• $9,6153
  • €11,2367
  • 553.564
  • 1479.93
20 Eylül 2021 Pazartesi

Erdoğan'ın BM reformu önerisi: Tedrici değil devrimci

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Daha Adil Bir Dünya Mümkün" başlıklı kitabında, küresel sistemin çıkmaza girdiğine işaret ederek, Birleşmiş Milletler'in yeniden yapılanmasına dair 'devrimci' öneriler sunuyor.

Bugün başlayan BM Genel Kurulu öncesi yayınlanması da bu amaca hizmet ediyor. Zira 4 dile çevrilen kitap BM'de ülke liderlerine ve BM yönetimine de sunulacak.

Kitap, konuyla ilgili olanların bir çırpıda okuyabileceği akıcılıkta.

Önce reformun gerekliliğini ortaya koyan bir küresel adaletsizlik analizi, ardından da BM'ye yönelik reform önerileri çarpıcı biçimde dile getirilmiş.

***

Altını çizdiğim satırlardan çıkan vurgular şunlar:

- BM, Birinci Dünya Savaşı sonrası şartlar ve galip ülkelerin çıkarları doğrultusunda kuruldu. Ama ne İkinci Dünya Savaşı'na mani olabildi ne örneğin Bosna'da, Ruanda'da katliamları durdurabildi ne de bugün Filistin'de, Suriye'de, Myanmar'da, Libya'da barışı sağlayabiliyor.

- Uluslararası kurallar bizzat koyucuları tarafından çiğneniyor. Yüzlerce yıllık ahde vefa (anlaşmalara sadakat) ilkesi her geçen gün daha fazla hiçe sayılıyor.

- BM giderek otoritesi yok sayılan, etkisi giderek kaybolan işlevsiz bir örgüte dönüşüyor. Meşruiyeti sorgulanıyor, güvenilirliğini yitiriyor.

- Adalet beklentisi zedelendikçe sinsi terör örgütleri palazlanıyor.

- Batılı ülkeler konforlarını sürdürmek adına diğer bölgelerdeki sorunlardan kaçıyor. Ama ülkelerinde güvenliği kalmayan milyonlar Batı'ya doğru hareket ediyor. Batı'nın tek çözümü tel örgüler!..

- Oysa çözüm tel örgüler değil, bu insanların kendi ülkelerinde huzur içinde yaşamalarını sağlamaktır.

***

- Dünyanın karşı karşıya olduğu acil 5 tehdit var: Terör, sığınmacılar, ırkçılık, iklim değişikliği, ekonomide ve dijitalleşmede tekelcilik.

- Ve çözümün adresi de her şeye rağmen BM'dir.

- Ancak Dünya 1945'in dünyası değil. Geçmişin ihtiyaçlarına göre şekillenmiş kurumlarla günümüzün sorunları çözülemez. BM ve uluslararası kurumlar hiç adil olmadı, hep Güvenlik Konseyi'nin 5 daimî üyenin kaprislerine terk edildi. En çok da ABD tarafından araçsallaştırıldı. BM, çatışmaları önleyici ve hesap sorabilir mekanizmalara ve güvenilirliğe sahip olamadı.

- Örneğin, 2003'te BMGK, Irak'ta kitle imha silahları olduğuna dair ABD iddialarını inandırıcı bulmadı. Ama ABD müdahaleyi yaptı ve BM ABD'yi sorgulayamadı. İsrail 150'ye yakın BM kararını tanımadı, hesap sorulmadı.

Soğuk savaş boyunca veto yetkisini Sovyetler 90 kez, Amerika 68 kez kullandı. Sovyetler, Batı İttifakı'nın tüm taleplerini reddetti, ABD de İsrail'e karşı kararları...

Veto yetkisini bugüne kadar en az kullanan Çin'in de ekonomik büyümeyle birlikte siyasi varlığını artırması sonucu artık daha fazla veto oyu kullandığını görüyoruz.

- ABD korumacılığın en sert örneklerini başlattı. Çin ile ticaret savaşları dünyanın zenginleşmesini değil, fakirleşmesini sağlayacaktır. Küresel siyasette demokrasiyi bir sopa gibi kullandılar, gayrimeşru yollarla demokrasiyi getireceklerini sandılar. Ne Irak'ta ne de Afganistan'da istikrar sağlanabildi. Küresel ekonomiye bakışlarında da benzer bir yanlışa düşmüş görünüyorlar.

- AB de bir uluslararası aktör olamadı. Almanya'da aşırı sağ yeniden yükseliyor. Fransa AB'ye öfkeli, İngiltere ipleri kopardı. Avrupa'nın özünü Hıristiyanlığa indirgediler. İçe kapanan bir Avrupa giderek uluslararası siyasetten kopuyor. AB büyük bir meydan okumayla karşı karşıya. Irkçılık ve İslamofobi AB'nin geleceğini tehdit eder hâle geldi. İnsanlık tarihinin en kanlı savaşlarına sahne olan Avrupa aynı tecrübeyi tekrar etmemeli. Irkçılık ve din-karşıtlığından beslenmek Orta Çağ'a geri dönmek anlamına gelir.

- İslam İşbirliği Teşkilatı'nın da artık daha etkin olmaya ihtiyacı var. Eğer dünyada adaletsizlik varsa ve bundan en çok Müslümanlar zarar görüyorsa, Müslüman ülkeler çözüm üretmelidir.

- Uluslararası kurumlardaki erozyon NATO'yu da etkiliyor.

***

- Adaleti merkeze alan, fakat küresel sistemin mevcut gerçekliğinden de kopmadan sorunların çözümüne yönelik yeni bir zihinsel çerçeve ortaya koymak durumundayız.

- Güçlünün haklı değil, haklının güçlü olduğu bir BM ve Güvenlik Konseyi yapısına ihtiyacımız var.

Mazluma karşı koruyucu, zalime karşı önleyici davranmak zorundayız. Adalet haklıya hakkını teslim etmeli, haksıza da hakkını bildirmelidir.

-Adalet ekonomik alanda da sağlanmalıdır. Dijitalleşmenin belirli bir kesimin tahakküm kurmasını sağlayacak şekilde inşa edilmesine asla izin vermemeliyiz.

***

- Uluslararası toplum olarak tüm terör örgütlerine karşı aynı ilkeli tutumu takınmalı, ortak bir terör tanımı geliştirmeli, 'iyi terörist, kötü terörist' ayrımı yapmamalı, terörle ortak bir mücadele anlayışı, mekanizması ve eylem biçimi ortaya koymalıyız.

- Paris'te terör eylemi ses çıkıyor, Brüksel'de olunca ses çıkıyor; fakat Lahor, Kabil, Ankara, Bağdat, İstanbul veya Diyarbakır'da onca masum insanın ölmesi karşısında Batılı ülkeler susuyor.

- Biz sessiz kalırsak, Batılı ülkeler için El Kaide, DEAŞ gibi terör örgütleri 'kötü'; ama şu an için onlara zarar vermeyen PKK, YPG, DHKP-C, FETÖ 'iyi' olmaya devam edecek.

***

- Öte yandan, 1945'ten beri hiçbir şey sabit kalmadı. O günlerde 5 daimî üye dünya nüfusunun yüzde 60'ını oluşturuyordu, bugün ise sadece yüzde 26'sını temsil ediyorlar, dünyanın yüzde 74'i küresel kararlarda etkisiz ve yetkisiz... BM Güvenlik Konseyi'nin 5 daimi üyeli yapısı, dünya nüfusunun dörtte üçünü küresel konularda etkisiz ve yetkisiz kılıyor.

- Bu sürdürülebilir değil. Çünkü dünya beşten büyüktür.

- Örneğin 500 milyonluk Avrupa iki ülkeyle temsil edilirken, 500 milyonluk Güney Amerika ve 1.2 milyarlık Afrika'dan tek üye yok. Veto yetkisine sahip 4 Hıristiyan nüfusa sahip ülke var, 1.5 milyarlık İslam dünyası temsil edilmiyor. Hindistan, Brezilya, Endonezya ve Pakistan nüfusları dünya nüfusunun dörtte birini oluşturuyor, ancak Güvenlik Konseyi'nde yoklar. Konsey'de ayrıca Müslümanlar ve sayıca yüksek olan diğer inançlar temsil edilmiyor.

***

- Seçimin kriterleri de adil belirlenmelidir. Bütün devletlerin eşit temsili adil olmaz. Bir buçuk milyarlık Çin ile bir milyonluk bir ülke eşit olduğunda, bireyler eşitlenmiyor. Ancak bir ülke de sırf nüfusu fazla diye diğer ülkelerden daha imtiyazlı olmamalı. Aynı şekilde askeri veya ekonomik olarak güçlü olduğu için de... Aksine reform, güçlü ülkelerin diğerlerine yapabileceği haksızlıkları önleyici nitelikte olmalı.

- Ya da Almanya zenginliği, Hindistan nüfusu, İslam ülkeleri Müslümanların temsilini öne aldığında da adil olmayacak. Ayrıca örneğin Mısır tüm Afrika'yı ne kadar temsil eder? Ya da Brezilya Güney Amerika'yı? Veya Japonya Konsey üyesi olduğunda Güney Kore memnun mu olacak? Aynı şekilde Hindistan veto hakkı elde ettiğinde Pakistan'ın hakkını kim savunacak?

- O yüzden Konsey kıtaları, inançları, kökenleri ve kültürleri mümkün olan en adil şekilde temsil edecek bir yapıya kavuşturulmalı.

- Reform adalet eşitlik ve şeffaflık üzerine inşa edilmeli; jeopolitik ve demokratik olarak temsilde adalet sağlanmalı, Güvenlik Konseyi üyeleri hesap vermeli ve çatışmaları önleyecek mekanizmalar kurulmalı.

***

Erdoğan'ın reform önerisi özetle 5 maddeden oluşuyor:

1- Güvenlik Konseyi, BM Genel Kurulu içinden aday ülkelerin yarışacağı bir seçimle oluşmalı.

2- Daimi üyelik kaldırılmalı, üye sayısı 15 veya 20'ye çıkarılmalı ve dönüşümlü üyelik getirilmeli.

3- Genel Kurul 'yasama', Güvenlik Konseyi 'icra' organına dönüştürülmeli.

4- Güvenlik Konseyi kararlarından sorumlu olmalı ve Genel Kurul'a hesap vermeli.

5- Konsey üyelerinin veto yetkisi kaldırılmalı.

Erdoğan bunları şöyle gerekçelendiriyor: "BM Genel Kurulu, Güvenlik Konseyi'nin 5 üyesinin aldığı kararları meşrulaştırıcı bir araç olarak görülemez. Aksine tüm ülkelerin temsil edildiği Genel Kurul'un Güvenlik Konseyi'ni yetkilendirdiği bir reformu tercih etmek zorundayız. Konsey'de dini temsil noktasında Müslüman, Hıristiyan, Musevi, Budist hepsi olmalı. Dönüşümlü olarak 193 BM üyesi ülke, küresel kararlarda söz hakkına kavuşmalı. Güvenlik Konseyi'ne seçilen devletler sadece yetki sahibi olmayacak, aynı zamanda sorumluluk sahibi de olacak ve Genel Kurul'a hesap verecekler."

***

Erdoğan'ın önerisinin en önemli yanı ise 'usul' hakkındaki önerisi.

Erdoğan, eski BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın reform çabalarının başarısızlığına işaret ederken, "O kadar kapsamlı ve çeşitliydi ki üzerinde anlaşmak ve yol almak neredeyse imkânsızdı. Anlaşıldı ki reform sürece yayılmamalı, 'tedrici' değil 'devrimci' olmalıdır. İkincil konular bir tarafa bırakılmalı, ucu açık tartışma süreçleri terk edilmelidir. Mutlaka bir takvim üzerinde ilerlemelidir" diyor.

Ve 'devrimci' bir yöntem öneriyor:

"Reform 'tek gündem' ile ve 'tek somut hedef'e yönelik başlatılmalıdır. O hedef de BM Güvenlik Konseyi üyelerinin 'veto yetkisinin kaldırılması'dır."

***

Erdoğan'ın, BMGK'da 'çoğulculuk' önerisinin gerekçelerinden söz ederken yaptığı "Dünya liderliği, dünya hükümeti arayışı hayaldir. Artık uluslararası siyaset çok kutuplu bir karaktere sahip olacak" tespiti de önemli.

Erdoğan'a göre, veto yetkisi kaldırılmadan hiçbir reform çabası başarılı olamaz.

Peki mümkün mü?

Erdoğan, "Bu gerçekçi bir plan. Asla umutsuz değiliz" diyerek, dayanaklarını özetle şöyle anlatıyor: "BM Genel Kurulu üçte iki (130 üye) çoğunlukla karar alabiliyor. Türkiye'nin de üyesi olduğu 'Konsensüs İçin Birlik' grubu, Roma Zirvesi'nde 120 ülkeyi bir araya getirebilmişti. Yine veto imtiyazı hayali kurmayan ülkeleri birleştirerek bir koalisyonu meydana getirebilir."

***

Peki, Konsey'in 5 daimi üyesi veto yetkilerini kaldıracak kararı veto ederse?

Erdoğan bunu da öngörüyor ve şöyle söylüyor: "Ancak bunun da sarsıcı sonuçları olur. Tek bir gündem üzerinden konunun yıllarca konuşulması bile önemli bir baskı unsuru haline dönüşebilir. Veto ederse, Konsey de meşruiyetini kaybedecektir. Artık BM'nin mevcut haliyle sürdürülemeyeceği ortaya çıkacaktır."

***

Erdoğan'a göre, bu 'sarsıntının' kendisi bile çok önemli bir somut sonuç: "Asıl yapılması gereken de bu sistemi sarsmak ve kendine getirmektir. Sarsıcı ve kökten bir eylem ancak böyle olur. Belki de insanlığın ihtiyacı olan budur. Yeter ki dünya bir karar alsın ve dünyanın beşten büyük olduğunu haykırsın. Bunu veto etme ayıbı da bu 5 devletin olsun. Diğer ülkeler bir araya gelebilmeyi beceremediği müddetçe imtiyaz sahibi ülkeler bu imtiyazlarından vazgeçmeyecekler. Ama bütün dünyayı Güvenlik Konseyi'ndeki bir üyenin iki dudağı arasına mahkûm edemeyiz."

***

Erdoğan esasen bütün üye ülkelere, hatta kişilere ama özellikle AB'ye ve İslam Dünyası'na tarihi bir çağrı yapıyor: "AB, sınırları dışında da aktif olmayı tercih etse, bunu başarabilir. Tek tek ülkeler, hatta tek tek bireyler itiraz etseler, inanın bu sorunlar çözülür. İslam dünyası da kendi öz eleştirisini yapabilmelidir. 'Dünya beşten büyüktür' dediğimizde, 'haklısınız' diyorlar ama kimse kürsüde bunu konuşmuyor."

***

Peki neden şimdi?

Erdoğan'ın cevabı çok yakın bir tehlikeyi işaret ediyor: "Küresel adaleti tesis etmezsek, bunca zulmün sonunda yeni bir küresel krizin patlak vermemesi düşünülemez. Korumacılık ve tepkisel milliyetçilik yükseliyor. Entegrasyon ve beraber yaşama fikrinin yerini asimilasyon veya toptan ret politikaları alıyor. Müslümanlar şiddet yanlısı gösterilmek isteniyor. Bugün, İkinci Dünya Savaşı öncesinde her ne yaşanıyorsa kendini tekrar ediyor. Ticaret savaşlarından diplomatik ve istihbarat savaşlarına kadar her türlü mücadele gerilimi artıyor. Bu gerilim bir kıvılcıma bakar. BM bu günlerde işe yaramayacaksa ne zaman işe yarayacak?"

BM'deki kulisleri de anlattı

Erdoğan, BM'deki başarısız reform süreçlerinde yaşanan bazı 'kulis bilgileri' de paylaştı.

Konsey'in 5 daimi üyesi, veto yetkisinin alınmaması adına diğer ülkeler üzerinde baskı, kulis ve pazarlıklar yürüttü. Daimî üyelik peşinde koşan G4 ülkeleri de (Hindistan, Japonya, Almanya ve Brezilya) daimi üyelerden taviz koparma arayışına başladı. Geri kalan ülkeler de G4 ülkelerine yakınlaşma rekabetine girdi. Bu da BM üyeleri arasında yeni çıkar çatışmaları üretti. Mesela Japonya üyelik için ABD'den destek ararken, Çin engel oldu. Almanya'ya ABD sıcak baktı ama Rusya soğuk...

Erdoğan böylesi çabaları "ne siyaseten ne de ahlaken uygun" diye değerlendiriyor.

<p><span style='font-size: 1.6rem;'>Yeni varyant hızla yayılıyor... Kovid geçirip, tat ve koku kaybı

Beynimizin parmak izi, hastalıkları veya kişileri tanımak için kullanılabilir mi?

Nesli tehlike altındaki şah kartal, Ankara'da tüfekle vuruldu

Tavşanlı Höyük'te bölgenin 'endüstrileşmiş ticaret merkezi' olduğuna dair bulgulara ulaşıldı

Kesilen ağaçtan bir anda kan akmaya başladı!