• $8,4396
  • €10,0747
  • 492.239
  • 1392.91
2 Eylül 2015 Çarşamba

Piyasayı Ponzilerden temizlemek!

Dünyada refah-demokrasi, hem kriz dinamiklerine hem de sistem içindeki Ponzi ( sistem dışı-kalpazan) yapılara verilen mücadelelerle kazanılmıştır. ABD tarihi bu konuda- 2008 krizi dahil- çarpıcı örneklerle doludur. Ancak 1929 krizi ve kriz sonrası dönem çok önemlidir.

1929 Büyük Buhranı patlak verdiğinde Amerika Birleşik Devletleri’nin başında ülkenin 31. başkanı Cumhuriyetçi Herbert Hoover bulunuyordu. Hoover, kriz karşısında sistemin kendiliğinden eski yoluna oturacağını sanıyordu. Ama kriz yalnızca finansal sistemle sınırlı kalmadı reel alanları da sararak derinleşti ve Hoover’in de çaresizliği ortaya çıktı. Böylece 1929 Büyük Buhranı ve sonrasında yaşanan küçüklü büyüklü birçok olay Hoover’ı bitirirken, Roosevelt’i iktidara taşıdı. Roosevelt’in New Deal (Yeni Düzen) politikası ise hiç şüphesiz hem Amerika Birleşik Devletleri hem de krizden etkilenen diğer tüm dünya ülkeleri için adeta bir can simidi haline dönüştü. Ekonomide çarkların yeniden dönmesine imkan sağlamayı hedefleyen ve hemen her konuda devlet harcamalarını ön plana çıkartan New Deal politikası, ABD ekonomisinin yeniden yapılanmasına ve kendine gelmesine imkan sağlamıştır. Ancak New-Deal’ın pek anlatılmayan ama özünü oluşturan bir diğer yanı da, sistem dışına çıkan kriminal ekonomik yapılarla sistemik mücadelesi idi.

Piyasa dostu kurum ve yasalar

Roosevelt’in Keynesyen ekonomi politikaları, 1935’ten itibaren, daha önce hazırlığı yapılan ve çıkarılan yeni yasalar ve kurumlar sayesinde uygulandı. Örneğin, finansal sistemi ve bankacılık sistemini düzenleyen genel planlama yasaları ve buna bağlı düzenleyici kurumlar oluşturulurken, rekabeti sağlayacak, emek piyasalarını düzenleyecek ve işsizliği önleyecek denetleyici yasa ve kurumlar inşa edildi. Aslında burada paradoksal bir durum vardı. Bir yandan devlet ekonomiyi düzenleyip istihdam yaratıyor öte yandan tekellerle mücadele ederek rekabetin önünü açıyordu. Dolayısıyla Keynes’in o dönem için yazdıklarına da, Başkan Roosevelt’in new-deal politikalarına da yalnız devletçi politikalar diyemeyiz. Bunlar, çok yönlü krizden çıkış ve yenilenme politikaları olarak tarihe geçti. Bilinenin aksine, new-deal dönemi suç örgütlerini, kara para aklayıcılarını, yasa dışı kazancı sistem içinden ayıklayan bir dönemdir ve bu anlamda devletçi değil gerçek anlamda piyasacıdır.

Ponzi örneği

İtalyan göçmeni uyanık Amerikalı Charles Ponzi’nin hikayesi bilinir. Ponzi, 1920’de 15 milyon doları -ki bu para o tarihte ABD milli gelirinin binde ikisi civarındaydı- yüksek faizle (yüzde 100) değerlendireceği sözü vererek yatırımcılardan toplamıştı. Ponzi, vadesi gelen ödemeleri sisteme yeni girenlerin parası ile yapıyor ama kendi parasını kesinlikle bu zincire sokmuyordu. Ponzi’nin sistemi beş ay ayakta kalabildi. Ama Ponzi’nin saadet zinciri çöktüğünde geride kalan iki şey vardı. Birincisi binlerce mağdur ikincisi de finans literatürüne giren ‘Ponzi saadet zinciri ya da Ponzi yapısı’ terimi. Ponzi’nin saadet zincirini son büyük Keynesyen iktisatçı olan Hyman Minsky (1919-1996) kendi hipotezi için kullanmış ve Minsky’nin ‘Finansal İstikrarsızlık Hipotezi’nde Ponzi yapılar anahtar olmuştur. Minsky’e göre, kapitalist ekonominin büyüme dönemlerinde finansal yapılar istikrarlı sistemden istikrarsız sisteme doğru evirilirler. Yani finansal yapılar büyüme döneminde, hedge (korunmuş ve görece küçük) ölçeklerden spekülatif (büyük ama güvensiz) ölçeklere geçerler. Ama bu spekülatif ölçekler krizle birlikte ‘Ponzi’ (sürdürülemez düzeyde borçlu ve riskli, şişirilmiş değerler taşıyan) yapılara dönüşür. Minsky, bu durum karşısında, Keynesyen bir iktisatçı olarak, kamunun müdahalesini ve kamusal regülasyonları önerir.
2008 Krizi’nde Minsky, haklı çıktı. ABD Sermaye Piyasası Kurumu (SEC) Goldman Sachs’ı dolandırıcıkla suçladı; kanıtları da sağlamdı. Kanıtlar nasıl sağlam olmasın ki, zaten kriz öncesi mortgage sektörü milli gelirin yüzde 60’ına ulaşmıştı. Ve bu büyüklüğün önemli bir bölümü, Minsky’nin tespit ettiği gibi, Ponzi yapılardan oluşuyordu. İşte bu Ponzi yapıları da Goldman Sachs gibi büyük yatırım bankaları çeviriyordu. SEC’in raporuna göre Goldman Sachs, zarar etmesi kesin gözüyle bakılan bir mortgage yatırım ürünü olan Abacus’a ait bilgileri gizledi ve çarpıttı. Goldman Sachs bu üründe sürekli satış pozisyonu alarak kâr ederken, yatırımcılar da bankanın ettiği kâr kadar kaybettiler. İşin ilginci SEC bu tespiti yaptıktan sonra bile, Goldman Sachs kâr etmeye devam etti. Yatırım bankası, SEC’in raporundan sonra 2010’un ilk çeyreğinde 3.29 milyar dolar kâr etmişti. Lehman batarken de, Basel kriterlerini sağlıyordu. Demek ki, kârlılık önemli değil, Ponzi olup olmamak önemli...

Ponzi ‘den kurtulmak

Şimdi ABD’de SEC’in yaptığını bizim denetleme ve düzenleme kurumlarımız yapmalı bugün yargının önünü açmalıdır. Şunu görmüyorlar mı; FETÖ yapısı banka ve şirketleriyle, tıpkı Ponzi gibi, siyasi amaçla -ve belki de baskıyla- topladığı paraları, kendi yapısını, dolayısıyla terörü, finanse etmek için kullanıyor ama sisteme kesinlikle kendi içinden doğduğu örgütsel yapının sermayesini (!) sokmuyor. Bu tam bir Ponzi işleyişidir. Yani Ponzi’de yüksek faiz vaadi vardı, burada da ‘biz sizin işinizi devlette çözeriz; elimizin altında’ vaadi vardı.
O zaman sonuç: Birincisi Minsky’nin de dediği gibi, kamusal düzenleme önemlidir ve bu kesinlikle piyasa dışı bir yol değildir; tam aksine piyasayı işleten bir düzenlemedir.
Bu anlamda Türkiye, Ponzi mantığı ile çalışan, kara para aklayan, ülke dışına yasa dışı yollardan kaynak transfer eden yapılarla mücadele etmelidir.
Türkiye bu mücadelede çok geç kalmıştır. Açık bir ekonomi, doğru işleyen bir piyasa için, tıpkı bir zamanlar ABD’de olduğu gibi, ödün vermeden mücadele gerekir. Bu mücadele, piyasa oyuncularının ve ekonominin önünü açacaktır. Zaten bu gibi yapılar ABD’de olsa FBI çoktan enselerinde olmuştu.

<p>Türkiye'nin birçok bölgesinde çıkan orman yangınlarını göz önüne alarak İstanbul'da ormanlık alan

Orman yangınlarına karşı denetim

Fransa'da 400 evsiz Vosges Meydanı'nda çadır kurdu

Nizip sabunu yurt içi ve dışından yoğun ilgi görüyor

Milas'taki yangında zarar gören 80 hektarlık ormanlık alan havadan görüntülendi