• $7,4234
  • €9,0083
  • 446.304
  • 1569.35
18 Ekim 2011 Salı

Trendeki memleketim

Cemalettin Taşçı
Cemalettin Taşçı
YAZARIN SAYFASI

Ekspres daha Bostancı'ya varmadan, yirmili yaşlarının sonlarındaki iki genç restorana hareketlendiler. Tuhaf, hatta çirkin denecek kılıkları vardı. Bir iki adım önden yürüyen, ikide bir arkasına dönerek, abartılı jestlerle, tuhaf bir lisanla, bağıra çağıra konuşuyordu. Sonradan anlayacaktım ki jestler, trende yalnız seyahat eden genç kızların envanterini çıkarmak amacıyla vakit kazanmak içindi. Gözler, radar gibi etrafı tarıyordu.
Bir süre sonra karnımı doyurmaya restorana gittim. Gençlerin biri bir masada pencere kenarına, diğeri ise karşısında koridor tarafına oturmuştu. Böylelikle masanın tamamını istenmeyen misafirlerden korumuşlardı. Bu arada biri yine dinliyor, diğeri bağıra çağıra konuşuyordu. Çok geçmeden anladım ki, tuhaf bir lisan filan değildi kullandığı. Sadece yabancı dil konuştuğu intibaı vermeye çalışıyor, farklı dillerden kelimeleri birbiri ardına sıralıyordu. Diğerinin hep susması da, herhalde, bu oyunu becerebilecek olmamasındandı.
Çok geçmeden, konuşup duran yerinden kalktı. Arkamdaki masada oturan iki genç kızı masalarına davet etti. Kızlar gülüştüler. Biri fazla gürültü yaptıklarını söyledi. Kızları masalarına davet eden -gürültüyü yapan kendisi olduğu halde- arkadaşı adına özür diledi. Filan.
Evet, böyle anlatınca pek hoş görünmüyor ama arkamdaki kızların kıkırdamaları da şahittir, oyunun sevimli bir yanı da yok değildi.
***
Çok zor iki gün geçirmiştim. Hem ruhsal, hem de fiziksel olarak çok yorgundum. Yani her şeye kolayca kızabilecek bir havadaydım. Normal şartlarda bile katlanamayacağım bu halin bana neden sevimli göründüğünü anlamaya çalışarak yerime geçtim. Bir kere, çocuklar sevimliydi, evet. Sonra oyun masum görünüyordu. Kızlar isteseler, çocukları pekala zor duruma düşürebilirlerdi. İstemediler. Yani alan razı, satan razı durumu da var.
Ama mesele sadece bundan ibaret değil. Parlamentodan bürokrasiye, iş aleminden medyaya, her yerde böylelerini göre göre alıştık besbelli. 'Ben de isterem' diyen, kestirmeleri gözeten, mevcudiyetlerini hissettirebilmek için gerçek veya sanal alemde gürültü yapan, sahip olduğu bir iki şeyin yanına sevimliliği ekleyince yetiniveren, zora gelemeyen, sahip olmadığı ama prim yapan şeyleri -mesela lisan bilgisini- taklit etmekten fazlasına niyeti olmayan, netice aldığına göre kendisini başarılı bulan, başarının zamanın şartlarından değil de kendisinden kaynaklandığını vehmeden insanlara alıştık.
Kurallara uymuş, zoru denemiş, mesela en az bir yabancı dil öğrenmiş bir yığın insan da vardı trende. Öylece bekliyorlardı. Haklarını gasp ettiklerine inandıkları gürültücü çocuklara kızarak, bekliyorlardı. Modaları geçmişti, farkında değillerdi. Bu günlerin geçeceğini, eski güzel günlerin avdet edeceğini beyhude bekliyorlardı.
Modalarının geçtiğini fark etmiş olanların hali daha iyi değildi. Sadece öfke ve nefretten ibarettiler. 'Böyle kazanılır mı' diye çemkiriyorlardı ama harekete geçmeye de niyetleri yoktu. Mevcut seçenekleri beğenmiyorlardı ama daha iyisini inşa etmeye soyunmuş da değillerdi. Ne olurdu dünya değişseydi de onları tercih etseydi...
***
Derken tren bir istasyona geldi. Kara yağız bir delikanlı kalktı. Asker tıraşlıydı ama asker değildi besbelli. Çünkü kara bıyıkları dudaklarının üstüne sarkmıştı. Son derece ciddi görünüşüyle, zihnimi yol boyunca meşgul eden akranının neredeyse tam kontrastıydı.
'Aha,' dedim kendi kendime, 'bu ötekinin ne oyunlar çevirdiğinin farkına varmalıydı ki, seyretmeliydik gürültüyü.' Çünkü mahallenin namusunu kendisine dert edecek biri gibi görünüyordu. Derken montunun kapüşonunu başına geçirdi. Aniden gülünçleşiverdi. Uzandı, çantasını aldı, sırtına geçirdi. Sırt çantası daha doğru dürüst bir şey olsaydı bile, o heybetli gövdenin fiyakasını bozacaktı. Ama üstünde boydan boya, kaba bir NIKE yazısı vardı.
Kadın aklına aklım ermez ama hani bu delikanlı bu haliyle restoranın kapısında beliriverse, kızlar can havliyle gürültücü çocukların masasına atarlardı kendilerini, hiç şüphem yok.
Memleketin kadrosu, özetle budur: Sevimli ve gürültücü soytarılar artı kayıtsız ve etkisiz gülünçler artı sevimsiz, nobran öfkeliler...

<p><span>Niğde'nin meşhur patatesi dondurmaya da lezzet katacak. 'Patatesli dondurma olur mu?' demey

Patatesli dondurma hem şaşırtıyor hem de tadanları kendine hayran bırakıyor

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Azerbaycan'da 20 Ocak Katliamı'nın kurbanları yad ediliyor

Türksat-5A'nın alt sistem testleri tamamlandı