• $7,4229
  • €9,0324
  • 439.907
  • 1532.05
30 Eylül 2012 Pazar

Hocasının bahçesinde bir bülbül: Yunus

Yunus'umuz bahçemizde 'gönlü olan' bir hocamızdır. 'Gönüle girmek', 'gönül yapmak'tır, amacı. Sevgiyi anlatmaktır, yaşatmaktır: 'Ben gelmedim dava için / Benim işim sevi için / Dostun evi gönüllerdir / Gönüller yapmaya geldim.' Gönüllerde olanı, gönüllerimizi, bahçelerimizi aramaktadır Yunus. 'Gönül yapmayı', bahçemizin düzenlenmesine, gelişmesine katkı olarak anlayalım. Sorgulayıcı bir kafası vardır. Gevşetici, uyuşturucu bir sevgi değildir ondaki sevgi anlayışı. 'Sen elif dersin hoca, manası ne demektir?' diye sorar. Düzmece bilginlere, bağnaz hocalara, kendini farklı göstermeye çalışan ikiyüzlülere veryansın eder. Kendine özgü bir ince alay tekniği vardır. Mizah duygusu doruğuna çıkabilir zaman zaman: 'Çıktım erik dalına onda yedim üzümü'. Bunun yanında, çok dikkat eder söylediklerine; yüzyıllar sonra onu bahçesine alacak öğrencilerine saygısı vardır: 'Derviş Yunus bu sözü eğri büğrü söyleme / Seni sigaya çeken bir molla Kasım gelir' demiştir. (Sigaya çekmek: Sorgulamak) (Bu sözler Yunus'un divanında bulunmuyor ama Yunus'u halkın bir sesi olarak, tıpkı Homeros gibi, birden fazla ozanın bir ürünü olarak benimseyebiliriz!) 'Molla Kasım', bizim araştırıcı insanlar olarak ileri sürdüğümüz savların yargılayıcısı, hesap sorucusudur. Bilim adamları olarak, bilimsel vicdanımızdır. 'Sakın hile yapma, bulamadığını buldum, okumadığını okudum, bilmediğini bildim deme, Molla Kasım hesap sorar senden' diyen içimizdeki sestir. Bütün araştırıcı arkadaşların bahçelerinde Molla Kasım dolanmalı, tabii ki Sokrates'le birlikte!
***
Araştırıcı, dur durak bilmeyen, sorgulayıcı bir özelliği vardır, Yunus'un. Batının Odysseus'unu aratmaz bu anlamda: 'Çevik bahri olmak gerek / Bir denize dalmak gerek / Bir gehveri bulmak gerek / Hiç sarraflar bilmez ola.' Bilim denizine dalacak çevik bir deniz kuşudur o. Öyle bir gehver (inci, mücevher) çıkaracaktır ki, henüz bilimdeki uzmanların, 'sarrafların' bilgisinin ötesinde olsun bu inci. Buluşlar, icatlar, keşifler yapmak istemektedir.
Bilim, tıpkı Sokrates'te olduğu gibi, ruhumuzun bütünüyle, kendinizle içten bağımlıdır. Doğayı bilmekle, kendimizi bilmek ayrılmaz birbirinden. 'İlim ilim bilmektir / İlim kendin bilmektir / Sen kendini bilmezsin / Ya nice okumaktır' kendini bilmeyenin bilimi hiç de geçerli değildir, Yunus'a göre.
Yunus'un öğretmen-öğrenci ilişkisi üstüne ilginç görüşleri vardır. Öğretmenine karşı son derece saygılıdır. Hocasının kapısında 'kul'dur. Tümüyle teslim etmiştir kendini hocasına. Hocası onun 'çiğliğini' ortadan kaldırmıştır, olgunlaştırmış, pişirmiştir onu. Hocası Taptuk Emre için şöyle demektedir: 'Taptuk'un tapusunda / Kul olduk kapusunda / Yunus miskin çiğ idik / Piştik elhamdülillah'.
***
Hoca ezmez Yunus'u, çünkü iletişim sürmektedir aralarında. Yunus hocasının yanına varınca, hocasıyla 'bilişmek' kendisiyle konuşmak istemektedir. Bir bilgi alışverişi, gönül alışverişi vardır, öğrencisiyle öğretmeni arasında. Öğrenci hocasına durumunu anlatmaya, sorularını sormaya gelmiştir: 'Bunda biliş olan canlar / Orada bilişler imiş / Bilişiben hocam ile / Halim arz etmeye geldim'.
Öğretmen öğrenci etkileşmesinde 'hal arzı' kadar çarpıcı bir şey olabilir mi? Hem hoca hem de öğrencisi 'can'dır, can cana karşılıklı bilişmektedirler. İletişim, soğuk bilgi aktarımı düzeyinde kalmamaktadır. Çözülecek sorunlar üzerinde, aklın yanında canların bilişmesi söz konusudur.
Bugün orta öğretim ya da üniversite, yüksek okul düzeyinde öğrenci-öğretmen ilişkilerinin iletişim gücünü yitirdiğini, soğuk, aldırmaz, görünüşte sevgi ve saygı düzeyinde kaldığını, can cana, ruh ruha ilişki bir yana, kafa kafaya düşünce iletişiminin bile kurulamadığını görüyoruz. Eğitim, okullarda Yunus'u pişiren, hamlıktan kurtaran işleyişini yitirmiştir. Öğretmeniyle karşılaşan kaç öğrenci Yunus'un coşkusunu duymaktadır? Ve kaç öğretmen, öğrencisine Yunus'un duyduğu coşkuyu, sevinci verebilmektedir? Sevgili öğretmenler bahçenizde ötmekten coşku duyan kaç bülbül öğrenciniz var? Kaç öğrenciniz dostunuz, kaç dostunuz öğrencinizdir?
'O hocamdır, ben kuluyum / Dost bahçesi bülbülüyüm / Ol hocamın bahçesinde / Şad olup ötmeye geldim.'
Olağan ki, 'kulluk' bağımsızlığı yitirmek anlamında anlaşılmamalıdır burada, bir saygı sözüdür yalnızca; yoksa hocanın bahçesinin ağaçlarında, yüksek dallarda nasıl şakıyabilirdi?

<p>Türkiye'de yeni bir siyasi partiye ihtiyaç var mı?</p><p>HDP tabanı hangi olaylar sonrasında part

HDP kapatılacak mı?

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

İHA fabrikası Ankara'da üretime başladı

Hastane kapısında 5 gün sahibini bekleyen vefalı köpek Boncuk, dünya basınında