• $9,3295
  • €10,8716
  • 532.63
  • 1429.85
11 Ocak 2015 Pazar

…Amaç kukla bir Vichy hükümeti; Fransa’da ve Türkiye’de…

Paris’te olup bitenler, şüphesiz yeni bir paylaşım savaşının sonuçları olarak gündeme geldi. Bu aynı zamanda hem Avrupa’nın hem de Ortadoğu’nun sınırlarını değiştirecek bir savaştır. Zaten Türkiye, bu savaşın merkez ülkelerinden birisi ve 2008 krizinden beri- tam ortasında… Şimdi “savaşın ortasındaymışız” diye aklınızdan geçirip moralinizi bozmayın… Çok önemli eşikleri geçtik…

Türkiye, tıpkı Ukrayna gibi, çok daha kanlı bir sürace itilmek istendi. 2008’den sonraki tüm darbe planları, Kürt sorununa bağlı bir iç savaş senaryosu, Gezi ve 17 Aralık süreçleri ile kotarılmaya çalışılan yeni vesayetçi teknokrat hükümet çabaları, şimdi Paris’in üzerine kadar gelmiş fırtına bulutlarını, şu zamana kadar Türkiye’nin her ilinde dolaştırdı zaten.
Burada Erdoğan, hem Çözüm Süreci’nde hem de halkın iradesini teslim etmeme konusunda çok kararlı davrandı. Türkiye’de Ukrayna ve Mısır benzeri sürecin sonunda teknokrat hükümet destekli bir vesayet rejiminin kurulmamasının birinci nedeni budur.
Bütün bu zaman diliminde, Paris saldırısı dahil, amaçlanan öylesine açık ki… Şundan çok eminim, Erdoğan, 2008’de IMF ile anlaşma imzalasaydı ve AK-Parti yola, şimdiye değin gelmiş geçmiş bütün hükümetler gibi devam etseydi, zaten GAP Eylem Planı ve yeni bir Doğu kalkınması da olmayacağı için, “çözüm süreci” diye bir “şey” de olmayacaktı ve Türkiye, doğusunda “savaşın” devam ettiği, siyasetin de bu savaşı yönetenlerin elinde olan bir ülke olacaktı ve ne Gezi’ye ne de 17 Aralık darbe girişimine gerek duyulacaktı.
Bu, Almanya’nın, İsrail’in, ABD’li neoconların ve Sarkozy Fransası’nın istediği bir şeydi. Bu cephe, bütün bu süreçte, bulunduğumuz coğrafyada iki temel başarı elde etti. Birincisi Suriye iç savaşını ve Esed rejimini uzattı ve buradan bu savaşın en önemli sürdürücülerinden birisi olan IŞİD’i üretti. İkincisi de Mısır darbesini başardı ve İhvan’ı devirdi.
Bu savaş cephesinin bu coğrafyadaki tamamlanmış puzzle’ı şudur: Almanya-Fransa’nın merkez, “diğerlerinin” periferi (“yeni”sömürge) olduğu bir ulus-devletler cehennemi olan AB… Bu AB’nin bittiği yerde, onların dediklerini-hem ekonomide hem de siyasette- sektirmeden yapacak “eski” Türkiye…
Hemen doğuya doğru gidelim; içe kapalı ve Ortadoğu’da saldırgan bir İsrail’in varlığını meşrulaştıracak bir İran ve onların kuklası olmuş bir Suriye Baas’ı… Tabii Rusya’nın da, şimdiki bütün iddialarından vazgeçerek bir “kötücül” oligark cehennemi olarak bölgede istikrarsızlık ve “dondurulmuş” çatışma alanı üreten, Almanya merkezli finans-kapitalin iddiasız ortağı olması…

Paris’ten önce; İstabul, Ankara, Diyarbakır…

Paris’ten önce Türkiye’ye saldırdılar-Mısır’la hemen hemen aynı tarihlerde- çünkü Türkiye çözüldüğü zaman örneğin Sarkozy’nin yerine gelen bir Hollande’ın BM’de Filistin devleti ısrarının ve İsrail’in Ortadoğu’daki teröre dayalı varlığına karşı çıkmasının pek anlamı olmayacaktı. Ama Fransa’nın Avrupa’nın kurucu devletlerinden birisi olarak, Ortadoğu ve Mağrip coğrafyasında enerjiden başlayarak Türkiye ile-neredeyse- birlikte hareket etmeye başlaması savaş cephesi için kırmızı alarmdı.

Tarihin öğrettiği

Tarih bilimi, böyle günleri anlatmak için çok önemli malzemeler sunuyor bize. Her iki paylaşım savaşına da bakalım. Birinci Dünya Savaşı’nda Almanya’nın Fransa’yı işgal etmesi stratejisinin olmazsa olmazı idi ve savaşın en esaslı planı olan Schlieffen Planı, Almanya için savaşın omurgasını oluşturuyordu. Çünkü Fransa, Almanya için Afrika sömürgeleri, Akdeniz’in denetimi dolayısıyla Avrupa’nın Almanlaştırılması demekti. Almanya için, kuzey’e ulaşmak nedeniyle Rusya, güney için Fransa, hem birinci paylaşım savaşı’nda hem de ikinci savaşta stratejik önemdeydi. Yine ikinci savaşta 1940’da Paris’in işgali Hitler’in generallerinin en büyük başarısıydı. Ama, her iki savaşta da, Almanya’nın Fransa hamlelerinden önce, savaş cephesi, Türkiye’yi etkisizleştirmiş ve kendi güdümüne almıştı. Eğer bu olmasıydı, birinci savaşta Prusyalı general Kont von Schlieffen’in, Fransa’yı Belçika ve Hollanda üzerinden işgal planının bir anlamı olmayacaktı. Çünkü karşılarında, Fransa’dan önce güney-doğu Avrupa’yı, Büyük Magrip’i ve Ortadoğu’yu denetleyen bir Türkiye olacaktı. Yine ikinci savaşta, Avrupa faşizminin karikatürü ve takipçisi tek parti yönetimi (CHP) olmasa, Almanya’nın 1940’ta Paris’e girmesinin pek anlamı kalmayacaktı. Hitler, bu sefer hem Türkiye’ye hem de Rusya’ya aynı anda saldırmak ve buraları geçtikten sonra, Paris’e yönelmek zorunda kalacaktı ki, bu göze alınabilecek bir strateji değildi; bunu bırakın zaten Hitler’in Rusya’ya saldırması bile sonunun başlangıcı idi ama bunu yapmak zorundaydı.

Bugün ne yapmak istiyorlar?

Şimdi bugüne gelelim; tam 2008’den beri, yani küresel krizin başından beri, ne yapmak istiyor bu savaş cephesi?
Birincisi Avrupa’nın Almanya-Fransa merkezli bir ulus devletler cehennemi olarak devam etmesini, Türkiye’nin buna uyacak, dizleri üzerine çökmüş, kendi doğusuna hiç bakmayan “çağdaş” bir yarı-sömürge olarak buraya eklemlenmesini, Ortadoğu’da ise İsrail gibi bir devletin ayağa kalkanı sopalayacak bir terör devleti, Baas rejimlerinin bu yapıyı koruyacak diktalar olarak eskiyi sürdürmelerini istiyor. İkincisi, Rusya ise en kuzeydeki doğal ortakları olacak ve tıpkı Prusya-Çarlık ilişkisi gibi, Rusya’yı pazar-yeraltı kaynakları olarak, ayrıca Türkiye gibi “aşağıdakileri” hizaya getirmek için de kullanacaklar.
Tabii bu dünyayı (cepheyi) Almanya’yı tamamlayan hatta Almanya’nın bile patronu olan Okyanus ötesi neocon yapısı, Londra merkezli finans-kapital ve savaş sektörleri ile tanımlıyoruz.

Ortakları hep aynı

Yine tıpkı birinci ve ikinci paylaşım savaşında olduğu gibi, bu cephenin bu topraklardaki ortakları değişmemiştir. İşte CHP olduğu gibi duruyor; dün Avrupa faşizminin kuyrukçusuydu; bugün Alman finans-kapitalinin ve neocon savaş sermayesinin kuyrukçusu. Osmanlı’yı Galata bankerleri ile bir olup satan (soyan) komprador İstanbul sermayesi de işte olduğu gibi yerinde ve son olarak Cumhurbaşkanı’nı muhatap almayacaklarını ilan ettiler; eskilerden kalma bir kibirle…
Şimdi bundan sonrasına bakacağız; Hollande, Almanya’nın Fransa’yı işgali sonrası (1940-44) kurulan kukla Vichy Hükümeti’nin başı Petain olmayı kabul etmezse savaş cephesi saldırmaya devam edecek ama işi de zorlaşacak. Biliyorsunuz, Türkiye’de “paralel” bir Vichy Hükümeti kuramadılar. Türkiye’ye de saldırmaya devam edecekler; kukla hükümetler kurmak için… Ama başarı şansları yok…

<p>Sosyal medyada toplumsal algıyı manipüle etmek için birçok yalan servis ediliyor. Bazı yayın orga

Hepsi teker teker deşifre edildi... İşte haftanın yalanları

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Togo'ya geldi

Bufalonun hatası canına mal oluyordu! İşte o anlar...

İsrailli dalgıç Akdeniz'de Haçlılardan kalma kılıç buldu