• $ 5,756
  • € 6,3533
  • 272.38
  • 103781
Haber hattı
0530 708 54 54
Haber hattı
0530 708 54 54

Siyaset, sanat ve cinnet

Şaşırdım, “acaba yanlış mı duydum” diye başa alıp, bir defa daha dinledim. Yanılmadığımı görünce gerçekten dehşete düştüm!

Bu ülkenin ikinci büyük partisi CHP’nin Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanı Erdoğan için bakın neler söylüyor:

-Kim sana Cumhurbaşkanı diyor? Zorla sana Cumhurbaşkanı diyorlar! Sen o koltuğa meşru bir şekilde mi geldin?

Ve devam ediyor:

-81 milyondan çok sınırlı sayıda bir grubun Cumhurbaşkanısın.

“Sınırlı sayı” dediği, yüzde 52,6. Seçmenin yarısından fazlası.

CHP’nin Cumhurbaşkanı Adayı Muharrem İnce bile seçimin ertesi günü “Adam kazandı işte” deyip bir köşeye çekiliyor. Erdoğan “T.C. Başkanı” sıfatıyla ülkeyi yönetiyor. Kendisine kin ve nefret besleyen İsrail Başbakanı Netanyahu gibi bir isim bile “Türkiye’nin Cumhurbaşkanı” diye hitap ediyor.

Kemal Bey ise, “Kim sana Cumhurbaşkanı diyor? Zorla sana Cumhurbaşkanı diyorlar” ifadesini kullanabiliyor!

Kimse kusura bakmasın, ama normal bir durum değil bu! Sakat ve hastalıklı bir bakış açısı! Garip bile değil, son derece acayip!

Bu ifadeler, aynı zamanda Kemal Bey’in demokrasi anlayışını da gösteriyor. Yine Muharrem İnce’nin ifadesiyle seçime gidiyor yeniliyor, bir daha giriyor, yine yeniliyor. Sürekli kaybediyor, hezimet yaşıyor. Medeni bir şekilde sonuçları kabul etmediği gibi, seçimi kazananlara karşı hakarete varan ifadeler kullanıyor.

Siyasi Cinnet Hali adını verebiliriz bu davranışlara!

***

Sadece bu değil ki…

Kemal Bey geçen gün de gazetecilerin önünde “Trump telefon ettiğinde Erdoğan ayağa kalkıyor, önünü ilikliyor, emret diyor” türünden sözler etti…

Soruyorum şimdi:

-Normal bir durum mu bu?

Vicdanı olan ve komik bir duruma düşmek istemeyen herkesin bu soruya vereceği cevap belli. Bu ifadeleri normal görmek mümkün değil. İşte o yüzden “Siyaset değil, cinnet halidir bu”diyorum.

O cinnet hali ise bulaşıcı hastalık gibi, başkalarını da peşine takmış götürüyor…

Birileri de ortaya fırlayıp, “biz sanatçıyız” diye kendinde her türlü sözü söyleme hakkını görebiliyor. Doğal olarak savcılar devreye gidip, hukuku işlettiğinde feryatlar dört bir yanı sarıyor…

“Biz sanatçıyız” diyorlar. Koca koca adamlar da televizyonlarda onların peşinden gidip, “sanatçılıklarını” tartışıyorlar.

Eyvallah, itiraz eden yok. İyi kötü sanatçı oldukları yönünde toplumda bir kanaat var zaten. Ancak, sanatçı olmak kimseye ağzına geleni söyleme hakkı vermiyor ki! Sanatçı da gazeteci de siyasetçi de kanunlara uymak zorunda. “Sanatçı dilediğini söyler, isterse söver” diye bir düzenleme yok bu ülkede.

Suç işleyen kim olursa olsun yakasına yapışılır.

Buna rağmen bir güruh, “Sanatçı onlar, sanatçı; hem de çok eski sanatçı” diye ortalıkta dolaşıp duruyor. Bu da çok garip, bu da normal değil.

***

İşin en garip tarafı ne biliyor musunuz?

Yıllardır “medeniyet” nutukları atanlar yapıyorlar bunları. Karşısındakileri “ilkel, barbar ve yobaz” olmakla suçlayanlardan geliyor bu davranışlar.

Oysa, “medeniyet” denilen şey bir kurallar bütünüdür. Bütün medeniyetler belli kurallar üzerine oturur. Kuralsızlık ya da kişiye özel kurallar ancak ilkel toplumlarda olur.

Ama bizim ülkemizde en temel kavramlar bile birbirine girmiş durumda. Uzun süredir kuralsızlık ve hukuksuzluk savunuluyor bu ülkede. Bunu da en çok “medeniyet ve demokrasi” gibi kavramları ağızlarından düşünmeyenler yapıyor.

Kılıçdaroğlu, daha birkaç gün önce ülkeyi yangın yerine çeviren, vatandaşa hayatı zindan eden ve baştan aşağı bir kanunsuzluklar yumağı olan Gezi Olayları için “onurlu, barışçı bir demokrasi hareketidir” diye tweet yazmadı mı? Barbarlık ve vandallığı savunmadı mı?

Evet tekrarlıyorum, bir “cinnet hali” yaşıyor Türkiye…

Bir maskeli balonun içindeyiz sanki. Maskeleri kaldırdığınızda altından çok başka yüzler çıkıyor hep!

Başkan Erdoğan´a Böyle Seslendi! ´I Love You Man´

İşsizlik maaşı için şart koşulan 120 günlük 'prim ödeyerek sürekli çalışma' maddesi değiştiriliyor

Mimarisi ile tepkilere neden olmuştu! Şato villalarla ilgili yeni gelişme

Transferin hayal kırıklıkları