• $9,4324
  • €10,9673
  • 547.114
  • 1510.23
14 Nisan 2015 Salı

Bilgi ülkesinin zor geçitleri

Son zamanlarda eminim çoğu kişiyi rahatsız ediyordur, internette sıklıkla karşımıza çıkan ‘yağ eritme’ ya da benzeri etiketlerle yer alan reklamlar. Üstelik bu nahoş görüntü ve içerikler bazen hiç yan yana olmaması gereken mevzularla ekranımıza gelip yerleşiyor. Dini içeriklerle mesela... Kutsala dair bütün nezahati gölgeleyen görüntüler haline gelebiliyor. İnternet ortamının bu derece denetimsizliği doğasında mı var, yoksa kontrol mekanizmasının eksikliğinden mi kaynaklanıyor?

Sorun sadece internette de değil ayrıca. Din gibi bir başka önemli konuda, sağlık konusunda, her gün televizyonlardan on binlerce bilginin muhatabı oluyoruz. Büyük bir bilgi kirliliğiyle karşı karşıya kalıyoruz. Ehil olsun ya da olmasın birçok kişi her gün sağlığa dair reçeteler sunuyor. Neyse ki Sağlık Bakanlığı bu işe el attı da, sağlık ve beslenme konusunda yorum yapan medyatik isimler için ‘ekran sertifikası ve akredistasyonu’ düzenlemesi geliyor. Ehliyetsizce ya da ticari amaçlarla insanları sağlık konusunda yanlış bilgilendiren kişilere ekran yasağı konacak olması, halk sağlığı bakımından önemli bir girişim.
Belki de tüm bunlar bilgiye ulaşmanın bu çağa özgü zorlukları. Bugün bilgi hızlı ve erişilebilir ama birçok handikabı da beraberinde getiriyor.
Bilgiye ulaşmak ya da iletişim eskiden ulaşımın ayrılmaz bir parçasıydı. İnsan tarafından taşınabiliyor ve günler alıyordu.
Mesela, İ.Ö. 490 yılında Yunanlıların Perslere karşı kazandıkları zaferin haberini vermek üzere bir haberci, Atina’ya kadar 42,195 kilometre koşuyor, orada ülkesinin zaferini bir nefesle anlattıktan sonra bitkinlikten ölebiliyordu. J.Ellul, sözün düşüşünü anlatırken bu örnek üzerinden habercinin adeta taşıdığı haberle bütünleştiğini ve onu içinden attıktan sonra sanki simgesel olarak yok olduğunu söylüyor. Bilginin aktarılabileceği tek kanal insan hafızasından destek alan sözdü.
Benzer şekilde devletlerarası sırlar yine insana emanet edilen söz üzerinden paylaşılıyordu bir zamanlar. İspanyolların fethinden önce Peru’da merkezileşmiş büyük İnka İmparatorluğu ne yazıdan ne atlardan haberdardı sözgelimi. İmparator, ülkesini yönetebilmek için görece hızlı, doğru, gizli bilgi akışına uygun insan odaklı bir sistem kurmuştu. Qito’dan Cuzco’ya boydan boya dağları devasa merdivenlerle aşan 2400 kilometrelik taş döşeli bir yol inşa etmişti. Bir konak noktasından diğerine aralıksız birbirini takip eden koşucular tarafından bu yol, saatte ortalama 10 km hızla aşılıyordu. Koşuculardan biri 20 km. sonra yoruluyor, sırası gelen ona katılarak bir müddet yanında koşuyor ve bu sırada mesaj ayrıntısıyla ezberletiliyordu. Böylece 2400 km yol 10 günde aşılıyordu.
Bilginin aktarımı insanın ulaşımına bağlıydı. İlk kez, telgrafla birlikte iletişim ulaşımdan ayrıldı. Bu yönüyle iletişimciler internetin tarihini telgrafa kadar götürürler.
Bugün bilgiye ulaşmadaki fiziksel zorluklar belki ortadan kalktı. Artık bilgi bir tık ötede. Çekmemiz gereken tek zahmet, bir bilgisayara, bir internet bağlantısına sahip olabilmek gibi görünüyor. Oysa şimdi de, bu yolun bambaşka sıkıntıları var.
Sağlık, din gibi önemli konular başta olmak üzere güvenilirlik ya da benzeri etik sorunlarla karşı karşıyayız. Hiçbir rehber olmaksızın bilgi yığınları arasında dolaşıyor, kontrolsüz bir iletişim ortamında parçalanmış gerçekliklerden hakikate ulaşmaya çalışıyoruz. Öyle görünüyor ki, önümüzdeki zamanların temel problemi iletişim özgürlüğü ile kontrol mekanizmalarının dengesini sağlamak olacak.

<p><span style='font-size: 1.6rem;'>Geçen hafta ABD merkezli teknoloji devi Apple'ın çevrim içi olar

Facebook ismini değiştiriyor mu? | TeknoZone #6

Tam 4 bin 250 yıllık! Anadolu'dan kaçırıldı, Londra'dan Türkiye'ye iade edildi

Cumhurbaşkanı Erdoğan Azerbaycan'a geldi

WhatsApp 1 Kasım'dan itibaren bu telefonlarda desteklenmeyecek