• $32,5388
  • €35,0189
  • 2433.84
  • 10471.3
2 Haziran 2024 Pazar

Türk'ü Sevmeyen Kürt'ü Sever mi?

Osmanlı İmparatorluğu, yüzyıllar boyunca ve büyük bir ihtişamla İslam dünyasının siyasi ve dini merkezi olarak varlığını sürdürdü. Ancak 19. yüzyılın sonlarına doğru, Batı dünyası, Osmanlı'yı zayıflatmak ve İslam ülkeleri üzerindeki etkisini azaltmak için sinsi planlarını devreye soktu. Bu planların en kurnazca olanlarından biri, ırkçılık fitilini ateşlemekti. "Arapları çok seven" ve bu nedenle Arap milliyetçiliği hareketlerini organize eden ve destekleyen Batı, Arap kavimlerini kendi din kardeşlerine (Osmanlı) karşı kışkırtarak, bu coğrafyanın birliğini bozmayı başardı. "Türkler Araplara zulmediyor" yalanını yayarak, kardeşi kardeşe düşman ettiler. Bu propaganda, Batı'nın bölgedeki hakimiyetini sağlamlaştırmak için kullandığı en etkili araçlardan biri oldu.

Osmanlı'nın çöküşü ve Hilafetin kaldırılması sonucu, Batı, İslam dünyasının pek çok ülkesini ekonomik ve askeri manevralarla kendisine bağımlı hale getirdi. Petrol ve diğer zenginliklerini kontrol altına alarak kendi çıkarları doğrultusunda kullandı. Ekonomik bağımlılık, askeri üslerin kurulması ve yerel yönetimlerin Batı'nın kuklası haline getirilmesi, İslam dünyasını Batı'ya adeta kul, köle yaptı.

Osmanlı İmparatorluğu'nun bölgeden çekilmesinin hemen ardından, Batı'nın "çok sevdiği(!)" Araplar bölük pörçük hale getirildi ve onlarca devlete bölünerek aralarına adeta fitne tohumları ekildi. Hemen sonrasında Batılılar, bölgedeki huzur ve düzeni bozan Yahudi yerleşimcileri Arap topraklarına (Filistin ) yerleştirdi. Bu stratejik hamle, Filistin'in demografik yapısını kökten değiştirdi ve bölgede kalıcı bir çatışma ortamının tohumlarını attı. 1917 yılında İngiltere tarafından yayınlanan Balfour Deklarasyonu, Filistin'de bir Yahudi yurdu kurulmasını resmen destekledi. Bu deklarasyon, yalnızca siyasi bir karar değil, aynı zamanda bölgede uzun sürecek bir Arap-Yahudi çatışmasının zeminini hazırlayan tarihi bir dönüm noktası oldu. Batı'nın bu planı, Arap dünyasının huzurunu ve birliğini hedef alarak, bölgede kalıcı bir karışıklığın ve çatışmanın başlangıcını oluşturdu. Sonuç olarak, bu adım günümüze kadar devam eden derin ve çözümsüz bir sorunun kaynağı haline geldi.

Geçen asrın başında Osmanlı İmparatorluğu'nun yıkılışını sevinç çığlıklarıyla kutlayan Arap dünyası, büyük bir yanlışın içine çekildi. Nil'den Fırat'a kadar uzanan topraklar dışa bağımlı ve zayıf devletçikler haline dönüştürüldü. Özgürlük hayalleri kuranlar, Batı'nın sinsi planlarını göremeyerek sevinç naraları attılar. Ancak, gerçekte ekonomik, siyasi ve askeri olarak tam bir bağımlılık içine düştüler. Batı'nın kuklası haline gelen bu yeni devletçikler, zengin petrol yataklarının getirdiği gelirin bile yalnızca çok küçük bir kısmını kendilerine ayırılmasına razı oldular. Batı'nın çıkarlarına karşı çıkanlar ise ya görevlerinden uzaklaştırıldı ya da acımasızca katledildiler. Bu süreçte, Arap dünyası, Batı'nın kontrolünde, kendi kaynakları üzerinde bile söz sahibi olamayan bir duruma geldi. Özgürlük yanılsaması altında, Batı'nın çıkarlarına hizmet eden oyuncaklara dönüştüler ve kendi topraklarında dahi gerçek bağımsızlığı kaybettiler.

Bugün, aynı tiyatronun benzerinin yanıbaşımızda oynandığını maalesef hala göremeyenler var. Dün ırkçılıkla Osmanlı toplumunu bölüp parçalayanlar, Arapları fişekleyenler, bir asır sonra bugün Türkleri, Kürtleri azdırıp, benzer şekilde ırkçılık tuzağına düşürüp kendi emellerine alet etmek istiyorlar. Türkiye'de, Irak'ta, Suriye'de oynanan tiyatro işte tam da budur.

ABD önderliğindeki batının kendilerine özgürlük vereceğini sanarak aynı hataya düşen gafiller, kendi kardeşlerini, din kardeşlerini arkadan vurmaya devam ediyor. Bu yolun sonunun çıkmaz sokak olduğunu anlayacaklar ancak anladıklarında vakit çok ama çok geçmiş olacak. Bugün Libya'nın düştüğü durum, Mısır'ın sıkıntıları, Yemen'in, Suudi Arabistan'ın, Irak'ın ve Suriye'nin yaşadığı problemler, hep bu tiyatronun birer parçasıdır. Bugün Türkiye'de yapılmak istenenler de aynı senaryonun devamı. İran'ın başına örülmek istenen çorap da bu.

Bu durumda yapılması gereken şey aslında çok basit: "Allah'ın ipine birlikte sımsıkı sarılmak." Irkçılığı bir kenara bırakıp, birlik olmak. Aksi halde, Filistin'in başına gelenler yarın Ürdün'ün, Mısır'ın, Lübnan'ın başına da gelecektir. Batı'nın iki yüzlülüğünü ve çifte standardını anlamalı, şeytan üçgeninin (Netenyahu-Biden-Charles) oyunlarına düşmemeliyiz. 100 yıl önce başrolde İngiltere vardı, bugün ABD. Ancak bu ikisinin aslında birbirinden farkı yok, sadece isimleri değişik. Netanyahu ve Biden'ın yaptıkları Hiroşima ve Nagazaki'yi bombalayan ABD'nin, Mussolini, Hitler, Stalin gibi zalimlerin yaptıklarında daha beter değil mi? Batı toplumu yapılan tarihin en acımasız soykırımına neden genelde sessiz? Çünkü Batı hem iki yüzlü hem de yüzsüz.

Bugün Gazze'de yaşananların müsebbibi olan ABD ve Batı, insanlık tarihinin en büyük trajedilerinden birine imza atıyor. Filistin halkı, bir asırdır süregelen bu zulmün pençesinde inlerken, bugünlerde tarihte görülmediği kadar çocuğu, yaşlıyı, kadını ve hatta hastanedeki hastaları bombalarken, savaş suçu ve soykırım suçu işlerken Batı dünyası sessizliğini koruyarak bu insanlık suçuna, bu utanca ortak oluyor. ABD'nin sözde özgürlük ve demokrasi getirme iddiasıyla bölgede uyguladığı politikalar, aslında sadece kendi çıkarlarını gözeten ve masum halkların üzerine karabasan gibi çöken stratejilerdir. Batı'nın iki yüzlü politikaları, Filistin'de bir halkın yok oluşuna seyirci kalmakla kalmayıp, bu yok oluşu aktif olarak desteklemektedir. İsrail'in Gazze'deki acımasız saldırılarına göz yuman ve hatta bu saldırıları finansede teşvik eden ABD yönetimi, dünyanın en büyük zalimleri arasında yerini almıştır.

Çareyi Batı'da değil, kendimizde aramalıyız. Çaresiz değiliz, çare biziz. Birlik ve beraberlik içinde hareket ederek, bu oyunları bozabiliriz. Ancak bu şekilde, İslam dünyasının üzerine oynanan oyunları durdurabilir ve gerçek özgürlüğümüze kavuşabiliriz.

Unutmayalım ki bu acımasız vahşilerin Gazze'den sonraki ilk saldıracakları topraklar yine İsrail'e komşu olan Arap toprakları olacaktır. Şimdilik Suriye, Ürdün, Lübnan ve Mısır. Bir müddet sonra mutlaka ve mutlaka Suudi Arabistan saldırıların hedefi olacaktır. Bu arada Suriye'nin ve İran'ın parçalanması arzuladıkları senaryodur. En büyük idealleri ise Türkiye'nin güçsüz düşürülüp parçalanması. Bunun için de ırkçılık ateşine benzin dökmeye devam ediyorlar. Bu sinsi ve zalim oyuna ne Türk ne de Kürt kardeşlerimizin düşmemesi gerekiyor. Bilinmelidir ki, Türk ve Kürt toplumu tek bir millettir. Binyıllardır bir aradadırlar, dinleri aynıdır, kız alıp vererek tek bir aile olmuşlardır. Et ile tırnak ayrılmadığı gibi Türk ile Kürt asla ayrılamaz. Ayrıca hiç unutmayalım ki, Türk'ü sevmeyen Kürt'ü hiç sevmez. Veya şöyle soralım: Türk'ü sevmeyen Kürt'ü sever mi? Severse neden sever?

<p>Yer Hakkari'nin Yükseova ilçesine bağlı Kısıklı köyü.</p><p>260 haneli yaklaşık 1500 nüfuslu Kısı

Türkiye'de tek: İmece usulü kurban!

Etiyopya'da müzedeki dev kaplumbağa görenleri şaşırtıyor!

Dünya bizimkileri konuşuyor! ''Türkler mücevherine güvendi''

Milliler inanmış bir kere!