• $13,5737
  • €15,3747
  • 771.847
  • 1809.65
14 Eylül 2013 Cumartesi

Liberallerin öfkesi Apo’ya

KCK’nın çekilmeyi durdurma kararı çözüm sürecine karşı olan cepheyi sevindirdi, demokratikleşme paketi ise üzdü. Bu yüzden olsa gerek, henüz üzerinde yapılan çalışmalar tamamlanmamasına rağmen paketi itibarsızlaştırmaya çalışıyorlar. Paketin, Kürtlerin beklentilerini karşılamayacağını savunuyorlar. 
BDP ve KCK tarafından pakete muhtemel itirazlar gelebilir. Bu çok normal. Politikanın doğasında var; siyasiler beklenti ve taleplerini en yüksek noktada tutarlar. 
Ancak demokratikleşme paketi Kürtleri tatmin etse bile bazı liberalleri, solcuları ve medyadaki faşist kalemleri kesmeyecek. 
Onların derdi üzüm yemek değil, her zamanki gibi bağcıyı dövmek. 
Sürecin başarısızlığa uğraması arzusuyla dolu olduklarından, mantıklı, yapıcı eleştiri geliştiremiyor, muhalefet yapamıyorlar; ilk günden itibaren sürecin zorluklarını, sıkıntılarını istismar etmeye, öne çıkarmaya çalışıyorlar. 
Bu süreci başlatan siyasal iktidarın Kürtleri oyaladığını, kandırdığını öne sürerek Kandil’i süreçten vazgeçirmeye çalıştılar. 
Demokratikleşme paketinin açıklanması arifesinde yine iktidarın, Kürt hareketine karşı “Böl-parçala-yönet” politikası güttüğünü dile getirmeye başladılar. 
Oysa sürecin İmralı merkezli başlatıldığını, Kürt hareketinin de bu merkez etrafında sürece dahil edildiğini gayet iyi biliyorlar. 
Ama Kürt sokağında “böl-parçala-yönet” klişesinin alıcısı çok olduğundan, liberallerimiz gerçeklik kaygısı taşımadan bu iddiaları ortaya rahatlıkla atabiliyor. 
Bence süreç tam aksini gösterdi; bu çevreler, çözüm sürecinin başladığı ilk günden itibaren telaşla İmralı’yı itibarsızlaştırmaya, Kürt hareketinde çatlak yaratmaya çalıştılar. 
Kendi akıllarında olanı, AK Parti’ye mal etmeye çalışıyorlar. 
“Öcalan’ı AKP’ye yakın bir STK yetkilisi” gören ve göstermeye çalışan bence AK Parti değil, liberaller. 
Açıktan söyleyemedikleri bu sözleri başkalarına söyletmek için az çırpınmadılar. 
Uzun süredir kıvranıp söyleyemediklerini sonunda piyasada dolaşıma soktular. 
Bunun altını özellikle çizmek istiyorum; liberaller, “Öcalan’ın AKP’ye yakın STK yetkilisi olduğu” sözünü piyasaya çok kurnaz bir şekilde sürerek, İmralı’yı alttan alta itibarsızlaştırmaya çalışıyorlar. 
Bütün öfkeleri Abdullah Öcalan’a yönelik. 
İmralı’nın AK Parti’yi kurtardığını, çözüm sürecinin Başbakan Erdoğan’ı güçlendirdiğini düşünüyorlar. 
Bu sürecin sonunu getirmek için de yapmadıkları çirkeflik kalmadı. 
Şimdi de “üçüncü taraf olmadan, süreç yürümez” propagandasını yapıyorlar. 
“Üçüncü taraf” ne demek oluyor? 
Çözüm sürecini meselenin tarafları başlattı, onlar yürütüyor. 
Üçüncü bir taraf masada yerini alarak sürecin hakemi mi olacak? 
Oslo ve Habur sürecinde zaten üçüncü bir güç vardı ama süreç yürümedi. 
Üçüncü taraf, masada üçüncü bir gücün olması demektir. 
Bu sürecin özelliği ise “çözümün biz bize” olması. Abdullah Öcalan, bunun önemini BDP lideri Demirtaş’a ayrıntılı olarak açıklayıp, “Biz bize çözümü başaramazsak tarihi bir fırsatı kaçırırız” demişti. 
“Üçüncü taraf” talep eden liberallerin amacı sürece üçüncü bir gücü daha dahil etmek anlaşılan. 
Benim için merak konusu olan liberallerin bunu hangi güç adına talep ettikleri. 
Bunu öğrenirsek “bizsiz barış yapamazsınız” diyen ve çözüm sürecini sabote etmek isteyen gücü de tanıyacağımıza inanıyorum.  

<p>Peki, Türk Devletleri Teşkilatı'nın hedefi ne? Erdoğan'ın Türkmenistan ziyareti teşkilat için yen

BAE ile yeni dönem... Mısır ve İsrail ile ilişkiler normalleşir mi?

Yunus polislerinin zorlu eğitiminden kareler

Misafirlerini kendi tasarladığı 'dönen ev'de ağırlıyor

Çöpe gidecek malzemeleri dönüştürüp dünyaya pazarlıyor