• $32,2053
  • €35,1156
  • 2500.7
  • 10643.6
5 Mayıs 2024 Pazar

ABD'nin İnsan Hakları Raporu: İki Yüzlülük mü Yüzsüzlük mü desem!

Her yıl dünya ülkelerinin insan hakları alanındaki performansını değerlendiren ABD Dışişleri Bakanlığı'nın İnsan Hakları Raporları, hemen hemen tüm ülkelere sert eleştirilerle dolu bir tablo sunmaktadır.

ABD bu yıl yayınladığı raporunda yine ülkemize yönelik asılsız suçlamalarda bulundu.

Ancak, bu eleştirilerin kaynağına bir göz atıldığında, ABD'nin kendi insan hakları siciliyle çelişen bir durumla karşı karşıya olduğunu görmek zor olmayacaktır.

Soykırımlar, kölelik, etnik temizlik ve toplu sürgünler gibi karanlık tarihi ile ABD dünyada insan hakları raporu yayınlayabilecek en son ülkedir.

ABD'nin kendi kanlı tarihini gizlemeye çalıştığı izlenimi, İnsan Hakları Raporları'nın arkasındaki gerçek amacı sorgulamaya itmektedir.

Şahsen, ABD'nin bu raporlarını kendi insan hakları ihlallerini gölgelemeye ve uluslararası arenada itibarını korumaya yönelik çabanın bir parçası olduğunu düşünüyorum.

ABD insan hakları konusunda gerçek bir liderlik sergilemek istiyorsa, önce kendi tarihini dürüstçe ele almalı ve hatalarından ders çıkarmalıdır. Aksi takdirde, eleştiriler sadece kuru bir retorik olarak kalacak ve dünya, ABD'nin çifte standartlarına daha fazla tahammül etmeyecek, edemeyecektir.

İşte, ABD'nin insan hakları konusundaki karanlık geçmişinden bazı örnekler:

ABD tarihinin en utanç verici dönemlerinden biri olan kölelik, yüzyıllar boyunca milyonlarca Afrikalı'nın insanlık dışı koşullarda köle olarak çalıştırılmasına neden olmuştur.

ABD'nin kuruluşundan itibaren, kıtanın yerli halkları olan Kızılderililer üzerinde uyguladığı sistematik soykırım ve toprak gaspları, tarihin en karanlık ve utanç verici sayfalarından birini oluşturuyor. Amerika'nın keşfinden sonra, Avrupalı yerleşimcilerin kıtayı kolonileştirmek için yürüttüğü politikalar, binlerce "Kızılderili"nin katledilmesine, topraklarının ellerinden alınmasına ve kültürel miraslarının yok edilmesine yol açmıştır. Anlaşmazlıkların çözümü olarak yapılan toprak anlaşmaları ve sözleşmeler genellikle ihlal edilmiş ve Kızılderililer, kendi topraklarından zorla uzaklaştırılmışlardır. Bu süreç, Kızılderili halkları için büyük bir travma ve felaketin başlangıcı olmuş ve bugün bile bu travmanın izleri halen hissedilmektedir.

ABD, hem Kızılderili halklarına karşı ve hem de Afrikalılara karşı işlediği köleleştirmeyi, soykırımı resmi olarak tanımalı, bu halklara yönelik adaletsizlikleri telafi etmeli ve toplumsal barışın yeniden tesis edilmesi için somut adımlar atmalıdır. Ancak bu şekilde, ABD, gerçek bir insan hakları lideri olma iddiasını destekleyebilir.

ABD'nin Guantanamo ve Abu Ghraib gibi cezaevlerinde işkence ve köle emeği kullanımı gibi insan hakları ihlalleriyle ilgili skandallar ortaya çıkmıştır. Bu uygulamalar, uluslararası hukuka ve insan hakları standartlarına açık bir şekilde aykırıdır.

ABD'nin 2003 yılında Irak'ı işgal etmesi ve sonrasında sürdürdüğü savaş, binlerce masum sivilin ölümüne ve milyonlarca insanın yerinden edilmesine neden olmuştur. Bu savaş sırasında, ABD'nin hava saldırıları ve karadan yapılan operasyonlar sivil yerleşim yerlerine yönelik olmuş ve yüzbinlerce masum insanın ölümüne sebeb olmuştur.

ABD'nin terörle mücadele bahanesiyle yürüttüğü hava saldırıları, sıklıkla sivil kayıplara yol açmıştır. Özellikle Afganistan, Pakistan, Yemen ve Somali gibi ülkelerde yapılan drone saldırıları, istihbarat hataları veya hedef yanlışları sonucunda çoğunlukla masum insanların ölümüne neden olmuştur. Bu durum, ABD'nin insani kaygılarla değil, sadece hedeflerine ulaşma arzusuyla hareket ettiğini göstermektedir.

ABD'nin iç güvenlik politikaları, bireylerin temel özgürlüklerine ve gizlilik haklarına yönelik ciddi tehditler oluşturmuştur. Özellikle 11 Eylül saldırıları sonrasında çıkarılan Patriot Act gibi yasalar, hükümetin geniş kapsamlı gözetim ve izleme yetkilerini artırmış ve bireylerin özel hayatlarına müdahale getirmiştir. Edward Snowden gibi isimlerin açığa çıkardığı NSA gözetim programları da bu durumu destekler niteliktedir.

ABD'de siyahi ve diğer azınlık gruplara yönelik polis şiddeti ve ayrımcılık, uzun yıllardır devam etmektedir. Özellikle son yıllarda, siyahi Amerikalıların polis şiddetine maruz kalması ve bu olayların medyada yer alması, ülke genelinde büyük tartışmalara yol açmıştır. George Floyd'un polis tarafından öldürülmesi ve bu olayın ardından başlayan protestolar, ABD'deki sistemik ırkçılığın bir göstergesi olarak kabul edilmektedir.

ABD'deki silah kontrolsüzlüğü politikaları, her yıl binlerce masum insanın silahlı saldırılarda hayatını kaybetmesine neden olmaktadır. Özellikle okul katliamları, ülke genelinde büyük endişe yaratmakta ve silah kontrolü konusundaki eksikliklerin gözler önüne serilmesine neden olmaktadır.

ABD'nin dış politikasındaki bazı kararlar ve desteklediği terör örgütleri ve rejimler, dünya genelinde insan hakları ihlallerine yol açmaktadır. Özellikle, ABD'nin terör örgütü olarak kabul edilen PKK ve beraberindeki YPG'ye verdiği destek, çifte standartların en bariz örneklerinden biridir. YPG, Suriye'de etnik temizlik ve insan hakları ihlalleriyle anılmaktadır ancak, ABD'nin terörle mücadele gerekçesiyle YPG'ye sağladığı askeri yardım ve destek, bu ihlallerin göz ardı edilmesine yol açmaktadır. Benzer şekilde, IŞID gibi terör örgütlerine karşı mücadele bahanesiyle yapılan operasyonlar, sık sık masum sivillerin hayatını kaybetmesine neden olmuş ve ABD'nin insani kaygılarının gerçekten öncelikli olmadığını göstermiştir. Bu durum, ABD'nin insan hakları ihlalleri konusundaki çifte standartlarını ve dış politikasındaki tutarsızlıklarını gözler önüne sermektedir. IŞİD'ı ABD'nin kurduğunu ve yönettiğini ayrıca belirtmeye gerek duymuyorum.

ABD, İsrail'e verdiği siyasi ve askeri destekle, bölgedeki soykırımın süregelen bir destekçisi olarak tescillenmiştir. İsrail'in Filistin topraklarında uygulamakta olduğu soykırım, yerleşim politikaları, evlerin yıkılması, toprak gaspı ve Filistinlilere yönelik ayrımcı uygulamalarının en önemli müsebbibi ABD değil midir?

Gazze Soykırımı ABD'nin insan haklarına bakışı noktasında adete bir turnusol kâğıdı görevi görmektedir.

ABD'de üniversitelerde yaşanan İsrail protestolarına karşı güvenlik güçlerinin insanlık dışı müdahaleleri ABD'nin kendi insan hakları raporlarında dile getirdiği prensiplere sadık kalmadığını ve uluslararası toplumun beklentilerini karşılamadığının en bariz ve yakın örneğidir.

ABD'nin kirli geçmişini buraya sığdırmak imkânsız, kıymetli okurlarım. Gittiği her yerde soykırım, savaş, kan, gözyaşı, tecavüz ve ağıt götüren bir zihniyetin hazırladığı İnsan Hakları Raporlarının bizim nazarımızda çöp kadar kıymeti yoktur.

Bu raporları hazırlayanların, kendi ülkelerindeki üniversite hocalarının konuşmalarına, sanatçıların, sporcuların iyi niyetli ve barışçı söylemlerine, protestocuların gayet masum davranışlarına bile tahammül edemediklerini görmeyecek kadar art niyetli oldukları su götürmez bir gerçek olarak ortaya çıkmıştır.

Birinci Körfez harbinde katrana bulanmış bir kuş için bütün dünyayı ayağa kaldıran ABD, 20 bine yakını çocuk olmak üzere 50 bin masumun katledilmesinden dolayı vicdanlarda mahküm edilmiştir. Sadece Netenyahu'nun savaş suçlusu ilan edilmesi yeterli değildir. Başta BİDEN olmak üzere terör devleti İsrail'e yardım eden herkes aynı hükümle yaftalamalı, tutuklanmalıdır. Hepsi er veya geç hesaba çekilmelidir.

Kısa ve öz olarak şunu söylemek mümkün: ABD nereye gittiyse oraya kan ve göz yaşı götürdü. Karşılığında yer altı ve yer üstü zenginliklerini gasp etti. Yani genelde Batı ve özelde ABD demek zulüm, merhametsizlik, acı, kan, işkence ve göz yaşı demektir.

Herkes yediğinden ve hak ettiğinden ikram eder. Bülbül güle götürür, karga çöplüğe. Tarih, kimin insan hakları için mücadele verdiğini yazacaktır. Ne yaparsanız yapın, çöplüğünüzü asla mamur edemeyeceksiniz.

Saklamaya çalıştığınız soykırım, zulüm, kan, gözyaşı, soygun ve terör bumerangı bir gün sizi de yaralayacaktır.

Bütün bunların müsebbibi olan Batı dünyası ve ABD, utanmadan sıkılmadan bir de kalkıp insan hakları, çocuk hakları, kadın hakları konularında ahkam kesmekte. Bunun iki izahı olabilir: birincisi iki yüzlülük; ikincisi yüzsüzlük. Bunlara her ikisi de yakışıyor.

Selametle kalın...

<p>Öz vatanında mülteci doğdu. 29 Ekim 1962 yılında Gazze'nin  güneyinde, Han Yunus Mülteci Kampında

HAMAS'IN GAZZE SORUMLUSU YAHYA SİNVAR KİMDİR?

Tarım Kredi marketlerinde hangi ürünler indirimde? İşte 18 - 24 Mayıs fiyatları

Şarkıcı Berdan Mardini dünyaya satıyor! Bir kilosu 14 bin euro

Türk bayrağı New York semalarında! Wall Street'te bayrak çekme töreni düzenlendi