• $7,3553
  • €8,9471
  • 439.064
  • 1541.32
21 Nisan 2012 Cumartesi

Türk ailesinin yeni hakimi çocuklar

Hülya Yıldırım
Hülya Yıldırım
YAZARIN SAYFASI

Türk kültürüne has davranışların incelendiği araştırma zincirinde bu kez 'Türkiye'de çocuk olmak' ele alındı... Sonuçlar çarpıcı! Türk aile yapısında çocuk, doğduğu andan itibaren ailenin karar alma mekanizmasına yön veriyor. Avrupa'daysa çocuk, ailenin aldığı kararlara göre davranmak zorunda!

"cocuk.jpg"

2012 yılı boyunca gündelik hayatın farklı alanlarına odaklanarak Türk kültürüne has davranışların, olaylara verilen tepkilerin ve bakış açılarının incelendiği 'Türkiye'nin Aklını Okuyoruz' araştırmasının  3. ayağının konu başlığı 'Türkiye'de çocuk olmak'... Araştırmaya; Türkiye'de çocuk eğitimi ve ebeveynlik ilişkisi üstüne yazılmış makale, tez ve kitaplar incelenerek başlandı. Ardından 228 anaokulu öğrencisiyle görüşme yapıldı ve çocukların anneleriyle bir araya gelinerek, aynı konu uzman pedagoglar tarafından bir de onların ağzından dinlendi.
Araştırmadan elde edilen verilere göre, Türkiye'de çocuk olmak; 'oyun oynamakta olan çocuğuna, oyunu bırakıp eve gelmesi için seslenen annenin yüksek perdeden buyurgan sesine' veya 'terlemiş mi diye bir anda çocuğun sırtından içeri giren teklifsiz anne eline' aşina olmak demek... Bir kadın için çocuk sahibi olmak ise; hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı anlamına geliyor. Türk kadını anne olur olmaz, yepyeni bir ruh haline giriyor ve yaşam tarzını değiştiriyor. Bu nedenle, Türkiye'de anneler ne kadar 'kutsal' ise çocuklar da o kadar 'dokunulmaz'lar.
Türkiye'nin aksine, Batılı toplumlarda çocuk bir birey kabul ediliyor ve hayat, 'küçük insan'ın aileye katılımıyla olağan seyrinde devam ediyor. Bu yapı içinde çocuklarla yeri geldiğinde tartışarak, yeri geldiğinde konuşarak pazarlık ediliyor. Bu nedenle çocuk ailenin sosyal hayatının devamlılığı için engel oluşturmuyor. Biz Türkler ise yanlarında çocuklarıyla dağ yürüyüşlerine giden ya da müzik festivallerine katılan yabancıları garipsiyoruz. Çünkü Türkiye'de, çocuk             -özellikle yüksek eğitim ve gelir seviyesindeki aileler için- daha doğmadan hayatın merkezine oturuyor. 
2010 yılı verilerine göre nüfusun yüzde 10'unu oluşturan, 3-7 yaş arası çocukların Türk tüketicisi üzerindeki etkileri saymakla bitmiyor. Bu yaş aralığındaki çocukların tüketim alışkanlıklarını inceleyen gelişim psikolojisi uzmanları Valkenburg ve Cantor'a göre çocuk gelişiminde bu aralık 'sürekli isteme ve pazarlık etme' davranışıyla belirleniyor ve isteği karşılanmayan çocuk ebeveynleriyle çatışmaya başlıyor. Çatışma ise hep çocuğun zaferiyle sonuçlanıyor.

Çocuğa sınır koymak! Ama nasıl?
Yazıda bahsi geçen araştırmadan da anlaşılacağı gibi, bizler 'çocukerkil' aileler olma yolunda ilerlemekteyiz. Çocuklarımız bizi parmağında oynatıyor; biz çocuklarımızı değil, onlar bizi yönetiyor. Çocuk, anne babasını model alan, onu taklitle öğrenen, kurallara ihtiyaç duyan ve en önemlisi de büyüme ve gelişmesi 20'li yaşların ortasına kadar süren bir varlık. Yani gelişimi ve dolayısıyla da kendine yeterliliği bu vakte kadar tam değil.
Uzmanlar, '14 yaşına kadar çocukların yöneticisi ebeveynler olmalı' diyor. Sonrasında ise ipleri esnetmekte fayda var. Zaten 18 yaşında yasal olarak da bir birey... Fakat bilim bize ruhsal duygusal, beyinsel gelişimimizin 24-25 yaşına kadar devam ettiğini söylüyor. Ki, ergenlikte olan biten sıkıntıların çoğu da gelişim sürecinin sancıları zaten.
HER ÇOCUK BİR BİREYDİR!
Yeni aile yapımız aslında bir geçiş sürecinin sonucu. Biz şimdiki anne-babalar kendi çekirdek ailemizde genellikle 'birey' olarak algılanmadık... Oysa her doğan bebek, bir bireydir; olduğu gibi harikadır ve kendini olduğu gibi ifade etmelidir. Çocuk ayına-yaşına uygun sınırlara-kurallara ihtiyaç duyar.
Peki, dengeyi nasıl kurcağız? Çocuk, uygun kurallara ihtiyaç duyduğuna göre, çocuğumuzun ayına-yaşına uygun gelişimsel özelliklerini bilmemiz şart! İkinci nokta, kendine özgü bir birey olduğuna göre, büyük çocuğunuza 10 yaşında uyguladığınız yöntemi, küçük çocuğunuz 10 yaşına geldiğinde aynen uygulamanız uygun olmayacaktır. Sonuçta, anne-babalığımız kişiye, çocuğun yaşına ve de yaşadığımız çağa özel olmalı.
Tabii bir de ailenizin sosyokültürel, ekonomik yapısı ve çevrenin özellikleri çocuğunuza koyacağınız kurallarda etkendir. Anne-babanın özellikleri de çocuğa çizilen sınırları ve konulan kuralları birebir etkiler.
Bu yüzden çocuğa sınır koymak konusunda anne-babalar birbirleriyle çok çatışırlar ki, bir kural koyarken önce anne-babanın görüş birliği içinde olması şarttır.
NİÇİN 'HAYIR' DİYORSUNUZ?
Çocuğa koyduğunuz sınırların, kuralların gerekçelerini çocuğa yaşına uygun olarak anlatabilmelisiniz... Yani, hayır dediğinizde neyi kastettiğinizi çocuğa anlatabilmelisiniz. Ve bu hayır'lar ertesi gün evet olmamalı. Aile büyükleri de bu hayırlara mutlaka uymalı. Yani, annenin 'Hayır' dediğine, baba 'Evet' diyorsa, çocuk iki ebeveyni de takmayacaktır.
Sonuçta, çocuğa koyduğunuz kurallar, keyfi olmamalı. O anki ruh halinize göre kural koymamalısınız. Çocuğun onurunu çiğnememelisiniz. Ayrıca, konulan kuralları çocuğun gelişim sürecini takip ederek esnetebilmelisiniz... Örneğin, her akşam 21.00'de uykuya giden bir çocuk, çocuklu bir misafiriniz geldiğinde saat 22.00'de uykuya gidebilmeli.
Haftaya bu konuya kaldığımız yerden, örnekler ve uzman görüşleri de vererek devam edeceğim. Sizlerin de 'çocuklarınıza sınır koymak' konusunda yaşadığınız sıkıntıları ve görüşlerinizi bekliyorum. 
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'mız hepimize kutlu olsun, mutlu olsun...

<p>Kocaeli’nin Darıca ilçesinde, dükkanın önünde oturup döner ekmek yiyen Sebahattin Emek̵

Kocaeli'de içleri ısıtan görüntü: Koluna konup dönerine ortak oldu

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Diyarbakır'ın ''çılgın projesi''ndeki ilerleme üreticiyi sevindirdi

Mutfakta işinizi yarayacak pratik bilgiler! Yumurtayı pişirirken içine buz atarsanız...