• $9,6153
  • €11,2367
  • 553.564
  • 1479.93
8 Ocak 2015 Perşembe

Kimin çıkarına; Cui bono?

Çarşamba günü Paris’de mizah dergisi Charlie Hebdo'nun binasına yapılan silahlı saldırı, hiç şüphesiz ki, alçakça bir terör olayıdır. Ama bu olayı yalnızca kınanacak ve üzerinde durulmayacak bir terör eylemi olarak nitelendiremeyiz. Bu olayın çok kapsamlı ekonomik ve politik nedenleri vardır ve sonuçları da olacaktır. Bu terör eylemi bize göre, biri Avrupa coğrafyasında diğeri ise Ortadoğu coğrafyasındaki iki dinamikle ilişkilidir. Birincisi; Suriye’deki iç savaşta ortaya çıkan ama daha sonra Irak coğrafyasında paramiliter bir terör örgütü olarak faaliyet gösteren IŞİD yapısı ve bu yapıyı ortaya çıkaran dinamiklerdir. İkincisi ise, Almanya merkezli ırkçı ve göçmen karşıtı neo-faşist hareketlerdir.
IŞİD’ın ortaya çıkışı ve kendisini “İslami” bir yapı olarak deklare etmesi, Ortadoğu’da enerjiden başlayarak bütün siyasi denklemin ve sınırların değişmesi sürecine denk gelir. Kürdistan enerji kaynaklarının ve Hazar hatta İran enerji kaynaklarının Türkiye üzerinden dünyalaşması (dünya ekonomik çevrimine dahil olması) Ortadoğu’daki siyasi dengeleri değiştirecek ve ekonomik kaynak-güç- dağılımınını yeniden yapacak çok önemli gelişmeydi. Buna ek olarak Çin’in hızlı tren yolları ile Pasifik Asya ile Kafkasya-Ortadoğu ve Avrupa’yı Türkiye üzerinden birleştirmesi ve dünyanın yeni ticaret ağının Doğu merkezli olarak yeniden örülmesi, sanayi devriminden beri süregelen Batı’nın “mutlak” ekonomik egemenliğini artık mutlak olmaktan çıkartıyor ve tartışılır hale getiriyordu. Burada Avrupa’nın artık iki yolu kalmıştı; ya bu yeni Doğu kalkınmasını kabul edecek ve Doğu ile ekonomik-siyasi eşitlenme sürecini içine sindirecekti ve krizden böyle çıkacaktı ya da bunu kabul etmeyecek ve krizden Hungtington’un dediği gibi, bir “medeniyetler” çatışmasıyla çıkacaktı.

Medeniyetler çatışması ya da diyaloğu

Sovyetler’in çökmesinden sonra, ‘tarihin sonunun’ geldiğini ilan eden Fukuyama gibi ‘düşünürlerin’ bir alt modeli olarak dünyanın her tarafında piyasaya sürülen teknokrat, akademisyen, yazar ve ‘din adamları’ doksanlı yıllarda dünyanın ideolojik gündemini belirlemeye başladılar.
Bunlara göre, tek bir mutlak gerçeklik vardı; kapitalizm... Ve herkes bu mutlak gerçekliği kabul etmek, ona uygun politikalar, araçlar ve insanlar geliştirmek zorundaydı. Yoksa Fukuyama’yı tamamlayan Samuel Huntington’un tespiti geçerli olacaktı; yani ‘medeniyetler çatışması... Hungtington’un tezi, tam da doksanlı yılların ekonomik ve siyasi krizinin, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerin üstüne bir kara bulut gibi çöktüğü yılda, yani 1993 yılında Foreign Affairs Dergisi’ndeki makalesinde yer aldı. Huntington, İslam Medeniyeti coğrafyasını Doğu Avrupa’dan başlatıp Orta Asya ve Güney Asya’ya kadar olan ülkelerle anlatıyordu. Türkiye’nin de içinde bulunduğu bu büyük coğrafya çatışmanın temel alanlarından biriydi.
Ancak tabii ki burada bir çatışma ve ittifak diyalektiği vardı. Bunun için medeniyetler çatışması tezi ile medeniyetler ittifakı ya da dinler arası diyalog tezi arasında bir fark yoktur. Sonuçta, Fukuyama’nın sonuna hepimiz gelecektik; yani üstün olan Batı Medeniyeti ya ittifakla ya da çatışmayla ‘diğerlerine’ kendi baskınlığını kabul ettirecek ve insanlık böylece nihai huzura erecekti.
Buna bağlı olarak, başta üç semavi dinin en sonuncusu en gelişmişi olan ve bu dünyada adaleti, barışı -ümmet- sağlama iddiasını taşıyan İslam, diğerleri gibi yalnız bireyin vicdani içine çekilmeli ve siyasi alandan uzaklaşmalıydı.
Bu, Batı hakimiyeti çabası, doksanlı yılların hemen başında Ortadoğu coğrafyasında ‘ılımlı İslam’ diye bir kavramı ortaya çıkardı. Daha sonra bu kavram Huntington’un diyalektiği gereği -medeniyetler çatışması- medeniyetler ittifakı-dinlerarası diyoloğu öne çıkaran, İslam ambalajlı ama özünde seküler yapılar marifetiyle bir ideolojiye dönüştürüldü. (Bkz: Cemaat)
Tabii bu ideolojinin her alanda -ekonomiden siyasete, sosyolojiye kadar olan tezleri, neoliberal öğretilerin üzerinde geliştirildi. Bu tezlerin yayıcısı ve liderleri, ideologları Fukuyama’nın ve Huntington’un çocukları olarak, bütün İslam ve Asya coğrafyasında boy göstermeye başladılar. Ama bunların ataları, Batı’da liberal öğretinin Smith’den Locke ve Hobbes’a kadar uzanan düşünürleridir.
Ancak Batı’nın mutlak egemenliğini ve diyaloğu reddedenler içinse siyasal İslam’ın aslında bir terör anlatısı olduğunu ispatlayacak ve İslam’ın Ortadoğu gibi sıcak coğrafyalarda hatta Türkiye gibi İslamiyeti asırlardır topraklarında barındırmış, özümsemiş ülkelerde meşru olmayan bir yol olduğu ilan edilecekti. Yani dayatılan şuydu; İslam siyasallaşırsa bu terör demektir; İslam’da tıpkı, Hırıstiyanlık gibi, seküler olmalıdır ve Tanrı’nın bu dünyadaki adaleti ile bağlantısı koparmalıdır. Charles Taylor “Seküler Çağ” kitabında da şöyle yazar: “Modernlik öncesi tüm toplumların siyasi örgütlenmesi Tanrı’ya ya da mutlak bir varlık kavramına duyulan inançla ilişkiliyken, modern Batı devleti, bu bağlantıyı koparmıştır.” Fordizmin geçerli olduğu acımasız sömürü bantlarında, silah fabrikalarında Tanrı yoktur. Kapitalizmin bu dünyada Tanrı’yı reddeder; o’nun ilahi adaleti ancak “öteki” dünyaya aittir. Batı, Hırıstiyan dinini böyle ehlileştirdi. Ama İslam’a bunu yapması zordu.

New-York 9/11; Paris 1/7: Cui Bono?

İşte Fransa’da yapılan terör saldırısı, İslam’ı bir terör dini ilan etme amaçlı “karanlık” bir terör eylemidir ve şüphesiz Batı kaynaklıdır. Tıpkı Almanya merkezli PEDIGA gibi, tıpkı neocon-siyonist merkezli İŞİD gibi…
Ama biz şunu biliyoruz; Paris’te 11 kişiyi katledenler de, 9/11’de ABD’de ikiz kuleleri vuran da Batı’nın modernizmidir. Bu “modern” sömürü düzeni devam etsin diye… Bunun için, Ortadoğu’da IŞID gibi örgütler devşirildi, El-Kaide nasıl Amerika’nın 11 Eylül’ünü hazırlamışsa, Avrupa’nın da bir 11 Eylül’ü olmalıydı ki, Avrupa, kendi doğusuna doğru-ki bu Türkiye’dir- genişleyerek bu krizden çıkmasın, tıpkı Almanya’nın Nazi döneminde yaptığı gibi, içe kapansın ve ancak saldırarak, savaşla krizden çıksın…
Şimdi tekrar hem New-York 9/11 hem de Paris 1/7 için aynı-tarihi- soruyu soralım;
… kimin çıkarına; yani Cui Bono?

<p class='MsoNormal'>Fatih'te arıza yapan İETT otobüsü, vatandaşlar tarafından  yaklaşık 300 metre i

İETT otobüsü arızalanınca 300 metre itildi

Nesli tehlike altındaki şah kartal, Ankara'da tüfekle vuruldu

Tavşanlı Höyük'te bölgenin 'endüstrileşmiş ticaret merkezi' olduğuna dair bulgulara ulaşıldı

Kesilen ağaçtan bir anda kan akmaya başladı!