• $7,4045
  • €9,013
  • 442.387
  • 1551.57
09 Ocak 2011 Pazar

Yüksek yargıda yapılanma

Metin Taş-Sezgin Özcan
Metin Taş-Sezgin Özcan
YAZARIN SAYFASI

Tutukluluk sürelerine sınırlama getiren Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (CMK) 102. maddesindeki düzenlemenin yürürlüğe girmesiyle birlikte cezaevlerinde tutuklu olarak bulunanlardan bazıları salıverildi. Salıverilen kişilerden bazılarına isnat edilen suçlar tüyler ürpertici nitelikte.

Konu hakkındaki haberlerin basında yer almasının ardından beklendiği üzere, kamuoyunda ciddi tepkiler ortaya çıktı. Köşe yazıları, açık oturumlar ve demeçler havalarda uçtu. Öyle ki, sade vatandaşın iyice kafası karıştı. Oluşan bu 'uygun' iklimin ardından gerekenin yapılacağı yönünde açıklamalar yapıldı. Sorunun çözümü için bulunan formül, Yargıtay'da daire sayısının artırılması. Bu arada hazır el değmişken Danıştay için de aynı formülün uygulanması söz konusu.

YARGITAY CEPHESİ
Yargıtay'ın iş yoğunluğu yeni ortaya çıkan bir sorun değil. Yıllardır görüşülüp tartışılan bu soruna çözüm de geliştirilmiş durumda. Konunun çözümü amacıyla 2005 yılında Bölge Adliye Mahkemeleri kurulmasını öngören 5235 sayılı Kanun yürürlüğe girdi. Ancak, hazırlık yapılması amacıyla bu mahkemelerin faaliyete geçmesi 2 yıllığına ertelendi. 2007 yılında ise 2010 yılına kadar tekrar ertelendi.

Aradan geçen 5 yıllık sürede en azından dava açısından yoğun olarak büyük illerde uygulamanın 'pilot' olarak başlatılması ve zamanla yaygınlaşması mümkünken bunun tercih edilmemesi, bu güne gelinmesine neden oldu. Yargıtay yetkilileri de, bu noktaya dikkat çekiyor ve Yargıtay'da yeni daire kurulmasının tek seçenek gibi görülmesine anlam veremediklerini belirtiyorlar.

DANIŞTAY CEPHESİ
Danıştay cephesinde durum biraz değişik. Adli yargıdan farklı olarak, idari yargıda 'istinaf' sistemi yıllardır yürürlükte. Yani Danıştay'ın iş yoğunluğunun sebebi istinaf sisteminin olmaması değil.

Danıştay'ın iş yükü her geçen yıl daha da artıyor. Örneğin 149.141 adet dosya 2008 yılından 2009 yılına devredilmiş durumda. 2009 yılında gelen dosya sayısı ise 124.464. Bu dosyalardan 105.143 tanesi sonuçlandırılmış. Bunun sonucunda 2010 yılında devredilen dosya sayısı 168.462 olarak gerçekleşmiş durumda. 2010 yılının Ekim ayı sonu verilerine göre 197.508 dosya sonuçlandırılmamış. Bu durumda 2011 yılına devredilen dosya sayısının 200 bin civarında olduğu anlaşılıyor.

DANIŞTAY'IN ÖNERİSİ
Yukarıda kısaca özetlediğimiz verilere bakıldığında 'bir şeyler' yapılması gerektiği açıkça anlaşılıyor. Nitekim, Danıştay Başkanlığı da bu gerekliliği ciddiye alıp bir çalışma yapmış. Söz konusu çalışma 11 maddelik bir kanun tasarısı taslağı. 2575, 2576 ve 2577 sayılı yasalarda bazı değişiklikler yapılmasını öngören bu taslak, deyim yerindeyse 'anahtar teslimi' niteliğinde.

Söz konusu taslak metinde, değişikliklere ilişkin madde metinleri titizlikle kaleme alınmış, genel gerekçe ve madde gerekçeleri diğer düzenlemelerde fazlaca göremediğimiz kadar açıklayıcı olarak yazılmış. Önerilen yasa değişikliklerini incelediğimizde, bunların hayata geçmesi halinde, Danıştay'a gelen yıllık dava sayısının 50.000 civarında azalacağı tahmin ediliyor.

Söz konusu taslak, yeni de değil. Yani, yüksek yargıda değişiklik yapılmasının gündeme getirildiği bugünlerde, 'refleks' olarak yapılan bir çalışma değil. Taslak, özenli bir çalışma sürecinin ardından kaleme alınmış ve 8 Şubat 2010 tarihinde Adalet Bakanlığı'na gönderilmiş.

Yani, iş yoğunluğuna karşı her iki yüksek yargı organının da objektif özellikte 'alternatif' önerileri var. Amaç 'üzüm yemekse' dikkate alınmasında yarar var...

Ölünceye kadar bakma sözleşmesi
MİRASÇILIK ve miras geçişi, miras bırakanın ölümü tarihinde yürürlükte olan hükümlere göre belirlenir. Ölünceye kadar bakma sözleşmeleri, ivazlı tasarruflardan olup, kural olarak mirasçılar tenkisini isteyemezler. Ancak, mirasbırakanın açıkça saklı payların ihlali kastıyla yaptığı ölünceye kadar bakma sözleşmeleri tenkise tabi tutulabilir.
(Yargıtay 16. H.D. E: 2010/2402, K: 2010/2627)

Miras paylaşımında ortak malların durumu
26.12.2010 tarihli yazınız önemli bir konuya değiniyordu. Bir noktayı daha yazarsanız miras hukuku açısından da önemli bir açıklık getirmiş olursunuz. Sizin verdiğiniz örnekle, evlilik içinde alınan bir gayrimenkul kadının üzerine tescil ettirilmişse ve erkek bundan sonra vefat etmişse, miras paylaşımında bu gayrimenkul hesaba katılır mı? Günümüzde boşanmaların çok arttığı ve birçok kişinin ikinci evliliğini yaptığı düşünülürse, özellikle ilk evlilikten olan çocuklar ve geride kalan eş açısından bu önemli bir soru. Ferda Kaya
Medeni Kanun'a göre, evlilikten önce edinilen mallar ile evlilik süresince 'miras' yoluyla edinilen mallar, edinilmiş mallara katılma rejimi dışında. Buna göre, evlilik birliği içinde alınan ve kadının üzerine tescil edilen gayrimenkul, kocanın ölümü ve kadının yeniden evlenmesi halinde kadının malı sayılıyor.
Ancak, ölen ilk kocanın başka mirasçısı varsa (çocuk veya torun) bu gayrimenkul için tenkis davası açabiliyor. Yani, diğer mirasçıların itirazı halinde ölenin (kocanın) söz konusu mal üzerindeki payı da mirasa dahil edilebiliyor.

GÜNÜN SÖZÜ
'Dün ile bugün arasında bir kavga çıkarsa kaybeden yarın olur.' (Churchill)

<p>Türkiye'de yeni bir siyasi partiye ihtiyaç var mı?</p><p>HDP tabanı hangi olaylar sonrasında part

HDP kapatılacak mı?

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Yılanların yuttukları dev canlılar

Simpsonlar yine şoke etti! Bunu da bildiler