• $13,2379
  • €15,0401
  • 757.497
  • 1857.4
17 Eylül 2015 Perşembe

Fed ve faiz gerçeğinin esası

Geçen sene Amerikan Merkez Bankası ( Fed) varlık alımını ekim ayında sonlandırmıştı. Yine, tıpkı bugünlerde olduğu gibi, geçen senede, gelişmekte olan ülkeler için felaket senaryoları yazılıyordu. Fed'in varlık alımını sonlandırması, faiz artırımının da çok hızlı olarak gündeme geleceği gibi bir algıyı da beraberinde getirmişti. Oysa bu çok yanlış ve krizi gelişmekte olan ülkelere ihraç etmeye dönük bir çabaydı. Şimdi de, şu saate kadar, “faiz artırımı” spekülasyonu ile, geçen yılın tekrarını yaşıyoruz. Oysa tam bugünlerde bütün bunların hakikati değil, çarpıtılmış oldukça spekülatif bir durumu bize yansıttığın söyleyebiliriz.

Bu konuda üzerinde durulması gereken iki önemli husus var; birincisi Fed’in bu koşullarda faiz artırarak yeni bir iktisadi çevrime (cycle) geçmesinin şartları hem ABD için, hem de dünya ekonomisi için oluşmuş değil, Fed, 2015’de faiz artırsa bile bu, belirsizliği gidermeye dönük ve derinliği olmayan, sembolik bir adım olacaktır. Fed’in gerçek anlamda faiz artırarak “yeni bir normal” tanımlaması, en iyi ihtimalle, ABD seçimlerine çok yakın bir tarihte olabilir. Başkan Yellen’in temsil ettiği merkez Fed’in, Obama’dan sonra yine Demokrat adayı destekleyeceğini ve buna uygun olarak da, var olan para politikasında ısrar edeceğini söyleyebiliriz.

Obama’nın gerçeği gösterdiği tarih

2012 yılının Ocak ayında Başkan Obama, Cumhuriyetçiler’in hakimiyetindeki Temsilciler Meclisi’nde aslında hem krizin nedenini hem de çözümünü anlatan bir konuşma yapmıştı. O konuşmada ‘ya az sayıda insanın iyi ve çok sayıda insanın zor geçindiği bir ülkeye razı oluruz ya da ekonomimizi herkesin adil bir pay aldığı, herkes için aynı kuralların geçerli olduğu bir yapıya kavuştururuz’ dedi. Obama bu konuşmada Warren Buffett’a da gönderme yaptı. Biliyorsunuz Buffett, zenginler daha fazla vergi vermeye razı olmazlarsa hep birlikte batacaklarını söylemişti. Ve ‘sekreterimin vergi oranları benimkinden daha yüksek’ diye de ilave etmişti. Çok ilginç; BBC’nin haberine göre o konuşmayı, Buffett’ın sekreteri Debbie Bosanek, Meclis’te ‘First Lady’ Michelle Obama’yla birlikte izliyordu. Bu müthiş bir mesajdı. Obama, bana göre tarihi olan bu konuşmayı şu tarihi cümle ile sürdürmüştü; ‘1 milyon dolardan fazla kazananlar yüzde 30’dan daha az vergi ödememeli. Buna sınıf savaşı diyebilirsiniz. Ama bir milyarderden en az sekreterinki kadar vergi ödemesini istemek birçok Amerikalı’ya göre sağduyu çağrısıdır.’

Obama’nın 2012’deki bu sözlerini, başta Ferguson olmak üzere, ABD’nin bir çok kentinde çıkan ve işsiz siyahi gençlerin “isyanı” da doğruluyordu zaten.

Gelir dağılımı: Keynes ve neoliberaller

Demek ki, krizin gerçek nedeni Thomas Piketty’in 21. Yüzyılda Kapital kitabında ortaya koyduğu gibi, r>g formülü idi. (yani r= kâr, kâr payı, faiz, kira ve diğer sermaye gelirlerini içeren sermayenin yıllık ortalama getirisi, gelir ve üretimdeki yıllık artışı ifade eden ve ekonomideki büyüme hızını gösteren g, r katsayısının altında kalıyor) Bu çarpıklık, krizin temel nedeni idi ve bu tersine dönmeden kriz gerçek anlamda çözülmeyecekti. ABD’de ve diğer gelişmiş ülkelerde gerçek anlamda bir büyüme ve sürdürülebilir ekonomi döngüsüne geçilememesinin nedeni buydu.
Cumhuriyetçiler’in, seksenlerden beri neoliberal iktisadın zırvalarıyla yaldızlayıp hepimizin önüne attıkları ‘herkes eşit doğmayabilir ama kapitalizm öyle bir sistemdir ki herkes isterse en tepedekilerle kendini eşitleyebilir’ masalı en çok ABD’de geçerliydi ama şimdi bu masal ilk önce ABD’de çökmüştü zaten. Ancak bu neoliberal masalın, bu krizle birlikte çökmesi eski Keynesyen politikaları ve Avrupa’da şekillenen ‘refah’ devletini de geri getirmeyecek. Neoliberal iktisat uygulamaları, seksenlerde batan devletçi ekonomilere tepki olarak da doğdu. Sovyetler de bu anlamda batıdaki refah devleti uygulamalarının en radikal versiyonu olarak tarih sahnesinden aynı zamanda çekildi.

Faiz artırımı: Beyhude bir adım

Bugün Fed’in bilanço büyüterek bu krize çare araması nasıl sonuçsuz bir çabaysa faiz artırımına giderek yeni bir denge oluşturması da beyhude bir hamle olacaktır. Çünkü bu koşullarda ABD’de işsizlik hiç bir zaman istenilen seviyeye gelmeyecektir. Ama ısrarla neden, koşullar uygun olmadığı ve temel hedeflere varılmadığı halde, biz faiz artırımı üzerinden senaryo tartışıyoruz. Çünkü Fed’in faiz artırmasının gelişmekte olan ülkelerde tıpkı doksanlı yıllarda olduğu gibi, finansal krizlere yol açacağı varsayılıyor. Bu, hiç şüphesiz, ABD için bir taşla birkaç kuş vurma operasyonu. Birinci kuş tabii ki işte Brezilya, Türkiye gibi ülkelerin ‘Washington Uzlaşısı” çerçevesinden çıkmamasını sağlamak.
Merkez bankalarının enflasyon hedefi için faiz artırması ve ekonomilerinde yatırım, sanayi öncelikli bir yoldan ziyade, küresel finans oligarşisine bağlı yolu takip etmelerinin sağlanması. İkinci kuş, ABD’nin, kısa dönemde, dolar talebini yukarı çekerek, kendisini finanse etmesinin devamı. Çünkü düşen Asya ve Çin büyümesi bu ülkelerin dolar ve ABD kağıdı talebini de düşürüyor. Üçüncü kuş da, ABD içindeki geleneksel savaşa dayalı demir-çelik, petro-kimya gibi sektörlerde düşen kâr oranlarını telafi etmek ve bu sektörlerin yaşam sürelerini uzatmak.

Gelişmekte olan ülkeler zarar görmeyecek!

Ama şunu da söyleyelim, zaten Fed’in, faiz artırımı, gelişmekte olan ülkeleri eskisi gibi rahatsız etmez. Tam aksine, sürekli değerli dolar, ABD’yi küresel rekabette geriye iterek, Asya ve Avrupa’yı öne çıkarır. İkincisi de, ülkeler kendi aralarındaki ticarette, değerli ama karşılıksız dolar kullanmaktan vazgeçerek kendi paralarının geçerli olacağı ticari birliklerini oluşturabilir. Bu da, ABD önderliğindeki Bretton-Woods sisteminin sonu demektir.

İşte tüm bunlardan dolayı, Brezilya, Türkiye gibi ülkeler ABD’nin Fed eliyle yürüttüğü bu operasyonlara pabuç bırakmamalıdır. Tüm ülkeler, başta gelişmekte olan ülkeler olmak üzere, gelir dağılımını daha da düzeltecek politikalara önem vermeli ve dolara dayalı para sistemi yerine yerel paralarla ticaretin yeni yollarını geliştirmelidirler.

Tabii bu öneri bir “milli ekonomi” (!) önerisi değildir. Bizim “milli” (burada milli kavramı ile kapalı, otarşik bir ekonomi anlatılmak isteniyor.) ekonomi adı altında bir ekonomik yaklaşımı savunduğumuz iddiası üzerinden yapılan bazı haberleri ve tartışmaları okuyorum. Aslında eğlenceli de buluyorum. Ama bu arkadaşların kendi kendilerine uydurup-bizden bağımsız- tartıştıkları, yazdıkları bu tür dezenformasyonların, yalanların da bir sınırı olması gerektiğini düşünüyorum. Sonuçta yazdıklarımız, konuştuklarımız ortada ve açık değil mi?

Not: Bu yazı, Akşam Gazetesi’nde bu formatda yazdığım son yazı... Bu gazete ve medya grubu, patronundan, muhabirine kadar tarihi bir yükün altında... Bu yükü omuzluyorlar ve Türkiye’yi savunuyorlar. Hep onların yanında olacağım. Yolları açık olsun... Ancak bütün bu süreçte benim uzun yazılarıma katlanan, tashihini yapan, yer ayarlamaya çalışan arkadaşlarıma teşekkür ederim; herkes hakkını helal etsin!

<p> </p>

Ali Babacan casusluktan tutuklanan Metin Gürcan'ı nasıl savundu?

Harran Sarayı'nın 9 asırlık salonu gün yüzüne çıkarıldı

2. el dükkanından aldı servet sahibi oldu

Kolanın daha önce duymadığınız 8 farklı kullanım alanı