• $9,6153
  • €11,2367
  • 553.564
  • 1479.93
2 Mayıs 2015 Cumartesi

Medeniyetin ölçüsü nedir?


Modernleşme algımız medeniyetin ölçüsünü hep görünür alanda, kabukta arama eğiliminde. Oysa medeniyetin özü içtedir. Şayet özde varsa, bu dışarıya zaten sirayet eder. Medeniyet ne yüksek binalarda, ne bulvarlarda, ne vitrinlerde, ne de teknolojik donanımda aranmalıdır. Bir şehrin insanları üzerinden medeniyet seviyesini ölçebilirsiniz. Toplumsal yaşantı adabına ne kadar uyulduğu, metroda, otobüste, müşteri ilişkilerinde nasıl bir muameleye tabi olduğunuz şehrin, ülkenin medeniyet seviyesine dair ipuçları verir.
Sözgelimi Kapalıçarşı’da gördüğü esnaf muamelesidir bir turistin zihninde kalacak Türkiye algısı. Bireylerin davranışları üzerinden oluşan bu algılar medeniyetin göstergesi kabul edildiğine göre medeniyet eğitimle yakından alakalıdır. Nerede bir medeniyet sorunu varsa orada bir eğitim sorunu vardır. Fakat eğitimden ne anladığımız önemli kuşkusuz. Bireyin ihtiyaçlarını değil, sistemin ya da ekonomik çarkın ihtiyaçlarını gözeterek ‘eleman’ yetiştiren bir eğitim sisteminden, ‘medeni insan’ yetiştirmek zordur.
19.yy.’ın sanayi toplumunun eleman ihtiyacı üzerine kurumsallaşan eğitim sistemi ne yazık ki kısmen de olsa hala cari. Milli Eğitim alanındaki nice sorun, Nurettin Topçu’nun 60 yıl önce vurguladığı olumsuz özellikleri hâlâ bünyesinde barındırıyor; “En aşağı üç asırdan beri sarp kayalara çarpa çarpa harap olan maarif gemimiz, bugün kırık dökük bir tekne gibidir. Ancak büroya memur, eski deyimiyle kalem efendisi yetiştiriyor. Bugün talebelik artık ilim yolculuğu değil, diploma avcılığıdır.”
Gerçekten ne yazık ki, pek çok üniversite diploma büroları olarak çalışıyor. Bilgi öğrenciler tarafından bir malumat olarak algılanıyor. Oysa yeni bir bilgi bir zihne girdiğinde insanı dönüştürmüyor, insan hayatında bir tesir oluşturmuyorsa, malumattan öte geçemez.
19.yy’ın ulus-devlet merkezli eğitim anlayışına dayanan tek tip ‘makbul vatandaş’ yetiştiren sistemin, 21.yy’da bireysel farklılıkları ayırt edebilen ve bu çeşitliliğe uygun içerik sunabilen bir sisteme dönüşmesi gerekiyor.
Devirden devire, bölgeden bölgeye eğitime bakış ve metodolojik ihtiyaçlar değişse de, değişmeyen şey medeniyetle eğitim arasındaki yakın ilişki. Medeniyetlerin muallimler tarafından kurulduğunu söyleyen Topçu’nun şu cümleleri bize eğitimin değişmeyen sabitelerini özetliyor;
- “A^demogˆlunu, bes¸ikten alarak mezara kadar go¨tu¨ru¨p teslim eden, du¨nyanın en bu¨yu¨k mesuliyetine sahip insan muallimdir. Kaderimizin hakikatinin is¸leyicisi, karakterimizin yapıcısı, kalbimizin c¸evrildigˆi her yo¨nde kurucusu odur. Fertler gibi, nesiller de onun eseridir.”
- “Ders; hakikatlerin aras¸tırılmasıdır. Teknik ancak ilimlerin tatbikatı olarak onlardan sonra ele alınır. Ders okumak, bazı hayati faydaları sagˆlamak ic¸in bir vasıta degˆil, hakikatler pes¸inde kos¸mak ic¸in bas¸lı bas¸ına bir gayedir.”
- “I·lko¨gˆretimin gayesi kalbin terbiyesi, ortao¨gˆretimde gaye aklın terbiyesi, yu¨kseko¨gˆretimde ise ihtisaslardır.”
- “Orta mektep ve lisede aklın Dogˆu’dan, Batı’dan, her taraftan sızan bu¨tu¨n ıs¸ıklarıyla yu¨klu¨, metotlu hakikat aras¸tırmaları, Fa^rabi^ ve Gazali^ ile Pascal ve Pasteur’u¨ yan yana yas¸atmalıdır. Zira akıl, milletlerin sınırlarını gec¸er, bu¨tu¨n insanlıgˆı kucaklar.”
O halde eğitim, bilgi hamallığı ve diplomadan öte, bir hakikat arayışı yolculuğudur.

<p>Duygu Gecü Yüzseven'in sunduğu Sağlık Raporu programında Prof. Dr. Gürkan Arıkan sağlıklı doğumda

Kök hücre tedavisi hangi hastalıklara çare oluyor?

Nesli tehlike altındaki şah kartal, Ankara'da tüfekle vuruldu

Tavşanlı Höyük'te bölgenin 'endüstrileşmiş ticaret merkezi' olduğuna dair bulgulara ulaşıldı

Kesilen ağaçtan bir anda kan akmaya başladı!