• $8,155
  • €9,7089
  • 457.312
  • 1393.24
12 Şubat 2015 Perşembe

Nasıl bir başkanlık sistemi (2)

Burhan Kuzu Hoca dün gece katıldığı bir televizyon programında, AK Parti’nin başkanlık modelinin hazır olduğunu, bu modelin esas olarak Anayasa Komisyonu’na verilen metin olduğunu, elbette tartışmalarla bazı rötuşlar yapılabileceğini söyledi.

Böylece, iktidarın 2012’deki sert eleştirilere rağmen hâlâ o metinde ısrar ettiğini öğrenmiş olduk.
Esasen ben de son yazımda, AK Parti başka bir model açıklamadıkça “nasıl bir başkanlık sistemi” tartışmasını söz konusu metin üzerinde yürütmek durumunda olduğumuzu söylemiş ve bu modelin en önemli gördüğüm iki probleminden birincisine değinmiştim; başkana verilen başkanlık kararnamesi çıkartma yetkisinden…
İkinci büyük problem ise başkana verilen Meclis’i fesih yetkisi… Bu yetki sistemin en iyi uygulandığı ABD’de yok; sistemin kötü uygulamasına örnek olarak gösterilen bazı Latin Amerika ülkelerinde ise var…
Ergun Özbudun, AK Parti’nin anayasa taslağının hazırlanmasına aktif olarak katılmış değerli hukukçularımızdan biridir. Başkanlık sistemine de karşı değildir. Ama aynı Özbudun, 2012’de getirilen taslakta yer alan Meclis’i fesih yetkisi hakkında bakın ne düşünüyor:
“Sert kuvvetler ayrılığına dayanan başkanlık sisteminde ne başkanın kongreyi feshetmesi mümkündür ne de kongrenin (ancak vatana ihanet gibi çok ağır suçlarda uygulanabilecek olan impeachment usulü dışında) başkanı görevden alma yetkisi vardır. Bu, sistemin özünü oluşturan bir özelliktir. AK Parti önerisinde ise, başkana Meclis’i feshetme yetkisi tanındığı gibi, TBMM’ye de (nitelikli çoğunlukla olmak şartıyla) başkanı Yüce Divan’a sevketmek yetkisi verilmiştir. Bunun sadece vatana ihanet durumu ile mi sınırlı olacağı, yoksa diğer görev suçlarıyla kişisel suçları da mı kapsayacağı açık değildir. (…) Başkana yasama organını feshetme yetkisinin verilmesi, kuşkusuz, sert kuvvetler ayrılığına dayanan başkanlık sisteminin özünden radikal bir sapmadır.”
Neden özünden radikal bir sapmadır?
Çünkü sistemin esas amacı yasamayı yürütmeden bağımsızlaştırmaksa, bu fesih yetkisi başkana Meclis’e karşı tehdit unsuru olarak kullanabileceği bir yetki vererek yasamayı yürütmenin kontrolüne sokmayı hedeflemektedir. Deniliyor ki, diğer ülke tecrübeleri bize fesih yetkisine sahip olan başkanların bu yetkilerini neredeyse hiç kullanmadığını gösteriyor. Doğrudur ama asıl mesele yetkinin kullanılması değil, kullanma tehdidiyle Meclis üzerinde baskı oluşturulmasıdır.
* * *
Şüphesiz her ülke kendi hukuk sistemini kurarken, yasalarını ya da anayasasını yaparken hem başka ülkelerin deneyimlerinden yararlanmak, hem de kendi gerçeklerini dikkate almak durumundadır. Hiç kimsenin bir başka ülkenin sistemini aynen kopya etmek gibi bir zorunluluğu yoktur.
Ama oluşturduğunuz size özgü sistem, ilham kaynağınız olan örnekleri “iyi” yapan unsurları dışlıyorsa, elinizde kalan şey artık farklı bir sistemdir.
Yapılan tartışmalarda iktidar sözcüleri, bu sistemin asıl üstünlüğünün yasamanın yürütmeden “özgürleşmesi” olduğunu söylüyorlar.
Evet, mevcut sistemde milletvekillerinin parti liderinin ağzının içine bakan etkisiz unsurlar oldukları, bu haliyle parlamenter sistemde yasamanın tamamen yürütmenin uzantısı haline geldiği bir gerçek.
Ne var ki, siz hem bu değişiklikten asıl maksadınızın yasamayı yürütmeden bağımsızlaştırmak olduğunu savunuyorsunuz, hem de yaptığınız iki önemli değişiklikle Meclis’i başkanlık kararnameleriyle by-pass etmenin ve feshetme tehdidiyle kontrole almanın yolunu açmaya çalışıyorsunuz.
O zaman nerede kaldı bu sistemin üstünlüğü?
Ve o zaman insanlar size “asıl amacınız nedir?” diye sormakta haklı olmazlar mı?

<p>Koronavirüs salgınının uzun süredir kontrolden çıkmış olduğu ABD'de son durum ne? Aşılama süreci

ABD'de koronavirüs salgınında son durum

Beşiktaş, Erzurum'a ayak bastı

Zonguldak'ta dereden akan çamurlu su denizin rengini değiştirdi

Nisan ayında yağan kar Domaniç Dağları'nı beyaza bürüdü