• $9,5576
  • €11,0878
  • 553.654
  • 1518.53
14 Ocak 2015 Çarşamba

İşte karşınızda bin yıllık yeni ekonomi

Bütün bu heyula arasında atladığımız ama yarını belirleyecek önemde açıklamalar, gelişmeler, haberler oluyor. Bu gelişmeleri ele almak adeta şu müthiş gündemde biraz zamanı durdurmak gibi oluyor ama bunu yapmak zorundayız; eğer ki yarını bugünden anlatmak ve anlamak gibi bir derdimiz varsa…
Geçen gün Cumhurbaşkanı Erdoğan, İstanbul Topkapı Sarayı’nda çok önemli bir açıklama yaptı. Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün Vakıfbank’daki hisselerine bağlı olarak 10 milyar sermayeli bir katılım bankası kuracağını ve bunun çok önemli bir ekonomik güç olarak doğacağını söyledi Cumhurbaşkanı…
Biliyorsunuz, Vakıflar Genel Müdürlüğü Başbakanlığa doğrudan bağlı bir kurum ama bu kurum belki de Osmanlı’dan bugüne gelen bir ekonomik kurumumuz ve bu anlamda sıradan bir genel müdürlük değil.
Vakıfbank’ın çoğunluk hissseleri de, (yüzde 58,5) Osmanlı’dan bugüne kadar gelen vakıf geleneğini temsil eden Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne ait.
Aslını sorarsanız böyle de olması gerekir. Çünkü Vakıfbank’ın hisselerinin vakıf geleneğini temsil eden genel müdürlükten alınıp Hazine’ye devri, özünde yüzlerce yıllık bir ekonomi anlayışını sonlandırmak anlamına geliyor.
Bize göre, hem Vakıfbank’ın hem de kurulacak olan katılım bankasının yönetimi-dolayısıyla çoğunluk hisseleri- Vakıflar Genel Müdürlüğü’nde olmalı.
Bu genel müdürlüğün başbakanlığa doğrudan bağlı olması da öze uygun bir yapılanma; çünkü kamusal (burada kamusal sözcüğünü devlet anlamında değil, sivil-halk-anlamında ele alıyorum) bir kurumun doğrudan seçilmiş iktidarın en tepesindeki icra gücüne bağlanması önemli.
Şimdi bu konunun, ekonomide çok ama çok önemli stratejik bir yol ayrımına da tekabül ettiğini söyleyelim. Yüzde 25’i halka açık olan Vakıfbank’ın genel müdürlük nezdindeki hisselerinin önce Hazine’ye devri sonra da bunların Hazine üzerinden özelleştirilmesi öyle basit bir olay değildir; ve basit bir olay olmadığı için de bu konu doğrudan devletin en tepesinin yani Cumhurbaşkanı’nın yakın ilgi alanına girmiştir. İsterseniz baştan alalım…

IMF, Vakıfbank’ı neden istemez?

Vakıfbank’ın özelleştirilmesi, başından beri IMF’nin-küresel finans oligarşisinin- Türkiye’ye dayatması… IMF, Vakıfbank’ın özelleştirmesini, diğer iki kamu bankasından daha önemli buluyor. 2001 öncesi ve sonrası-özellikle Derviş’in Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı çerçevesinde- Vakıfbank’ın özelleştirilerek tasfiyesi, vakıf müessesesinin de, örtülü olarak tasfiyesi Türkiye’ye dayatılan en önemli şartlar arasındaydı.
Ama, özellikle 2008’den sonra, Erdoğan Başbakan olarak, her üç kamu bankasının da özelleştirilmesini erteledi ve kriz öncesi görev zararları ile ünlü olan bu bankalar, 2008 sonrası, piyasanın önünü açan, karlı ve örnek kamu kurumları haline geldi. Böylece bu üç banka da, “kamunun elindeki işletmeler mutlaka zarar eder, ne pahasına olursa olsun mutlaka özelleştirelim” anlayışını yerle bir etti. Bu, aynı zamanda, Türkiye’nin “özelleştirme” meselesinin doğru bir yerden tartışılmasına yol açtı ve özelleştirme konusunda karşımıza üçüncü bir seçenek geldi.

3. seçenek

Bu üçüncü seçenek; devlet tekeli ve özel tekel dışında, kamu varlıklarının menkul kıymetleştirilerek doğrudan halka arzı ve milletin malı, değeri olan bu varlıkları, gerçek anlamda millete verme seçeneği idi. Nitekim, 2013’ün Şubat ayında, Erdoğan, otoyol ve köprü özelleştirmesini iptal etti. Bu özelleştirmeyi, 5 milyar 720 milyon dolarla Koç-Ülker ve Malezlayı UEM Group’tan oluşan konsorsiyum almıştı.

Erdoğan, “bu rakam yetersiz; biz bunu halka arz edersek daha fazla gelir elde ederiz” derken yeni bir ekonomi modelini dillendiriyordu aslında.
Artık Türkiye, özelleştirme ‘sorunsalına’ bir yağma ve servet aktarımı mekanizması olarak bakmıyordu. İşte 2013 yılı bu açıdan da milattı. Ama biliyorsuz aynı yılın yaz aylarında Gezi ve Aralık ayında da neo-consiyonist parelel çetenin darbe girişimi oldu. Küresel finans oligarşisi ve onların yerli mültezimleri, artık kamu varlıklarını istedikleri gibi yağmalayamayacaklarını anlamışlardı. Şuna inanın, bugün üç kamu bankasından, şeker işletmelerine kadar kamuya ait olan her iktisadi varlığı yağmalamak için fırsat kolluyorlar.
Bunun için her türlü bizans oyununu, darbeyi bile göze alırlar ve alıyorlar.

Gerçek piyasa nerede?

Türkiye, tam şimdilerde yeni bir kamusal-devlet anlamında değil, sivil anlamda- ekonomiyi bütün dünyaya örnek oluşturacak şekilde geliştirmelidir. Eğer ki, gerçek anlamda bir piyasa ekonomisi istiyorsanız, onu gidip devlet kapitalizminin mabedi olan Londra’da, Wall-Street’de ya da Frankfurt’da aramayın; buralarda ne piyasa vardır, ne rakebet ne de manipülasyon olmadan doğru dürüst işleyen bir arz-talep yasası…
Bakın adil bir piyasa ve ekonomi nerede biliyor musuz; Kanuni’nin vakıflarında, Şeyhülislam Ebussuud Efendi’nin “pazarı” düzenleyen fetvalarında ama daha önce Hz. Muhammed’in Medine Ekonomisi’nde… Bütün bu birikim, insanlığın bütün dönemlerine şamil olacak, tekelleşmeyen özel mülkiyete dayalı, adil bir alışverişi-piyasayı- ve bütün bunların önünü açan-düzenleyen, regüle eden- kamusal şemsiyeyi vaz eder.
İşte bundan dolayıdır ki, Kanuni’nin vakıf duası ve bedduası vardır.
Der ki, “kim ki, vakıflarımı eksiltirse, bozarsa, başka bir hale getirirse, ihmal ederse, işlemez hale getirirse, haramı üstlenmiş olur”.
Her kimse ki; Vakıflarımın bekasına özen ve gelirlerinin artırılmasına özen gösterirse, bağışlayıcı olan Allah-u Teala’nın huzurunda ameli güzel ve makbul olup, mükafatı sayılamaycak kadar çok olsun, dünya üzüntülerinden korunsun ve muhafaza edilsin…
Vakıfbank’ı 1954 yılında Menderes kurmuştur ama bu müessese ta Kanuni’den beri gelir; hatta Vakıf anlayışı, Hz. Muhammed’in Medine Ekonomisi’ne kadar uzanır ve bu anlayış, en çok insanlığın bugün ihtiyaç duyduğu yeni bir ekonominin uygulanabilir ilk çıkışı ve anlatısıdır.

<p>Rusya'da bubrik, Rize'de kel simit  olarak sofraları süslüyor. 150 yıllık geçmişiyle kentin vazge

“Kel simit” için uzun kuyruk

Trakya'da 65 yaş üzeri ve risk grubundakilere ''grip aşıları'' evlerinde yapılıyor

En güzel, kısa, uzun, anlamlı, resimli 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı mesajları burada!

Diyanet İşleri Başkanı Erbaş, Şuşa'da ezan okudu