• $8,4705
  • €10,2921
  • 501.151
  • 1441.33
18 Haziran 2013 Salı

Milli irade ikiye ayrılınca!

Türkiye son yirmi günde girdiği tarihi türbülansla sarsılmaya devam ediyor... 
Hukuk devleti, anayasal haklar, devletin tarafsızlığı, basın özgürlüğü gibi demokrasilerde “var” olduğunu kabul ettiğimiz “kazanımlarımız” 15-16 Haziran’ın karanlık ve karartılmış saatlerinde kayboldular... 
Gezi protestoları aslında epeydir kendini “tahkim eden” bu yeni rejimin pervasız ve hukuksuz devlet şiddetini halka karşı nasıl açıktan kullanabildiğini faş etmekle kalmadı... 
Devletin kaba kuvvetini eline geçirmiş siyasi iktidarın sokaklarda ve meydanlarda savaş hukukunu bile ihlal eden icraatlarını “silinemez gerçekliğiyle” gözler önüne serdi... 
Elbette toplumların geleceğe doğru akacak uzun tarihleriyle siyasi iktidarların kısacık ömrü karşılaştırılamazdı... 
Ama kolektif hafıza ve dijital arşivlerimizde depolanan 15-16 Haziran’da Türkiye’de olup bitenleri önümüzdeki on yılları siyaseten belirleyecek “güce” sahipti... 
Seçmenini milli iradenin “otantik temsilcisi” ilan eden siyasi iktidar PR organizasyon başarısı mitinglerde halkın geri kalanını “marjinallikten teröristliğe” terfi ederken Türkiye’yi karpuz gibi ikiye bölmenin bütün siyasi ve tarihsel sorumluluğunu üstleniyordu... 
Anlaşılan devletleşen iktidar “gayri halk” muamelesi yaptığı milyonlarca vatandaşı uzun yıllar Kürtlere uyguladığı yine “terörist halk” propagandasıyla soğurmayı planlıyordu. 
Ve İsrail’in Filistin halkına yaptığı zulüm sistematiği Ortadoğu coğrafyasıyla iyice kaynaşan Türkiye’nin metropol mekânı Cihangir, Nişantaşı, Şişli, Kuğulu Park ve Kızılay’a taşınıyordu... 
Çocuk, yaşlı, hasta dinlemeden “gaza boğduğu”, ilaçlı suyla derisini yaktığı vatandaşlar, savaşta bile hedef olması yasaklanmış ev, hastane revir, otel gibi “güvenliğini” sağlamakla mükellef olduğu mekânlar, gaza daha fazla maruz kalsın diye yüzlerinden maskesi çıkartılan, kafasına kapsül isabet etsin diye baretleri toplanan insanlar, eli sopalı bıçaklı sivil güruhları herhalde Batı tipi demokrasilerde göremezdik... 

ASIL MİLLET KİM? 
Polislerin yerlerde sürüklediği gazeteciler, sokaktan geçenin sorgusuz sualsiz tutuklandığı, anayasal hakların bir çırpıda berhava edildiği ülkede fiktif yüzde 50’lik oy kitlesi sürekli “siz asıl ve samimi halksınız” muteberliğiyle devlet-iktidar-medya blokuna eklemleniyordu. Ve geri kalan halk kitleleri bu blok tarafından terörist algısına hapsediliyorlardı... 
Bu çok tehlikeli ve vahim siyasi stratejiye “kökü dışarıda komplolar, fitne yuvaları, milli irade düşmanları” ya da “camide içki, başörtülü kardeşime saldırdılar” tekrar tekrar söylemleri eşliğinde sürüklenirken iktidar partisine oy verenlerle vermeyenler arasına kan dondurucu manevi kopuşu gözlemliyorduk. 
Çünkü bu kez sahiden “Milli irade” ikiye doğru ayrışıyordu... Ve siyasi alanın Türk/Kürt, Sünni/Alevi, Laik/Muhafazakâr, Darbeci/Demokrat ezber karşıtlıklarını ve toplumun “esneme kabiliyetini” çoktan aşmıştı. 
Ve böyle ürkütücü bir zamanı, toplumsal yapının ikiye çatlayarak, sivil çatışmaların ucunun göründüğü bu günlerde ne ülkemiz ne de bizler kaldırırdık...

<p>Bedir Acar: </p><p>'Kur'an'da iki yerde geçen ve Hz. Ya'kūb'un ikinci adı veya lakabı olan İ

Vicdan öldüğünde geriye ne kalır?

Milli Eğitim Bakanı Selçuk, emekli öğretmenlerle çevrim içi bayramlaştı

İşgalci İsrail, içlerinde hamile bir kadınında bulunduğu ailenin tüm fertlerini öldürdü

Mehmetçiğin dikkati Doğu Akdeniz'de faciayı önledi