulamaya girerek, geleceğe yönelmenin, bir başka ifadeyle geleceğin bugünle yakınlaşmasını sağlayacak süreçlerin hızlandırılması anlamına
gelmektedir.”

Kısaca Türkiye, eski dünyanın sorunlarını, eski yöntem ve politikalarla aşamadığını geçtiğimiz yüz yılda tecrübe etmiş olmanın bugünkü birikimiyle değişimi hızlandırmak mecburiyetindedir. Burada tereddüt etmeden yoluna devam etmek, eski zaman anlayışından kurtularak, yeniliğin kapılarını açmak zorundadır.

<p>Yoğun diplomasi trafiği yürüten Cumhurbaşkanı Erdoğan bugün  Rusya Devlet Başkanı Viladimir Putin

Bayram sonrası kontrollü normalleşme nasıl olacak?

Şırnak Valisi Pehlivan, Cudi Dağı'nda konuşlu üs bölgelerinde incelemelerde bulundu

Bayram alışverişinin kalbi Eminönü ve Mısır Çarşısı sessiz

Toroslar'da baharla yeşile bürünen yaylalar görenleri kendine hayran bırakıyor