• $8,4705
  • €10,2921
  • 501.151
  • 1441.33
27 Mart 2015 Cuma

'İzin verir misiniz, izin verir miyiz...'

Tam yüzyıl önce de böyleydi; 1914’te başlayan paylaşım (Dünya) savaşı bütün bir 20. yüzyılı belirleyecek siyasi ve ekonomik dinamikleri ortaya çıkarmıştı.

Üç büyük imparatorluk, Avusturya-Macaristan, Osmanlı ve Rusya, tarih sahnesinden çekilmiş ve ulus-devletlerin yüzyılı olan 20. yüzyıl tam anlamıyla ortaya çıkmıştı. Bu aslında Batı’nın, Doğu üzerindeki, egemenliğinin de pekiştirilmesi anlamına geliyordu.
İşte tam yüzyıl sonra, bugünlerde Birinci Dünya Savaşı ile başlayan sürecin durduğunu hatta geriye döndüğünü görüyoruz. Geçen yüzyılın başında, geriye çekilen Osmanlı ve Rusya imparatorluklarının şimdi yerinde olan Türkiye ve Rusya, geriye çekildikleri biçimleriyle değil ama bu yüzyılı belirleyecek yeni dinamiklerle ve biçimle doğma sancısı çekiyor. Rusya tabii çok kapsamlı ve bu yazının sınırlarını aşacak bir konu.
Biz Türkiye gerçeği üzerinde duralım.

İki temel alan

Şu günlerde, bize göre, bütün bu süreci anlatan iki temel tartışma alanı var; birincisi Türkiye’de siyasi olarak Başkanlık Sistemi’nin gerekliliği, ikincisi ise bu sistemi, ekonomik olarak tamamlayacak, yeni ekonomik büyüme modeli.
Tabii çözüm süreci, Merkez Bankası'ndan başlayarak tüm ekonomi kurumlarımızın yeniden yapılanması, özelleştirme sürecinin başka bir biçimde devam etmesi, sermaye piyasalarının yeniden düzenlenmesi, kapsamlı kamu yönetimi reformu, vergi sistemi reformu vb konular, yukarıda sözünü ettiğimiz iki önemli başlığın alt başlıkları olarak ele alınmalıdır.

“Samimi ikrar”

Şimdi Başkanlık Sistemi’ne karşı çıkanlar, aynı zamanda, Türkiye’nin yeni ekonomik büyüme modeline geçmesini de istemiyor. Türkiye’nin sermaye piyasalarından başlayarak ekonominin reel alanlarına uzanacak kapsamlı reformları yapmasına da yine aynı çevreler karşı çıkıyor. Çok ilginç ve önemlidir; Fitch adlı derecelendirme kuruluşu geçenlerde Türkiye’nin kredi notunu ve görünümünü teyit etti ama hemen ertesinde düzenlenen telekonferansta, kıdemli ülke notu direktörü Paul Rawkins, "Ekonomi yönetimi bir noktada görevi başkalarına devredecek. Burada mesele belki de yerine gelecek ekibin şu anki ekibe kıyasla ne kadar büyüme yanlısı olacağı" dedi.
Rawkins bu “samimi ikrar” sayılacak skandal sözlerine şöyle devam ediyor: "Buradaki risk şu: Ekip büyüme yanlısı oldukça, Merkez Bankası'nın üzerindeki faiz indirme baskısının artması ve belki de şu anda yüzde 4 büyümesi daha yüksek bir olasılık olan Türkiye'nin yüzde 5 büyümesi…" Yani şu denmek isteniyor; 2015-19 arasında Türkiye, hakim küresel sermayenin denetleyemeyeceği yeni bir büyüme modeline geçerse bu, bizim “müşterilerimiz” için risktir. Türkiye’de ekonomi yönetimi büyüme yanlısı olmamalıdır; Türkiye büyürse denetlenemez. Merkez Bankası başta olmak üzere, ekonomi kurumları “bizimkilerin” denetiminden çıkar.

Elbeyli ve Öncüpınar…

Yine tam şu günlerde Türkiye’de başta özelleştirme ile ilgili yapılmak istenenleri, buradaki yangından mal kaçırma telaşını görseydiniz Rawkins’in bu sözlerinin sizin için anlamı daha büyük olurdu. Ancak Türkiye’de devlet artık eskisi gibi değil, bütün bu dönen dolapları biliyor; kimsenin endişesi olmasın.
Devletin, bu yüzyıla uygun olarak yeniden doğduğunu söyleyebiliriz. Bunun için yalnız Kilis Öncüpınar ve Elbeyli konteyner kentlerine bakmanız yeter. Bu kentler, yalnız Suriyeli mültecileri barındırdan sıradan kamplar değil.
Toplam 40 bin kişi kapasiteli bu kamplar, dünyada bir örneği daha olmayan entegrasyon (bütünleşme) projeleri ve bu yanıyla bize yeni Türkiye’yi anlatıyor. Özellikle Elbeyli, Kilis Valisi Süleyman Tapsız’ın söylediği gibi, Türkiye için bir övünç kaynağı. Bu kentte (kamp demek çok yanlış) her meslekten, yaştan 25 bin Suriyeli yaşıyor. Çocuklar için yapılan eğitim, sağlık ve rehabilitasyon merkezleri Batı’dan gelen gözlemcileri şaşırtıyor.
Özellikle Elbeyli kentini gezerken Halep’in savaştan sonra yeniden “bizim” kentlerimizden farklı olmayacağını anladım. Zaten Halepliler de böyle olmasını istiyor. Böyle de olacak. Çünkü, yukarıda da söylediğimiz gibi, tam yüzyıl önce, yatağından çıkarılan nehir, tam şimdi, yeniden yatağına dönüyor.
Sizce bu gerçeği Rawkins gibiler ve onların içerideki işbirlikçileri değiştirebilir mi; izin verir misiniz, izin verir miyiz…

<p>Bedir Acar: </p><p>'Kur'an'da iki yerde geçen ve Hz. Ya'kūb'un ikinci adı veya lakabı olan İ

Vicdan öldüğünde geriye ne kalır?

Milli Eğitim Bakanı Selçuk, emekli öğretmenlerle çevrim içi bayramlaştı

İşgalci İsrail, içlerinde hamile bir kadınında bulunduğu ailenin tüm fertlerini öldürdü

Mehmetçiğin dikkati Doğu Akdeniz'de faciayı önledi