• $9,262
  • €10,7921
  • 526.391
  • 1409.56
6 Mayıs 2017 Cumartesi

Sömürgeciliğin Hindistan fotoğrafı

Dünyanın doğusuna da güneyine de, nereye giderseniz gidin, gittiğiniz ülkenin ya da karşılaştığınız toplumun kendi dinamiklerinden önce Batı sömürgeciliğinin bıraktığı izlerle karşılaşıyorsunuz. Afrika’da sömürgeciliğin izleri başka türlü iken, Asya’da çok farklı olabiliyor. Batı standardının farklı sosyal yapılarda nasıl aksülamel bulduğunu görüyorsunuz bu çeşitlilikte.

Hindistan da, İngiliz sömürgeciliği ile, 18.yy’da East India Company’nin faaliyetleriyle tanıştı. Her ne kadar daha önce Portekiz ve Hollanda başta olmak üzere diğer Batılı ülkeler Hindistan’da egemenlik kurmak istediyse de, hiçbiri İngilizler kadar başarılı olamadı.

Hindistan’da, kast sisteminin şekillendirdiği binlerce yıllık gelenek, Batı’nın ‘sosyal adalet’ kavramıyla özetlediği standartlarla karşılaştığında elbette bazı sosyal ve dini itirazlarla karşılaştı. Fakat bu tür yerel dinamikler, İngiliz akademisince yürütülen oryantalizm çalışmalarında analiz edilip, bölgeye uygun sömürge metotları geliştirilerek etkisizleştirildi. İngilizler Hindistan’da dünyanın diğer bölgelerindeki klasik sömürgecilik anlayışından biraz farklı olarak yerel elitlerle işbirliği yapmayı denediler. East India Company ve akabinde oluşturulan Genel Valilik, bu yönde çalışmalar sürdürdü. Fakat tüm sömürgecilik faaliyetlerinde olduğu gibi Hindistan’da da, sömürgeciliğin ortak özelliği gözyaşı ve kan oldu. Nitekim İngiltere burada gücünü sağlamlaştırmak üzere Hindistan’ın üretim ve ticaret hayatını felce uğrattı. East India Company’nin tekeli sonucu yaşanan Bengal kıtlığında üç milyon kişi hayatını kaybetti.

Hindistan, tarihi boyunca ‘arzular ülkesi’ olarak tanımlandı. İnci ve elmastan gül esansına doğal hazineleri yanında, hikmet hazineleriyle de büyük güçlerin hep dikkatini çekti. İngilizler için, diğer sömürgelerde olduğu gibi buradaki hakimiyet fikri geçici bir sömürgecilik iştahına dayanmıyor, neredeyse İngiltere’nin zenginliği, Hindistan egemenliğine bağlı olarak görülüyordu. Bu nedenle Hindistan’a dair özel kültür politikaları geliştirildi. Oxford Üniversitesi başta olmak üzere İngiltere’deki akademik kurumlarda dil ve edebiyat kürsüleri açıldı.

Bengal’de bir İngiliz işadamını sırtında taşıyan bu kadın, sömürgeciliğin Hindistan’daki fotoğrafı olarak, bir karede pek çok şeyi özetliyor.

İnsan, gözünü kapatıp, Batı sömürgeciliğinin olmadığı bir dünyayı hayale çalıştığında, ‘her coğrafyanın kendi kültürel özelliklerini koruduğu bir dünya ne kadar renkli ve insani olurdu’ demekten kendini alamıyor.

Konu Hindistan olunca, madalyonun diğer tarafını çevirdiğinizde 9 asırlık bir Türk hakimiyetinin olduğunu görüyorsunuz. Yaklaşık üç bin kelimelik ortak kelime hazinesi, bu geçmişten kalan miras. Bir Hintli’yi dinlediğinizde ‘belki, billur, bülbül, nakkaş…’ gibi nice kelimenin ortak kullanımda olduğunu fark ediyorsunuz.

Müslümanların Hindistan hakimiyetinin bir başka önemli yanı daha var ki, o da İslam Medeniyeti’nin Hindistan pratiğinde ortaya çıkan yönü; Ehl-i kitap dışındaki medeniyetlerle kurulan ilişki…

Hanefi fıkhına dayanan Hindistan Müslümanlığının, ehl-i kitap olmayan diğer din mensuplarıyla kurduğu açık medeniyet ilişkisi, Endülüs’te, Osmanlı’da gördüğümüz bir arada yaşama kültürünün farklı bir yönünü gösteriyor bize. Sanıldığının aksine sadece ehl-i kitapla değil, diğer dinlerle de saygı zemininde bir ilişkinin İslam fıkıh pratiğinde yerleşmiş olduğunu görüyorsunuz Hindistan örneğinde…

İşte bu yüzden dünyanın ihtiyacı olan bir arada yaşama reçetesi İslam öğretisinin layıkıyla anlaşılmasından geçiyor.

<p>Şişli Ermeni Kabristanındaki anmaya Akşam Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Kartoğlu ve Kült

Markar Esayan'a vefa... 'Bugüne kadar geri adım atmadı, Markar yalnız değildir'

Fenerbahçe, Trabzon'a ayak bastı

Günün en çok paylaşılan fotoğrafları (16 Ekim 2021)

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Angela Merkel ortak basın toplantısı düzenledi