• $8,4047
  • €10,1808
  • 506.756
  • 1460.86
26 Nisan 2017 Çarşamba

23 Nisan’dan 16 Nisan’a Milli Meclis

1920’nin 23 Nisan’ında Hacı Bayram Camii’nde kılınan cuma namazından sonra, dualarla, tekbirlerle Ankara’nın ortasında, o mütevazı taş binada açılan ilk Milli Meclis ve orada toplananlar hangi kutsal görevi üstlendiğinin bilincindedir. ‘Milletin kaderini, milletin mücadelesi belirleyecektir’ inancıyla hareket eden bu anlayış iki tarihsel görevle karşı karşıyadır: Birincisi, bağımsızlığa giden yolu inşa etmek, milli mücadeleyi başarmak; ikincisi, milletin iktidarını kurmak.

1920 Türkiye işgalci Batı ordularının kuşatması altındadır. “Batılılar Birinci Savaşla Türklerin elinden aldıkları İmparatorluk topraklarını paylaşıp, her bir parçada kendilerine bağlı yapılar veya doğrudan kendi yönetimlerini kurmaya yönelmişlerken, ‘şark meselesini’ yani Türklerin Anadolu’daki siyasi varlığına son verip, kökten halletmenin hesabını yapmaktadırlar. Bu sebeple, İmparatorluk topraklarının zengin kaynakları üzerine kurulan sömürgeciler, talan ettikleri başta petrol olmak üzere tabii kaynaklarla yetinmeye niyetli değildirler. Bu niyetlerini bugün de her fırsatta ortaya koymaktan kaçındıkları söylenebilir mi?”

Savaşı kazanan irade

O gün buna verilen cevap açıktır, amaç milli mücadeleyle yüzlerce yıllık Türk siyasal varlığını bağımsız bir devlet olarak sürdürmek. Bu karar işgal altındaki İstanbul’da devletin muhtelif kademelerinde belirlenmiş, alternatif planlar hazırlanmış ve burada görev üstlenenler işe koyulmuşlardır. Bu karar mercilerinin başında Osmanlı Genel Kurmayı’nın, istihbarat örgütünün ve elbette padişahın bulunduğunu söylemeye gerek yoktur sanırım.

Milli Mücadele’nin öncü kadrosunun farklı yollarla Anadolu’ya geçip kongreler sürecini başlattıklarını artık bilmeyen yoktur; “Mustafa Kemal Paşa Samsun’da limana indiğinde karşılayan heyetin başında Teşkilat-ı Mahsusa’nın bölge sorumlusu bulunmaktadır. Paşa’yı televizyon ya da gazete fotoğraflarından tanımadıklarına göre, limanda toplananların oraya tesadüfen geldiği söylenebilir mi? Milli Mücadele örgütlenmesinin görünmeyen boyutu içinde istihbaratın haberleşme ağının önemi açıktır.” Nitekim mahalli olarak kurulan Müdafaa-i Hukuk cemiyetleri, yine muhtelif Kuvva-i Milliye teşkilatları hep bu bağlantının içinde hareket eden yapılar olduğu artık bilinen bir husustur.

Maksadım tarihsel bir özet yapmak ya da bu çerçevede yeni bir tartışma yapmak olmadığını tahmin edersiniz; esas söylemek istediğim meclisi kuranların, başta Meclis’in ilk reisi Mustafa Kemal Paşa olmak üzere sahip olduğu ‘millet şuuru ve meşruiyet anlayışıdır’. Sıkça üzerinde durmaya çalışıyorum, Milli Mücadele’nin öncü kadrosu askerlerden oluşmaktadır ve hepsi imparatorluğun bütün cephelerinde çarpışmış, savaşın ne demek olduğunu, nasıl kaybedilip nasıl kazanıldığını bilen kahramanlardır ki Avrupa’nın birleşik ordusunu Çanakkale’de hezimete uğratan da onlardır. Burada dışarıdan bakılınca, ‘savaştan başka bir şey bilmedikleri’ sanılan bu askerlerin neden kongreler topladığı, ilk bakışta şaşırtıcı görülebilir. Zaten, kongreler boyunca bu tür iddialarla karşılaştıklarını, kendilerine ‘neden orduyu derleyip toplayıp savaşmak yerine kongrelerle vakit kaybettikleri’ eleştirilerinin yapıldığı da bilinmektedir.

Bütün iktidar millete

“Onlar davanın milletle beraber kazanılacağına inandıkları gibi, meselenin sadece ‘askeri değil’ bir ‘siyasi mesele’ olduğunun bilincindedirler. Nitekim Milli Mücadele millet meclisinin ordusunun zaferiyle sonuçlanmış, millet hâkimiyetin meşru kaynağı olarak kabul edilmiştir.” Buna kayıt ve şart koymaya kalkmak kabul edilebilir mi?

Soru şudur: Milli Mücadele’yi başaran Meclis’in elindeki hâkimiyete önce ortak olan, sonra bütünüyle el koyan ‘bürokratik tahakküm’ nasıl zuhur etmiştir? Bu soru, Türkiye’nin demokratikleşme sorununun temelini ortaya koymaktadır. İlginç bir rastlantıdır: 93 yıl önce kurulan Meclis bugün millet egemenliğine tasallut edenleri tasfiye ederek, yeniden ‘bütün iktidar millete’ diyerek tarihi bir adım atmaktadır. Şimdi,16 Nisan’dan sonra gelinen nokta, 23 Nisan’ı daha iyi anlamanın zamanıdır.

<p>Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, ' Aşıda 40 yaşa kadar indik. Yaşınız 40 veya üstüyse bu sabahtan it

Sağlık Bakanı Koca'dan 40 yaş için koronavirüs aşısı açıklaması

WhatsApp mesaj iletme özelliğini sınırlandırdı

Kirpikleriyle dünya rekoru kırdı

F.Bahçe'de beklenmedik ayrılık! Hem de şaka gibi rakama