• $8,5109
  • €10,2967
  • 498.56
  • 1441.33
03 Haziran 2014 Salı

Kemalistlere ve yeni dostlarına bir hatırlatma

Yıl 1947.
CHP iktidarda.
Demokrat Parti kurulalı bir yıl olmuş.
Açık oy, gizli sayım ilkesiyle yapılan bir seçimde bile meclise 61 milletvekili sokmayı başarmış.
Kısa sürede tasfiye edilen Terakkiperver Cumhuriyet ve Serbest Cumhuriyet fırkaları dışarıda tutulursa ilk kez bir muhalefet partisi siyaset sahnesine çıkmış durumda.
Siyasal kültürümüz ilk kez o dönemde “iktidar-muhalefet ilişkileri” diye bir mesele ile tanışmıştır esasında.
DP’nin kuruluşunu kendi ihsanı olarak takdim eden CHP, daha ilk günden “muhalefetin huzur bozucu muzır tahrikleri”nden bahsetmeye başlamıştır.
Diğer yandan DP yöneticileri “hükümet ve idarenin baskısı”ndan dert yanıp durmuşlardır.
Kısa zamanda iktidarın muhalefeti, muhalefetin ise iktidarı bir tehdit olarak algıladığı bir siyasi ortam gün yüzüne çıkmıştır.
Parçası olmakla övündüğümüz Hür Dünyanın bizden beklentileri olmasa, belki yine “toplum henüz hazır değil” denecek ve Tek Parti rejimine dönülecekti.
Ama öyle olmadı.
Dönemin Cumhurbaşkanı, dünün Milli Şefi İsmet İnönü, kendisine bir arabulucu rolü biçti ve siyasi tarihçilerimizin aşina olduğu 12 Temmuz Beyannamesini yayınladı.
***
Durup dururken bu beyannameden, o dönemden niye bahis açtım biliyor musunuz?
Türkiye demokrasisinin ilk “kutuplaşma” ortamında, bizzat “Kemalizm”in kurucu figürlerinden birinin “iktidar-muhalefet ilişkileri”ne dair sunduğu çerçeveye dikkat çekmek için.
Bilemiyorum, belki de dogmatik Türk Kemalistlerine ve onların yeni dostlarına derdimi İsmet İnönü üzerinden anlatmak gibi stratejik bir yolu tercih etmişimdir.
Diyor ki İnönü:
"Muhalefet teminat ic¸inde yas¸ayacak ve iktidarın kendisini ezmek niyetinde olmadıgˆından mu¨sterih olacaktır; İktidar, muhalefetin kanun haklarından bas¸ka bir s¸ey düs¸ünmediğinden müsterih olacaktır. Büyük vatandas¸ kitlesi ise iktidarın bu partinin veya öteki partinin elinde bulunması ihtimalini vicdan rahatlığı ile düs¸ünebilecektir."
Siyaset sahnesinde arzı endam edenler (perde arkasında suflörlük yapanları da dahil edelim) bu temel kaide etrafında iktidar - muhalefet ilişkilerini düşünebilirler mi?
Ne ilginç değil mi, bundan neredeyse 70 yıl önce, her ne gerekçeyle olursa olsun ana akım Kemalist çizgi tarafından formüle edilen bu anlayış kendisine gerçek bir zemin bulmakta zorlanmıştır.
Bunun iki nedeninden bahsedilebilir: 1) Kemalistlerin egemenlik sancısı. 2) Soğuk Savaş saçmalığı.
Kemalist rejim, iktidar - muhalefet ilişkilerini ve iktidar dönüşümünü demokrasi teorisi içerisinde anlamlandırmanın maliyetini bir türlü göze alamamıştır.
Bir de buna Soğuk Savaş’ın yarattığı patolojik ortam eklenince iktidar-muhalefet ilişkileri bir türlü sağlıklı bir demokratik zemine oturamamıştır.
1990 sonrasında Soğuk Savaş rejiminin, 2000 sonrasında Kemalist hegemonyanın çöküşü Türkiye siyasal kültürü için büyük bir imkan alanı açmıştır.
Bu imkan alanına rağmen, 2002 sonrasında oluşan iktidar yapısına karşı demokratik bir muhalefet ortamı oluşamamıştır.
Oysaki bu ortamın oluşması, bütün siyasal aktörlerin “iktidar bu partinin ya da öteki partinin eline geçebilir, bunu belirleyecek olan söz konusu partinin toplumla kuracağı ilişkinin mahiyetidir” önermesine inanmasına bağlıdır.

<p>Tarihçi-Yazar Koray Şerbetçi bu hafta Kestirmeden Tarih  programında Kudüs özel bölümüyle karşını

Medeniyetlerin aynası Kudüs… Kadim şehre kim ne getirdi?

NASA Mars'ın 3 boyutlu görüntülerini yayınladı

Düştüğü dere yatağında 5 gün mahsur kaldı

Mersin sahilinde bulundu! Sahil güvenlik hemen çalışma başlattı