• $9,53
  • €11,1111
  • 549.36
  • 1509.2
4 Haziran 2016 Cumartesi

Türkiye’nin söylem üstünlüğü

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yurtdışı ziyaretlerinin genellikle üç ana unsuru oluyor. Birincisi, uluslararası ilişkilerin gereği olarak ülkelerarası münasebetleri geliştirmeyi amaçlayan resmi temaslar. İkincisi, işadamlarının katıldığı iş konseyi toplantıları. Üçüncüsü ise, ya bir üniversitede ya da bir strateji enstitüsünde yapılan toplantılar... İlk ikisinin çerçevesi siyasi ve ekonomik. Fakat üçüncüsü, Cumhurbaşkanı’nın ve ürettiği makro siyasetin felsefesini içinde barındıran, paradigma eleştirisi içeren ve Türkiye’nin dünyaya sunduğu sistem reçetesini mündemiç toplantı formatı oluyor. Bu toplantılar genelde akademisyenlere, stratejistlere, öğrencilere ve işi fikir ve politika üretmek olan kesimlere açık oluyor.

Medyatik değeri diğerleri kadar etkin olmasa da, aslında siyasi ve ekonomik alanın temelini oluşturan fikir kapsülü o toplantılarda açığa çıkıyor. Erdoğan’ın bu tür buluşmalarda yaptığı konuşmanın temel tezi, istisnasız tüm dünyayı ilgilendiren küresel sistemik sorunlar oluyor. Endonezya’dan, Küba’ya, Cibuti’den Bosna’ya, dünyanın uzak köşelerindeki farklı salonlarda benzer etkiyi yaratan bu konuşmalarda Erdoğan’ın kullandığı bir cümle, salondaki her zihne ve kalbe güçlü bir şekilde dokunuyor. Erdoğan’ın temsil ettiği siyasetin hemen tüm kodlarını barındıran o cümle, ‘Dünya beşten büyüktür’ cümlesi... Kimileri için sadece bir siyasi slogandan ibaret gibi görünse de, aslında 21. yy’da uluslararası sistemin güçlü eleştirisini içeriyor.
Cumhurbaşkanı o cümleyi söylerken, gayri ihtiyari gözünüzü salondaki dinleyicilere çevirdiğinizde, o üç kelimenin harekete geçirdiği mimikleri görüyorsunuz. Beden diline yansıyan kıpırdanmaların ardında, hakikatin tescili yatıyor. O anlar, dinleyicilere aslında bildiğini ‘idrak etme’nin farkındalığını yaşatıyor. Tüm dünyanın kaderinin, Birleşmiş Milletler’deki beş daimi üyenin iki dudağı arasında olduğu çarpıklığını haykırmanın haklılığı zihinlerde anlam bulmaya başlıyor. Ardından, Afrikalıların, Müslümanların, Latinlerin ya da başka temsil gruplarının neden karar mercilerinde olmadığı fikri, benlik idraklerini sarsıyor. Gerçekle tahayyül arasındaki o araf, kısa bir süre sonra beş daimi üyenin dünyadaki gölgesinin boyutlarını herkese yeniden hatırlatsa da, salondakiler o haykırışla bir kere tanışmış oluyor.
Küresel sistemde bu ‘kral çıplak’ haykırışının, bir süre sonra dalga dalga yayılması kaçınılmaz. Özellikle dünyadaki sistemik yapının mağduru ülkelerin liderlerini cesaretlendiriyor bu söylem. Tabiatın bir kuralı var; herhangi bir düşünce ya da eylem belli bir sayısal eşiğe ulaştığında geometrik biçimde artan etkiler yaratıyor. Cumhurbaşkanı’nın yurtdışı ziyaretleri, biraz da bu geometrik etkiyi artırma gücüne sahip. Jakarta’da anlam bulan düşünce, bir sonraki uluslararası ziyarette Havana’da yankılanıyor.
Üstelik burada önemli olan, Erdoğan’ın sadece bir haykırışta bulunması değil. İslam dünyasının üç yüzyıldır, tanımlanarak kontrol altına alınma keyfiyetinin sarsıntıya uğraması. Türkiye’nin kendi tezini kavramsallaştırabilme ve buradan hareketle dünyayı tanımlayabilme üstünlüğünü kazanmış olması. Zira kavramsallaştırma, eylemin bir önceki aşamasını teşkil ediyor. Batı, gücünü dünyaya yayarken, önce muhataplarını tanımlamış, sonra da onları bu tanımlara inandırmıştı. Türkiye’nin vicdanî sesi, fiili etkisini hemen bugün göstermese bile, hakikatin kelimelerin elbisesini kuşanmış olması dahi şimdilik çok önemli bir aşama.

<p>Yere yatırıp yumrukladılar. Polis  şiddetinin görüntüleri çevredekiler tarafından kaydedildi. Sos

Polis şiddeti tepki çekti

Kepçe ile yol kapatıp drift yaptılar

Muğla'daki fosil alanında yeni buluntulara ulaşıldı

''UÇBEY''in ilk kez kullanıldığı operasyonda gri listedeki terörist vuruldu