• $8,4047
  • €10,1808
  • 506.756
  • 1460.86
19 Mayıs 2013 Pazar

Hitler’in 80. yılına işaretiyle ‘kutlama’

Nedim Atilla
Nedim Atilla
YAZARIN SAYFASI

Başlıktaki kutlama ironik… Almanya’da, 80 yıllık utancın anısına Berlin’e yayılmış ‘Çeşitlilik Yok’ adlı bir sergi açıldı. Nazi zulmü ve katliamının, bilim ve sanat insanlarının hayatında bıraktıkları iz, bir X işaretiyle anlatılıyor…

 

Şu aralar yolu Berlin’e düşenler, ‘Müzeler Adası’nı kente bağlayan Spirer Nehri üzerindeki büyük köprüden başlayarak, kentin çeşitli yerlerine asılmış siyah-beyaz fotoğraflarla ve bu fotoğrafların üzerindeki ‘çarpı’ işaretleriyle karşılaşıyorlar. Üzerinde çarpı işareti bulunan her insan için, Kent Müzesi’ndeki sergi salonunda da ayrı bir stant açılmış. Öğreniyoruz ki, bu insanların bundan 80 yıl önce yaşadıkları, ömürlerini geçirdikleri yerlerde, evlerinin önünde, okullarında, bürolarında, tiyatro ve sinema fuayelerinde de hep aynı işaret var: X   
Son yıllarda Avrupa’nın en gözde kentlerinden biri olan Berlin’i herkesin sevme nedeni farklı olabilir. Ben bu şehri, kentin göbeğinde yer alan ve bir şekilde insanlık suçuna uğramış kişilerden adeta af dileyen ‘Özür Anıtı’ ve bu anıta yüklenen özel anlamlar nedeniyle çok seviyorum. Tarih boyunca acı çeken, incinen, kırılan, itilip kakılan, haksızlığa uğrayan hatta öldürülen ne çok insan var… 
Bu yazıda size anlatmaya çalışacağım sergi, bir tür özür dileme eyleminden başka bir şey değil aslında… 

ÇEŞİTLİLİĞE X
Berlin’de yaşamak demek, bir anlamda da çok geniş kapsamlı bir ‘çeşitlilik’ ile her zaman karşı karşıya kalmak demek. İnsanların evlerine, işyerlerine, kendileri için tutulan dosyalara X işareti konulduğu zamanlarda da böyleymiş. Aslında malumunuz; insanları yaftalamak, işaretlemek, ötekileştirmek, bizim eski huyumuz… Berlin’de ya da dünyanın başka bir yerinde, hiç fark etmez. Renginden ötürü, siyasi düşüncelerinden ya da inançlarından ötürü, cinsel tercihlerinden ötürü… Maksat ayrımcılık olunca, sebep bulmak kolay… Hitler’in bundan tam 80 yıl önce, yani 1933 yılında iktidara gelir gelmez yürürlüğe koyduğu ‘Yetki Yasası’ Nazi diktatörlüğünün hem habercisi, hem başlangıcı olmuş. Serginin adı da, zaten bu ‘Tek Adam Yasası’nın ilk sonuçlarını ortaya koyuyor: ‘Zerstörte Vielfalt’, yani ‘Çeşitlilik Yok’…



9 KASIM’I UNUTMAK!
Sergi, 30 Ocak 2013 tarihinde açılmış ve giriş ücretsiz… Gezebilmek için tam üç saat sıra bekledim. “Değdi mi?” derseniz, kocaman bir “Evet”… Yolunuz 9 Kasım 2013 tarihine kadar Berlin’e düşerse eğer, lütfen kaçırmayın... Sergi uzatılmayacak ve kesinlikle 9 Kasım gecesi kapatılacak.  

GÖÇÜNÜZÜ TEŞVİK EDİYORUZ
Şimdi biraz tarih bilgimizi yoklamakta yarar var. Çünkü 10 Kasım 1933 günü yaşanan ve daha sonra Hitler’in provokasyonu olduğu anlaşılan ‘Reischtag Yangını’ ile önce Berlin, ardından da tüm Almanya; aydınlar, sanatçılar ve bilim insanları için tam bir hapishaneye dönüşmüş. ‘Reichstag Yangını’nın hemen ardından çıkarılan ‘Acil Kararname’, ‘Uygulama Kanunu’ ve ‘Aryan Madde’ başlıklı uygulamalar, faşist Almanlar’ın desteğiyle kabul edilmiş. Önce Yahudi işletmelere karşı boykotlar başlatılmış; sonra da güya “Göçünüzü teşvik ediyoruz” denilerek birçok Yahudi zorla Berlin yakınlarındaki ilk toplama kamplarına gönderilmiş. Âri ırka mensup olmayanlar, yani safkan Alman olmayanlar için hayat zorlaşmaya, giderek çekilmez bir hâl almaya başlamış. En küçük bir itirazın, basit bir muhalefetin karşılığı ağır hapishane günleri olmuş. Aydınları en çok kızdıran şeyse, (ismiyle müsemma) romantik bir cadde olan ‘Ihlamurlar Altında’da bulunan Eski Kütüphane önündeki meydanda, on binlerce kitabın yakılması olmuş. Bu olayı protesto etmek için imza toplayan aydınların tamamı hakkında soruşturmalar açılmış. Bu da birçok entelektüelin Almanya’dan ayrılmasına hatta kaçmasına sebep olmuş. Kaçamayanların hayatı da bildiğiniz gibi çok trajik sonlanmış. Bir kısmı toplama kamplarında ölmüş, bir kısmı suikasta uğramış, bir kısmı da düpedüz ‘kim vurdu’ya gitmiş. 
Kitapların yakıldığı gecenin hemen ertesinde 14 sinagog da yakılmış. Yakanlar da devlet görevlileri değil, milliyetçi Almanlar… Bu yangından 15 gün sonra, ‘Yahudilerin Ekonomik Hayattaki Durumlarının Önlenmesi’ne dair bir yönetmelik çıkarılmış. Yahudilerin perakende sektöründe ya da küçük işletmelerde patron olmaları yasaklanmış. Dolayısıyla ‘Weimar Anayasası’ tarihe karışmış. Yani Almanya’da yaşayan insanlara hayat garantisi sunan, kanun önünde eşitlik sağlayan; ifade-inanç ve vicdan özgürlüğü tanıyan, sınıf farklarını ortadan kaldıran bütün güzel şeyler yerle yeksan olmuş. İnsanlık tarihine büyük bir acı ve utanç bırakarak… Bu acı ve utancın bir bölümü de 2007’de açılan ve binlerce dikdörtgen-prizma taşlardan oluşan Soykırım Parkı’nda sergileniyor.

AYDINLAR DİNLENİYOR
Dönemin önde gelen aydınları Bertolt Brecht, Otto Dix, Max Liebermann, Erich Kästner, Joachim Ringelnatz ve Billy Wilder, o zamanlar (Kudam Caddesi üzerindeki) Romanischer Café’de, kahve içmek için bir araya geldiklerinde, yanlarındaki masalara onları dinlemeye çalışan memurlar doluşurmuş. Onlar güncel konuları heyecanla tartışıp konuşurken, büyük olasılıkla dinlendiklerini fark etmezlermiş bile… Aynı günlerde ‘Alman Yeni Mimarlık Akımı’nın öncüleri olan Bruno Taut, Hans Scharoun ve Otto Rudolf Salvisberg’in de aralarında bulunduğu bir grup mimar da, restoranlarda toplanıp ülkelerinin yarınını tartışırmış. Bu mimarlardan Berlin’e kalanlar, bugün ‘UNESCO Dünya Mirası’ listesinde yer alıyor.  

BİR BİR TERK ETTİLER
Bu sıkıntılı ve acımasız günlere şahit olan birçok aydın gibi ‘Nobel’ ödüllü Albert Einstein ve Gustav Hertz de, bir daha dönmemek üzere Almanya’yı terk etmişler. ‘Çeşitlilik Yok’ düşüncesi ağır gelmiş onlara… Binden fazla aydın da Türkiye’ye gelmiş. Öldürülen ya da ülkesinden kaçmak zorunda kalan aydınların anıldığı (tanıtıldığı) bu sergideki panolarda, zaman zaman “Angesiedelt in der Türkei” (“Türkiye’ye yerleşti”) cümlesiyle karşılaştım. Ve gördüm ki Türkiye’ye gelenlerin ve bu sergide yâd edilenlerin sayısı hiç de az değil. Üstelik hepsinin ortak özelliği de Berlinli olmaları… Bazılarını sizlere tanıtmak vesilesiyle anmak istiyorum.  

RUDOLF BELLING: Nazi dönemi öncesinin meşhur ressamı ve heykeltıraşı… Belling, İstanbul’a göç ettiği günlerde kendi ülkesinde, Nazi rejimi tarafından heykelleri eritiliyor, parçalanıyormuş. İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi Heykel Bölümü’ne başkanlık yapmış uzun yıllar. Ayrıca İTÜ’de mimarlık dersleri vermiş. 1966’da 80 yaşında Almanya’ya dönmüş.  

CARL EBERT: 1936’da Ankara’ya davet edilmiş ve 1940’tan itibaren 9 yıl boyunca anlaşmalı uzman olarak Türkiye’de kalmış. Devlet Konservatuarı Tiyatro Tatbikat Sahnesi ile Opera Stüdyosu’nu yönetmiş. 

CLEMENS HOLZMEISTER: Türkiye Büyük Millet Meclisi binasının mimarı... 1938’de Almanya’nın Avusturya’yı işgali üzerine Viyana’dan ayrılıp Ankara’ya yerleşmiş. 

CURT KOSSWIG: 1936’da kaçmış Türkiye’ye… Ülkemizde zooloji biliminin gelişmesine katkıda bulunmuş ve Manyas Kuş Cenneti’nin kurulmasında büyük rol oynamış. 

WALTHER KRANZ: Bu ünlü felsefeci, kitaplarının tamamı yakılınca kaçmaya karar vermiş ve 1936’da Türkiye’ye yerleşmiş. 

FRITZ NEUMARK: Ülkemizde iktisat öğreniminin gelişmesinde ve gelir vergisi yasalarının hazırlanmasında büyük katkıları olan Yahudi asıllı iktisatçı... Hitler’den kaçarak İstanbul Üniversitesi’nde öğretim üyeliğine başlayanlardan… 

HANS REICHENBACH: Sığındığı Türkiye’de hocalık yapmış çağdaş neopozitivist düşünür... Bilimin “tümüyle rasyonel bir faaliyet olmakla birlikte, mutlak doğruluk düşüncesinden vazgeçilmesi” gerektiğini öne süren Reichenbach, yalnızca olasılıktan söz edebileceğimizi söyleyen insan…  

BRUNO TAUT: Nazi yönetiminden kaçıp 1936’da İstanbul’a geldiğinde, Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nde yöneticilik yapmış. Anıtkabir’in çizimlerini 36 saatte tamamlayan ve karşılığında kendisine verilen 1.000 lirayı kabul etmeyip Türk devletinden sadece bir teşekkür mektubu isteyen adam… Bugüne kadar Edinekapı Şehitliği’ne kabul edilip gömülen tek gayrimüslim… 
Sergiyi bir duygu seli içinde gezerken, tarihe kısa bir yolculuk da yapıyorsunuz. Ve görüyorsunuz ki çekilen sıkıntılar, yapılan haksızlıklar ve yaşanan onca acı boşuna; çünkü su akıp yolunu buluyor. Geriye büyük bir utançla insanlığı güzele ve  doğruya götüren iki şey, yani bilim ve sanat kalıyor. Unutmayalım ki bilimi ve sanatı besleyen şeylerden biri özgürlük ise diğeri de her anlamda ‘çeşitlilik’tir.     

<p>Murat Dalkılıç kendisi hakkında yöneltilen soruya yanıt vermeyen eski eş Merve Boluğur hakkında i

Murat Dalkılıç'tan Merve Boluğur açıklaması: Kanlı bıçaklı ayrılmadık

WhatsApp mesaj iletme özelliğini sınırlandırdı

Kirpikleriyle dünya rekoru kırdı

F.Bahçe'de beklenmedik ayrılık! Hem de şaka gibi rakama