• $7,3527
  • €8,9315
  • 438.108
  • 1545.47
17 Aralık 2020 Perşembe

Irkçılık ile milliyetçilik farklı libaslardır

Taceddin Kutay
Taceddin Kutay
YAZARIN SAYFASI

Yirminci Yüzyıl’ın başında nüfusu 2.2 Milyona yakın bir şehirdi Viyana.

Günümüzde 1.8 Milyonluk bir nüfusa ev sahipliği yapıyor.

Yüz yıl önce de paralel toplumlar yaşıyordu Viyana’da. Lehçe ve Çekçe gazetelerin yayınlandığı, işçi lokallerinin hemşeri derneklerini andırdığı bir şehirdi.

Pek çoğunun Avusturya ile arasında bir vatandaşlık bağı yoktu.

Ardından Avusturya iki dünya savaşına girdi.

Göçmenlerin yahut çocuklarının önemli bir bölümü cephede can verdi.

Günümüz Viyana’sında yaşayan insanların üçte biri Avusturya vatandaşı değil; nüfusun yarısının ise ya kendisi yahut ebeveynleri Avusturya dışında doğmuş kimselerden müteşekkil.

Bana inanmayan, ülkenin en saygın gazetesi Die Presse’de 16.12.2020 tarihinde yayınlanan “Hälfte der Wiener mit ausländischen Wurzeln” başlıklı yazıya bir göz atabilir. Eskisi gibi değil malum, tarama motorlarında tercüme hizmeti de veriliyor. Almanca bilmeniz bir zaruret değil.

Avusturya, bu kadar yoğun dönüşen demografisinin rağmına başarılı entegrasyon politikaları ile kendisini aynı zamanda bir başka yere ait hisseden insanları Avusturya toplumunun bir parçası kılmayı başarıyor.

Geçmişte başardı, bugün de başarıyor.

Avusturya hala aynı Avusturya, Viyana hala aynı Viyana.

Elbette çokkültürlülük bir hakikat olarak karşımızda duruyor. Ancak hâkim ve belirleyici olan, etnik olarak aslında azınlıkta olan Avusturyalı soylarının kültürü olmaya devam ediyor.

Dolayısıyla etnik, kültürel yahut sosyolojik olarak farklı aidiyetlere sahip kimselerin varlığından ziyade bunlara yönelik geliştirilen entegrasyon politikaları belirleyici unsur olarak ön plana çıkıyor.

Vatanperverlik veya muhafazakârlık perdesi ardında, ekonomik ve sosyal sâiklerle mülteci yahut göçmenlere düşmanlık etmek, cümlenin malumu olduğu üzere memleketimizde de her geçen gün yaygınlaşıyor.

Bu tutumun, zemmedilmesi meşru kabul edilen kurban üzerinden ırkçı dürtülerin tatmin edilmesinden başka bir şey olmadığı ise aşikardır.

Durum esasen şundan ibarettir: Ey Kürtler, Romanlar (Haydi komplekssizce söyleyelim Çingeneler), Araplar, Rumlar, Ermeniler… Tarihsel ve hukuki ayak bağlarımız sebebiyle sizlere açık açık söyleyemediğimiz pek çok şeyi Suriyelilere söylüyoruz. Bizi fazlaca yormadan kendinize de pay çıkartınız.

Gelinim sana söylüyorum kızım sen anla…

Bir hastalık olan ırkçılık böyledir zira. Bir kötü bularak yerin dibine geçirmedikten sonra kendinizi iyi hissedemezsiniz.

Sizi rahatsız eden bu insanların etiyle-kemiğiyle var olmasıdır.

Şunu söylerseniz oturup konuşmaya başlayabiliriz: Başarılı bir entegrasyon politikamız yok. Evet bu tartışmaya değer bir eleştiridir. Bir sorun tespitidir. Doğruluğu yahut yanlışlığı üzerinde ittifak sağlanması mümkün bir önermedir…

Sorun tespiti sağlıklı bir şeydir. Doğru tespit edilmiş sorun, çözüm önerisini beraberinde getirir.

Ancak söylediğiniz “Bu insanlar vardır ve bu kötüdür” den ibaretse eğer, siz ya yaşadığınız dünyanın gerçeklerinden bihabersinizdir ya başka politik çıkarımlar peşindesinizdir yahut ve en fenası hakikaten aşağılık bir ırkçısınızdır.

Zira ırkçılık kendi milletinin muhabbetini öncelemek değildir. Pozitif ve pozisyonel bir duruş değildir her şeyden önce. Aksine, ötekinin nefretinden ibaret negatif ve oppozisyonel bir duruştur.

Milletinizi hiç sevmiyor da olabilirsiniz. Irkçı olmak için bu şart değildir. Mühim olan, nefret edilecek bir öteki bulmuş olmaktır.

İnsanlığın en temel değerleri ile taban tabana zıt bu tutumu milliyetçilik ile karıştırmak ise cehaletten yahut kötü niyetten kaynaklanıyor olabilir.

Hele hele vatan, millet, devlet, bayrak sevgisi ile yoğurulmuş bir terkipten ibaret olan Türk milliyetçiliği fikri ile ırkçılık yan yana zikredilmesi mümkün olamayan bir kirletici unsurdur.

Türk milliyetçisi, milletinin refahını, devletinin terakkisini, vatanının muhafazasını önceleyen pozitif ve pozisyonel duruşa sahip bir adamdır.

Dinü devlet, vatanu millet sevgisini istikmal için bir öteki nefretine ihtiyacı yoktur bu adamın.

Milleti vardır ve temel motivasyonu bu millettir. Onun milliyetçisidir.

Sınırları ise ulus devlet sınırlarının çok ötesindedir Türk milliyetçisinin.

Bu sebepledir ki, Bakü’nün Azadlık Meydanındaki “Vatan Müharebesi Paradını” izlerken göğsü şişer, gözleri dolar, dili kekrer.

Milliyetçi bir şey üretir, ırkçı ise mevcut içinden bir şeyler yıkmanın gayretindedir.

Uzun uzadıya izah etmenin alemi yoktur.

Trunsol kağıdı elimizdedir.

Irkçı, size “Suriyeli yalakası” diyendir, milliyetçi ise Azadlık Meydanında Azerbaycan’ın Âli Başgumandanı Aliyev tarafından taltif edilen, otuz yıllık emelin gerçekleşmesi yoluna gayreti sebkat edendir.

Hangisini daha sevimli bulacağınız midenize kalmış…

<p>HDP’nin Esenyurt ilçe binasına düzenlenen operasyon  kapsamında terör örgütü elebaşı Abdull

HDP siyasette sona mı yaklaştı?

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Başkan Erdoğan, Elazığ'da deprem konutları anahtar teslim törenine katıldı

Mutfakta işinizi yarayacak pratik bilgiler! Yumurtayı pişirirken içine buz atarsanız...