• $32,2182
  • €34,9222
  • 2417.32
  • 10792.5
5 Şubat 2023 Pazar

Batı'k medeniyetin insanlık ayıbı: İnsanat Bahçesi

Anadolumuzda bir söz vardır: Hangi dertten öleyim şaşırdım! diye.

Dünyaya medeniyet(!) dersi veren medeniyet yoksunu Batı'nın hangi marazını anlatayım ben de şaşırdım doğrusu sevgili okurlarım.

Geçen haftalarda sömürü ve insan hayatına ver-eme-diği değeri anlatmaya çalıştığım Batı'k medeniyetin zulmüne bu hafta da devam etme ihtiyacı duydum.

İhtiyaç duydum; çünkü, bir köşe yetmez, bir hafta yetmez bu zalimliğe. Mürekkep de yetmez ya hadi neyse.

Bu hafta, yine sömürüsünün bir yansıması olarak utanç literatürüne soktuğu insanat bahçelerinden bahsedeceğim Batı'nın.

1889'da Fransa'da başlayıp nihayet 1958'de Belçika'da son bulan -aslında son buldu demek yanlış olur, şekil değiştirdi diyelim- insanat bahçeleri, adından da anlaşılacağı gibi insanların sergilendiği bir rezalet adresi. Ki, benzer bir tamlamaya hayvanat bahçesi olarak kulaklarımız aşinadır. Aşinayız ama hayvanların özgürlüklerine engel koyan hayvanat bahçelerinden de şikayetlerimiz vardır elbette.

Bir canlıyı, hayvan dahi olsa, doğal hayat alanından koparıp meraklı gözlere servis etmek ne kadar insani ne kadar medeni olabilir ki!

Özellikle köleleştirilen Afrikalı, Aborjin, Kızılderili insanların sergilendiği 19-20. Yüzyıl Avrupa'sı ve Kuzey Amerikası bu utanç tablosunun adresleri olmuşlardır.

Sömürdükleri, istila ettikleri topraklar yetmez gibi o toprakların gerçek sahiplerini, emekçilerini, yerlilerini de madenlerle birlikte kendi ülkelerine getirip birer obje gibi tanıtmışlardır bu insanlık ve insaf yoksunları.

Adına "insanat bahçesi"demişler bu sergilerin.

İnsanlık dışı muamelelerle kendi vatandaşlarının sözüm ona bilgi dağarcığını genişletmişler. Keşke genişletebilecekleri bir vicdanları olsaydı da bu cümleleri kurmak zorunda kalmasaydık. Afrikalı mazlumları kendi topraklarında çalıştırmak üzere vatanlarından koparırken bile insani sınırlara dahil olamamıştır bu Batı'k medeniyeti. İnsanları sayarak değil, tartarak yükleyip boşaltmışlar! Sanki bir malı, materyali nakleder gibi.

Bunların aksine bizim merhamet üzere kurgulanan medeniyetimiz renk, dil, din ayrımı yapmadan insanı ve hatta "dilsiz kullar" tanımıyla hayvanları bile kucaklayan, haklarını gözeten bir inanç sermayesi zenginidir. Köle ile efendinin arasındaki farkı kaldıran, kul hakkı hukukuyla insanı merkeze alan inancımızla örtüşmeyen ne varsa Batı'k medeniyetinde bulmak mümkün.

Pamuk tarlalarının, madenlerin, ağır ve tahkir edici şartların kölesi edilen sömürü mağdurlarını halen dahi yüzyılımızda ötekileştiren zihniyetlerine şahit olmaktayız bu anlayışın. Bir beyaz(!) polisin siyahi bir vatandaş üzerinden ötekileştirici, yaşama hakkı tanımayan, kafasına postalıyla basan, döve döve öldüren vahşi tutumunu defalarca müşahede ettik/ediyoruz.

Kendilerinden olmayana hayat hakkı tanımayanların hayata dair ürettiklerini iddia ettikleri çözümleri, gittikleri-işgal ettikleri-yerlere götürdükleri(!) demokrasiyi nasıl inandırıcı bulalım sormak istiyorum doğrusu.

Üç kıtaya hükmeden ecdadımız ne inanç ve ne de yaşamak haklarına dokunmadan insanlara huzur ve güven teminatı olmuştur. Kucaklayan ve hoşgörülü yönetim anlayışıyla yüzyılları ihya etmiştir dedelerimiz. Sömürüyü devlet politikası edinmiş olanların, insanı bir sergide, kafeste tanıtım objesi olarak görenlerin ihya edebilecekleri tek şey ego, hırs ve açlıkları olabilir ancak. İnsanı ve insana dair erdemleri yüksek irfan ve hikmet sahibi dimağlarda görmek mümkündür.

Atalarımızın dediği gibi "Sirke küpünden bal sızmaz", Batı'k medeniyetinden insanlık zuhur etmez.

Kanaatimce affedilmesi çok güç bir insanlık suçu olan "insanat bahçesi" faillerinin sadece o insanlardan, çoluk-çocuk-torunlarından özür dilemeleri yetmez, tüm insanlıktan özür dilemeli ve gerekli maddi-manevi tazminatları ödemelidirler.

Bu bile Batı'k medeniyetin alnındaki kan lekesini silemez!

Ezcümle, insanat bahçeleri ve sömürüye dair tüm adımlarıyla niyet ve duruşunu ispat edenlerden öğrenebileceğimiz bir insanlık ve medeniyet tablosu yoktur. Ortadaki tablo insanlığın yüz karasıdır. Bilim, sanat ve teknolojide alacağımız bir şey varsa alırız. İhtiyaç duyarlarsa, insanlık namına bir feyz almak isterlerse vermek için de hazır olduğumuzu buradan beyan eder siz sevgili okurlarımı saygı, sevgi ve muhabbetle selamlarım...

Sağlıkla kalınız.

<p>Titra Teknoloji tarafından 2019 yılında yapımına başlanan  ALPİN insansız helikopterin araştırma

İHA helikopter göreve hazır

Kars'ta ceviz büyüklüğünde dolu yağdı!

Valilikten Ankara'ya uyarı: Sel, fırtına ve doluya dikkat

Dünyanın en güçlü hava kuvvetine sahip ülkeleri belli oldu! Türkiye kaçıncı sırada?