• $8,2707
  • €10,0488
  • 487.746
  • 1451.15
02 Mayıs 2018 Çarşamba

Hangi işçi sınıfı hangi bir mayıs?

Her bir mayısta yapılan tartışmaların hep aynı çerçevede yapıldığını, sanki hiçbir şey değişmemiş gibi, sürdürüldüğünü görmek sizce şaşırtıcı mıdır? Neredeyse ‘sanayi devriminin’ şartlarında, sanayi çağının klasik işçi sınıfının yapısının devam ettiği zamanlardaki sendikal söylem üzerinden işçi ya da emeğin sorunlarını tartışmak, 1 Mayıs’ı hep o bağlam içerisinden değerlendirmek ‘toplumsal değişim yoktur, her şey yerli yerinde durmaktadır’ demekten başka neyi anlatabilir?

“Türkiye’nin bu konudaki talihsizliği hiç de küçümsenecek gibi değildir, çünkü Türkiye sanayi çağıyla yaklaşık yüz yıldan sonra tanışmış olan bir ülkedir, dolayısıyla bırakınız işçi sınıfından onun mücadelesinden söz etmeyi, doğru dürüst sınıflaşma sürecinin ortaya çıkışı dahi oldukça yenidir. Neden böyle olduğu bellidir, Türkiye’nin sanayi ile tanışması yakın zamanlara rastlasa da, ‘gecikmiş sanayi devrimini’ yaşamaya başlaması daha yakın zamanlarda, neredeyse Demirel sonrası başlayıp şimdilerde yeni yeni ülkesel ölçekte gerçekleşmektedir.”

SANAYİ ÇAĞININ BÜYÜSÜ BOZULDU

Bunda ne var demeyiniz olmayan bir toplumda işçi sınıfının oluşması, sınıfsal farklılaşmaların yaşanması bunun siyasal bir mücadeleyle, dolayısıyla da ‘Bir Mayıs’la irtibatının kurulması oldukça zordur. Üstelik bugünlerde yaşan, sanayisi an ve hâlâ devam eden Türkiye’deki ‘sanayi devrimi’, sanayi çağının teknolojilerinden çok farklı olan enformasyon teknolojileri de denilen ‘üçüncü dalga üretim ilişkilerinin’ yükseldiği bir dönemde ortaya çıkmıştır. Bu yeni ilişki formu içinde sanayi işçilerinin, çalışanların içindeki oranı hızla düşerken, üretim yapısında bilgiye dayanan ve düşünsel emeğin rolünün hızla yükseldiği bir sürecin içindeyiz.

“Bunun iki önemli sonucu bulunmaktadır. Biri, sanayi işçisinin ‘kolektif emeğinin’ yerini farklı nitelikteki emeklerden oluşan ‘bireysel emeklerin’ almasıdır. Artık bireysel niteliklerine göre yeni bir emek türü ortaya çıkmış olmaktadır ki ‘ileri sanayi toplumlarında’ ‘bireysel sözleşmenin’ oransal olarak ‘kolektif sözleşme’ karşısında hızlı artış oldukça önceleri başlamıştır. Bu durum, işçi sınıfının yapısının değiştirmekle kalmayıp, sanayi işçisinin kitleselleştiği dönemin sonunun geldiğini haber vermiş olmaktadır. Diğer gelişme ise, bilhassa hizmet sektöründe, ‘prekarya’ denilen düzenli çalışma ilişkilerinin olmadığı, kısa süreli çalışanların veya ‘emek devrinin’ yüksek olduğu yeni bir çalışan profilidir.”

EMEK VE DEMOKRASİ

Elbette yeryüzünde sanayinin yükseldiği dönemde, en temel hakların kazanılmasında yani çalışma sürelerinin kısaltılmasında, tolu sözleşmenin, sosyal güvencenin, işsizlik sigortası gibi düzenlenmelerin yapılması kapsamda klasik sendikal ve sosyal mücadeleler çerçevesinde elde edilen kazanımlar tarihsel öneme sahiptirler.

“Bütün bu kazanımların sağlanmasında esas belirleyici olanın ülkelerin demokratikleşme sürecinde katettiği mesafe olduğunu kim inkâr edebilir. Demokrasinin gelişmediği yerlerde sanayi devrimi de olsa, dünyanın en çok işçisinin çalıştığı devasa sanayi tesislerinde üretimler de yapılsa, işçi sınıfının kendisini göstermesi mümkün olabilir mi? Bunu anlamak için dünkü Sovyet sistemine, bugün ‘adı sosyalist olan sanayi ülkelerine’ bakmak yeterli olacaktır.”

Bütün bunlara rağmen, üzerinde durulması gereken esas mesele, artık sanayi çağının düzenlemeleri olan ilişkilerin, o zamanlara ait kurumsal yapıların hızla aşıldığına dair gelişmelerdir. Bu gelişmeler arasında yaşanan en önemli olay işçi sınıfının ve emeğin yapısında meydana gelen değişimdir. Bu sebeple 1 Mayısları (sembolik anlamını kavrayarak) artık demokrasi içinde hakların kazanımının mümkün olduğu bir gün olarak düşünmek, anmak gerekir.

<p>Mescid-i Aksa'yı savaş alanına çeviren İşgalci İsrail'in Filistin halkına yaptığı zulüm tüm dünya

Mescid-i Aksa'da 'Erdoğan' sloganları

Dereotunun az bilinen şaşırtıcı faydaları

NATO tatbikatına katılacak askerler yola çıktı

Demirspor, Süper Lig'e çıktı; Adanalılar çıldırdı!