• $13,4726
  • €15,2894
  • 793.592
  • 2011.16
19 Ocak 2017 Perşembe

TAŞRA-ŞEHİR ESKİ-YENİ, YOL-YOLCU

1

Kadim kültürde insanlık varoluşunu anlamlandırabilmek ve/veya anlatabilmek için şu üç soruyu sürekli gündemde tutmuştur.

Nereden?-Nerede?-Nereye?

Böyle olunca insanlığın akışı; taşradan şehre doğru, eskiden yeniye uzanacak şekilde gelişmiş, buna paralel olarak insanın önüne hep bir kat edilecek yol çıkmıştır. Yol olduğunda da yolcu kendiliğinden var olmuştur.

Bu gelişmenin doğası gereği de bazı yollar ve bazı mekanlar önem kazanmıştır tarih içinde;

Başka bir söyleyişle tarihi gelişmeler kimi yolları önemli kılarken, o yolları oluşturan, kat eden yolcuyu, yolcuları ön plana çıkarmıştır.

Bu bağlamda; bugünkü Türkiye sakinlerinin geçmişine baktığımızda, onlar için kat edilecek yol doğudan batıya doğru ilerleyen ve İstanbul’a ulaşan bir güzergâh olarak karşımıza çıkar.

“… 960’ta Cend’e inmesiyle başlayan, 1040’ta Damdanakan Meydan Muharebesi’yle çağıldayan tarihin akışı, pek çok farklı aşamadan geçerek, 1453’te İstanbul’un fethiyle, içinde sükûnete ereceği, öngörülebilir bir hayatı inşa edeceği bir mekanı…” bulan Türkler/Osmanlılar/Müslümanlar, her ne kadar İstanbul’dan sonra da Batı’ya ilerlemeye devam etmiş olsalar da, İstanbul’dan sonraki yolu hiçbir zaman ana yol olarak görmemişler, İstanbul’dan başka bir mekanı da birincil seviyeye çıkarmamışlardır.

Yani bir anlamda atalarımızın Doğu’dan-Batı’ya uzanan yolculuğu İstanbul’da bitmiştir.

Orta Asya steplerinden yola çıkan yolcunun vardığı son nokta İstanbul olurken, asırlara uzanan bu süreç içinde Asya-Afrika-Avrupa kıtaları, onlarca, yüzlerce farklı coğrafya, binlerce yerleşim yeri hep taşra kalmış, sadece İstanbul şehir olarak görülmüştür.

2

Bugün de Türkiyeliler için şehir İstanbul’dur, gerisi taşradır.

Her ne kadar coğrafi anlamda yol bitmiş, yolculuk anlamsız hale gelmiş olsa da; medeniyet yolculuğu, iç yolculuk, öngörülebilir (yani adaletli) hayat anlayışı, coğrafyayı mekana çevirme duygusu, sükûnet ihtiyacı bitmemiştir/bitmemelidir.

Bu vadide yolculukları/arayışları sürdürebilmek adına; yazının girişindeki üç soruya döndüğümüzde (dönmeliyiz de), her üç sorunun da bizi İstanbul’a çıkardığını görebiliriz.

Daha sarih bir şekilde ifade edersek;

Bugün Türkiyeliler olarak bizler (ontolojik ve ahlaki vecheleri bir tarafa) nereden?-Nerede?-Nereye? Sorularının cevabını İstanbul’da buluruz.

Nereden geldik? Osmanlı’dan yani İstanbul’dan.

Neredeyiz? Türkiye Cumhuriyeti’nde yani İstanbul’da.

Nereye gidebiliriz? Bağımsız ve güçlü Türkiye’ye yani İstanbul’a.

3

Hal böyleyken;

Türkiye her anlamda saldırı ve kuşatma altındayken;

Türkiye’nin varlığını koruyabilmesi, kendisiyle beraber diğer Müslüman ve mazlum milletlere önderlik ve rehberlik edebilmesi için İstanbul’un ayağa kalkması gerekir.

İstanbul tarihin ve zamanın kendisine yüklediği sorumluluğun bilincinde olarak üzerine düşen mesuliyeti ifa etmesi gerekir.

Peki bugün İstanbul bu yükü taşıyacak sıklette midir?

İstanbul, 1700’lü yılların başlarından itibaren Batı karşısında alınan yenilgiler karşısında, bu yenilgileri salt teknik gelişmeye bağlayan bu nedenle de Yusuf Akçura’nın “Bize filozof değil, demirci lazım” deyişiyle özetlenebilecek Batılılaşma anlayışından vazgeçerek asli hüviyetine dönebilecek midir?

Doğrusu her gün yenileriyle karşılaştığımız yüksek katlı binalarıyla İstanbul’a baktığımızda hâlâ ‘demirci’nin hakimiyetinin devam ettiğini görsek de;

İstanbul’a güvenmekten vazgeçemeyiz.

İstanbul’u beklemeye devam edeceğiz, vesselam.

(Not: Parantez içleri İhsan Fazlıoğlu’na ait olup, bu vesileyle kendisine selam eder, yeni kitabı Nazari Ufuk’u tebrik ederim.)

<p class='MsoNormal'>Top ustası bu sevimli köpeği mutlaka 'GÖRMELİSİN'</p>

Top ustası sevimli köpeği GÖRMELİSİN

Piton ve timsahın ölümcül mücadelesi! Görenler dehşete kapıldı

Vücudu koruyup virüsleri öldürüyor! İşte o muhteşem besin ve faydaları

Karın ağrısı ile doktora gitti! Midesinden çıkanlar şoke etti