• $7,5345
  • €8,9837
  • 411.286
  • 1541.98
15 Aralık 2014 Pazartesi

‘İslamcılık’ üzerine tartışmalara dair (2)

3

Aynı bağlamda İsmail Kılıçarslan da diyor ki 9 Aralık tarihli yazısında;
“Şurası kesin: 150 yaşında bir savunma ideolojisi olan İslamcılık, hem dünyada hem de Türkiye’de tasfiye edilmek isteniyor.” Uzun bir tahlilden sonra da yazısını şu cümleyle bitiriyor: “Mevcut iktidar mevcutken ‘yeni İslamcılık’ın doğma ve büyüme şansı var mıdır? Türkiye İslamcılığının kaderini bu soruya ‘evet’ cevabı verebilmek belirleyecektir.”
Bu çok yerinde ve hayati bir sorudur ve üzerinde fazlasıyla kafa yormayı hak eden bir sorudur.
Kılıçarslan ‘yeni’ olarak vasıfladığı İslamcılığın varoluşunu siyasi iktidara bağlamışken;
Siyasetin ve siyasetçilerin bu işin neresinde durduğuna dair,
Katkı olsun diye Hüseyin Besli’nin bir gazeteye verdiği mülakatı hatırlayabiliriz.
Besli söz konusu mülakatta, Tayyip Erdoğan’dan bahisle: “... hâlâ aynı dili kullanıyor. Neden biliyor musunuz? Dışarıda bir merkez icat etti bir nevi. Başlangıçta Türkiye içindeki merkeze; oligarşik, derin devlete karşı duruyordu. Şimdi ise dışarıda, BM nezdinde saldıracağı bir merkez yarattı. ‘Dünya 5’ten büyüktür’ derken... BM’ye ‘bu haksızlık’ derken... Gazze derken, ‘One minute’ derken... Dünyadaki merkeze karşı yine ötekileştirilenlerin, kenarda olanların, mazlumların dilini kullanıyor...”
Doğrusu AK Parti, iktidara geliş mücadelesinde ve on yılı aşkın iktidarında Türkiye İslamcılarının geçmişte ürettiği entelektüel birikimi kullandı ve bir anlamda da tüketti. Kılıçarslan’ın sorusu bu bağlamda anlamlıydı.
Ancak Besli’nin işaret ettiği dışarıda oluşturulan merkez ve bu merkeze karşı sürdürülecek mücadele için siyasete yeni yığınak ve teçhizat gerekmektedir.
Bu ihtiyaç ayan beyan kendini göstermektedir.
‘Hayat boşluk kaldırmaz’ prensibi gereği siyaset istemese bile entelektüel camia tabiatı gereği bu yeni duruma ilişkin üretimini artırarak sürdürecektir.
Kaldı ki siyasette ister istemez yeni yol ve ‘yeni dünya’ için gerekli tedariki sağlamak amacıyla etrafına bakacak ve arayış içinde olacaktır.
Sadece bu ‘arayış’ bile başlı başına bir motivasyon sağlayacaktır İslamcıların daha kapsayıcı, daha evrensel, daha insani değerler üretebilmeleri için.
Naçizane kanaatim o dur ki; dünya bir sıkışıklık içersindedir ve dolandığı düğümü çözmek için yeni bir söze ihtiyacı vardır.
Sıkışıklığa sebep olan çevreler, günümüzün hakim anlayışları (Hıristiyan ve Yahudi) olduğuna göre, sebep olandan çözüm çıkmayacağı varsayımla... Yeni söz söyleme ihtimali ve imkanı İslami camianındır.
Bugünün İslam âlemine baktığımızda böyle bir kapasite ve donanım Türkiye İslamcılarında gözükmekte ve bir sorumluluk olarak onları tarih önünde sıkıştırmaktadır.
Biraz derinlemesine baktığımızda Türkiyeli İslamcıların bunun farkında olduğunu ve bu farkındalık içinde bir şeyler yapmak adına çaba gösterdiklerini söylemek mümkündür.
4
Ayrıca Tayyip Erdoğan’dan sonra AKk Parti Genel Başkanlığı’na ve Başbakanlığa Ahmet Davutoğlu’nun gelmesi Türkiye’de İslami camianın ‘çölleşme’ye uğramaması açısından başlı başına bir şanstır.
Çünkü Davutoğlu, bu ‘yeni dünya’ siyasetinin entelektüel bir çevreye dayanmadan yapılamayacağını ve sürdürülemeyeceğini en iyi bilecek kişilerden birisidir.
Bu bağlamda yaptığı akademik çalışmaları şimdi siyaset eliyle pratiğe indirgeme imkanına sahiptir. Davutoğlu’nun şahsında temerküz eden bu imkan aslında Türkiye’nin imkanıdır.
Kısa Başbakanlık döneminde Davutoğlu’nun Kürt ve Alevi meselesinde ortaya koyduğu performans ve söylem Türkiye’nin geçmişiyle hesaplaşması olduğu kadar, İslamcıların da kendi geçmişleriyle ve bu coğrafyaya ait kadim problemlerle yüzleşmelerinden başka bir şey değildir.

<p>Samsun'da eski eşi E.M.'yi sokak ortasında 5 yaşındaki kızlarının önünde öldüresiye döven İbrahim

Samsun'daki caninin ifadesi ortaya çıktı: Bir anda gözüm döndü ve sinir krizi geçirdim

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Iğdır'da esnaf ziyareti yaptı

Mavi Vatan 2021 Tatbikatı'nın Seçkin Gözlemci Günü başladı

Başkan Erdoğan, Mavi Vatan 2021 Taktik Tatbikatı'na canlı bağlantıyla katıldı