• $7,431
  • €8,9864
  • 413.199
  • 1471.39
08 Nisan 2011 Cuma

İcat ettiğinizi inşa edebiliyor musunuz?

'Sanatın İcadı'nın yazarı Larry Shiner'ı ciddiye almak gerekiyor. Dünyanın sanat üzerinden nasıl kavrandığını ve yüzyıllar boyunca sanatın icat edilerek post modern dünyaya nasıl uyarlandığını anlamak için bu kitabı okumanın 'olmazsa olmaz okuma'lar arasında yerini alması gerektiğine inanıyorum.

Koço'da on masadan en az üçünde kitap muhabbeti yapıldığını iddia etmek çok yanlış olmaz. En azından benim gençliğimde durum böyleydi... Bu muhabbetlerden bir tanesi de bizim masamızdaydı. Sanıyorduk ki dünya üzerinden gelip geçen tüm sanatçılar tarih boyunca yaşadıkları dönemde hakları teslim edilmese bile en azından yaşam biçimi olarak 'sanatçı' addediliyorlardı.
Hiç de öyle değilmiş. Sanatkar ile zanaatkarı (artist - artizan) yüzyıllar boyu birbirinden kavram olarak ayırmak zor olmuş. Bugün de tartışmasız olarak 'sanatçı' diyebileceğimiz sanat tarihinin ünlü isimleri, yaşadıkları dönemde bambaşka bir algılama dünyasının içinde var olmuşlar. Bugünün sanat kavramlarıyla geçmiş yüzyılları 'asimile' ediyormuşuz! Nasıl? Daha da önemlisi, niçin?
Koço'da bir ara bizim masanın sohbet konusu buydu. Bugün bize şaheser olarak görünen Shakespeare'in oyunları, yaşadığı yıllara bakıldığında, öyle dev ve direnç konusunda zamanla iddiası olan eserler değil, gereğinde üzerine cümleler eklenip çıkartılan 'popüler temsillerin' senaryosu olarak algılanan metinlermiş.
Diyelim ki, Macbeth'teki şu meşhur tirat: 'Bundan bir saat önce ölüp gitseydim, / Mutlu bir ömür sürmüş olurdum. / Çünkü bundan sonra benim için /Her şey boş artık bu yalan dünyada.' Tiyatro kumpanyasını düzenleyen makam, bu satırların üzerini çizebilir ve Shakespeare bile sesini çıkaramaz. Öyle mi? Evet.
- - -
Leonardo da Vinci'nin 'Kayalıktaki Meryem' için imzaladığı sözleşmede ürünün içeriği, Meryem'in cüppesinin rengi ve teslim tarihi açıkça belirtiliyor, onarım garantisi de veriliyormuş. Bugün, adını neredeyse salavat getirerek andıkları nice büyük besteci de zamanlarında sadece 'müzik hizmeti' veren yetenekli ademoğullarından öteye pek bir anlam ifade etmezlermiş. Çerçeveyi yapanın, ressamdan daha çok para kazandığı dünyalara ise hiç girmeyelim... Ve günümüze geldiğimizde de 'modern sanat sistemi bir öz ya da yazgı değil, yalnızca bizim ürettiğimiz bir şey'miş...
- - -
Dünyanın sanat üzerinden nasıl kavrandığını ve yüzyıllar boyunca sanatın bir anlamda icat edilerek post modern dünyaya nasıl uyarlandığını anlamak için Larry Shiner'ın 'Bir Kültür Tarihi' alt başlığıyla yayımlanan 'Sanatın İcadı'nı okumanın 'olmazsa olmaz okuma'lar arasında yerini alması gerektiğine kani oldum. Tabii hemen ardından Remzi Kitabevi'nin yayımladığı Norbert Lynton'un kitabı 'Modern Sanatın Öyküsü'nü de masanın üzerine çıkarmak lazım.
Modern sanata evrilişin kuvvetli delillerini Rönesans'ta bulan pek çok sanat tarihi araştırmacısını da kuşkuya düşürebilecek güçlü argümanlar ve bilimsel kanıtlarla bu delillerin ilk işaretlerini 17. yüzyıla öteleyen Larry Shiner, aynı zamanda bir kültür tarihçisi olarak araştırmalarını Field Müzesi'ndeki Afrika kökenli işlevsel ritüel nesnelerinden, dolayısıyla 'Güzel Sanat / Zanaat' ayrımı öncesinden başlatıyor. Sadece 'Sanatın İlahlaştırılması' bölümü üzerinde günlerce konuşmak mümkün. Başlıklara bakmakla yetinelim: 'Kurtarıcı vahiy olarak sanat', 'Yüceltilmiş sanatçı imgesi', 'Zanaatçının düşüşü', 'Estetiğin zaferi'...
Nasıl? Müthiş değil mi?
- - -
'Sanatın İcadı', içerdiği son derece ilginç 'bilgiler' nedeniyle önemli bir kitap değil. Bu kitabı, hayatı sanat aracılığıyla 'okuyabilme'mize getirdiği katkılar ve belki de 'ezber bozan' yeni paradigma ışıklarını üzerimize saçması açısından çok önemli bulduğumu ifade etmeliyim. Sinema Muhabbetleri'nde arkadaşlarımızın hazırladığı yazılı ödevlere, izledikleri onlarca filmi 'okuyabilme' reflekslerine kaynaklık eden kitaplardan biri de 'şah/eser' olma özelliğini hiç mi hiç yitirmeyen o meşhur kitap; Gombrich'in 'Sanatın Öyküsü'ydü. Bu altın kitabın içinden arkadaşlarımızın cımbızla çekip çıkardığı 'Hangi amaçla yapıldığını bilmediğimiz sürece bakıp geçmişin sanatını anlayamayız' cümlesini, dünden bugüne ve hatta geleceğe de taşıdığımızda, 'amacı' ya da 'niyeti' idrak edebildiğimiz ölçüde hayatı okuyabildiğimizin farkına varıyoruz.
- - -
Evet, sanat da icat ve inşa ediliyor... 
İnsanlar, konserlerde, operalarda, müzelerde sessiz olunması gerektiğini nasıl öğrendi? Böylesi ortamlar, Larry Shiner'ın ifadesiyle 'sükunet ve meditasyon mabedi' haline nasıl geldi? Tıpkı hastanelerdeki 'sus' diyen hemşireler gibi müzelere uyarı tabelaları konulan dönemlerden bugüne sanatın nasıl 'öğretildiğini' anlayamadan, post modern sanatın insanlara neler söylediğini manalandırabilmek mümkün değil.
Oysa ki sadece bilmek değil, olup biteni, akıp geçeni ve gelmekte olanı, 'okuyabilmek' isteyenler için, icat ve inşa edilerek post modern açılımların içinde kendine yer edinen ve dünyaya seslenen sanat türünün dilinin altındakileri anlayabilmenin özel bir önemi var. Tıpkı, caz müziğini, klasik müziği öğrenmenin bizlerden belirgin ve ciddi bir emek talep etmesi gibi, örneğin iş dünyasının sponsorluğunda düzenlenen sanat bienallerinde 'hurda yığını' ya da 'garip nesneler' olarak dalga geçildiğine tanık olduğumuz 'enstalasyonların' da bizlerden bir talebi olduğuna, bize 'hayata dair' pek çok şey fısıldadığına ve bu fısıltılara kulak vererek, anlamlandırma çabasında olunması gerektiğine işaret etmek yanlış olmaz.
Kültürel seçkinlik, 'elitizm', çok ama çok pahalı ve bu yüzden çok değerli bir 'izm'...
İzm'lerin en kalıcısı... Kutsalını da, yücesini de, göğe çıkarıp yere indirebilen, tasallutlar dünyasında yeşerip büyümesi mümkün olmayan, parayı üzerine çeken ama teslim olmadığı için kendisini yönettirmeyen tek 'izm'...
Estetiğin dünyasına teğet geçmeden 'birey' olmak sanıldığı kadar kolay değil.
Birey olmanın sınırlarını zorlayan, geliştiren yegane soyutlama gücünü sadece ve sadece 'icat ve inşa edilen' sanatın içinde arayabiliriz. Sonrasında 'yaşama sanatı'na katkıyı tefrik edebilmek, dünyaya, ona teslim olmadan bakabilmek tamamen sizin icadınız olabilir.
İcat ettiğinizi inşa edin yeter...

18. yüzyılda sanatçının statüsü ve Voltaire
Bir arkadaşımız, çantasından çıkardığı bir kitaptan altını çizdiği satırlara göz atıp belleğini tazeleyerek şu olayı anlattı:
'Hiçbir şey 18. yüzyılda sanatçıların statüsünün nasıl bir değişime uğradığını Voltaire'in kariyerinden daha iyi göstermez. Voltaire, 1726 yılında hakaret ettiği bir soylunun uşakları tarafından dövülüyor, soylunun şikayeti üzerine Bastille Hapishanesi'ne atılıyor ve sonunda Paris'ten sürülüyor -bütün bunlar olurken de salonlarının müdavimi olduğu Paris aristokrasisinden neredeyse hiç ses çıkmıyordu-. Elli yıllık sürgünden sonra (1778) yeniden Paris'e döndüğünde ise caddelerde alkışlarla karşılanıp Academie Française tarafından baş tacı edilmekle kalmıyor, aynı aristokrasi bu sefer onu kayırmak için yarışıyordu. Voltaire, ertesi sene öldüğünde, biraz tereddütten sonra kilise töreniyle gömülmeyi reddettiğinden dolayı cesedi fahişeler, hırsızlar ve aktörlerin topluca gömüldüğü bir çukura atılma tehlikesiyle karşı karşıya olduğundan gizlice defnedildi. Fakat on yıl sonra Devrim, kilisenin malvarlığına el koyup da devasa neoklasik St. Genevieve Kilisesi'ni Fransa'nın 'büyük adamları'nın Pantheon'una çevirdiğinde buraya naaşı ilk konanlardan biri Voltaire'inki oluyordu.'
Evet, artık hiç kuşkum kalmamıştı. Sanat icat edilmişti. 'Sanatın İcadı'nın yazarı Larry Shiner'ı ciddiye almak gerekiyordu. Ayrıntı Yayınları'nda 2010'da ikinci basımı yapılan bu kitabı edinmek ve de hemen okumak farz olmuştu.

<p>ABD Başkanı Joe Biden'ın talimatı ile Suriye'deki İran destekli gruplara hava saldırısı düzenlend

ABD'den Suriye'ye hava saldırısı: Suriye'deki İran destekli gruplar vuruldu

Öğretmenlere koronavirüs aşısının yapılmaya başlandı

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar A-400M hangarını ziyaret etti

Balıkçı ağlarına bin yıllık tekne parçaları ile 13 amfora takıldı