• $7,4104
  • €9,0056
  • 442.156
  • 1544.55
09 Eylül 2012 Pazar

Mahzun Türkiye

Bir ülke de insana benzer. Ülkelerin de duyguları vardır. Ülkede yaşayan insanlar topluluklar olarak farklı duygu durumları içinde olsalar da hepsinin yaşadığı yaşantıların örtüştüğü ortak alanlar bulunabilir. Ülkemiz için bu ortak, bileşke duygu, hüzündür. Ülkemiz mahzunluğu yaşamaktadır.
Hüzün üzerine çok şeyler yazılmış, söylenmiştir. Ben hüznün bu toprakların yüzyıllardır derinden derine yaşadığı bir duygu olduğunu düşünürüm. Nasıl bir duygudur hüzün?
Birçok duygunun karıştığı bileşik bir duygudur. İçinde kayıplardan oluşan şiddetli bir acı vardır. Bu acı, zaman zaman baş edilmeye çalışılıp da bir türlü baş edilemeyen bir çaresizlikle birlikte yürür. Bu çaresizliğin üstesinden gelebileceğimiz düşünülür; aklımız, duygu dünyamızın bir yanı, neden çaresiziz diye sorgular bizi. Acı giderek sorgulanır, sorgulama sonucu çıkış noktaları bulunamadıkça bir öfkeye dönüşmeye başlar. Acı, ben bu acıyı hak etmedim düşüncesiyle yaşanır.
Aklımız bir yandan çözümler arar: Farklı ülkelerde farklı toplumlarda yaşananların bize öğretebileceklerini gözden geçirmeye başlarız. Araştırırken anlarız ki bizim durumumuzun bir kendine özgülüğü, biricikliği vardır. Bu 'bize mahsusluk' bu toprakların tarihinden, tarihindeki yaşanmış büyük trajedilerden, insana özgü tutkular, zayıflıklardan gelen, genel insanlık durumundan kaynaklanmaktadır. İrdeledikçe anlamaya başlarız ki, ne denli çözümler arasak da derdimize, derdimiz uzun bir tarihin, sancılı bir coğrafyanın katmanlı acılarıyla yüklüdür. Çözümler yeni sıkıntıları getirecektir. Yeni sıkıntılar yeni çözümler arayışına yol açacak, arada bir, bir umut ışığı yakacaktır, içine düştüğümüzü düşündüğümüz karanlığımıza. 
Hüznümüz, günü birlik, gelip geçici önlemlerle çözülemeyecek sorunlara yakalanmışlığımızın bilincinden doğuyor. Yüzyıllardan beri bu topraklarda yaşayan insanlar yazgılarını 'kahpe felek' diye adlandırmaktadırlar. Bu feleğe karşı edilgin bir durumda da kalmamışlardır, çoğu kez. Yazgılara karşı kavga, binlerce yıldan beri bu toprakların insanlarının gerçekleştirmeye çabaladığı bir yaşama mücadelesidir. Şu an yaşadığımız travmaların, kayıpların ardında duran hüznün bu uzun ve derin tarihini anlayamazsak yaşadığımız sıkıntılara, yalnızca cehaletin, terörün yol açtığını düşünme yanılgısına kolayca kapılıveririz.
Hüzün bize özgü bir duygudur; içinde yoğun kayıp acıları, çaresizlik, öfke, sorgulama, irdeleme, anlama çabası taşır. Ama bir melankoli değildir; bir vaz geçmişlik, en son noktaya gelmiş umutsuzluk hali içermez. Hüzünde hep bir yaşama sevinci olagelmiştir. Zaman zaman içine düşülen umutsuzluğun ardında tohum halinde bir umut vardır. Ülkemiz, yaşadığı sıkıntılara bilgece durmasını bilir, hüznü ona sarsıntılara dayanma gücü sağlar.
Hüzün, ağır bir depresyon hali de değildir. Depresyonda, farklı aşamalarını bir kenara bırakırsak, sorunlarla baş etme enerjisi azalır, çözüm umudu yok olur. Aklı, iradeyi kullanma becerisi yiter. Hüzünse umudun hep geride, bir yaşama sevinci olarak durduğu bir duygudur. Acılar vardır. Acılar sonuna kadar yaşanır. Acılara teslim olunmaz ama. Çaresizlik duygusu yoğun biçimde yaşanır, çaresiz kalınmaz ama.
Hüzünde kayıtsızlık yoktur, duyarsızlık, sorumsuzluk söz konusu değildir. Hüzünde başkalarından öğrenme isteği diridir. İletişime açıktır, hüzün. Derdinin bilincinde, devasının ardındadır.
Yaşanan acılar büyük öğretmenlerimizdir. Niçin geliyor başımıza bunlar? Bu aşamada acılarımızın en yakın arkadaşı aklımız olmalıdır. Öfkemizin, feryadımızın da dostu olmalı aklımız. Hüzün teslimiyet değildir. Yaşam enerjisinin içimizde kaynadığı bir karmaşık ruh halidir. Nerede yanlış yapılıyor? Bu yanlışlara karşı ne yapmalıyız? Nasıl bir mücadele vermeliyiz?
Hüzün kolumuzu kanadımızı kırmaz. Eleştiri gücümüzü elimizden almaz. Biz mahzunlar, yapılan kabalıkları, tembellikleri, içine düşünülen ağır gaflet hallerini görür eleştiririz.
Bu ülke mahzundur. Kimi medya, kimi siyaset odaklarının bu duyguya uzak olduğunu düşünüyorum. Siyasetimiz çoğunlukla mahzunluğu bilmez. Özeleştiriyi, anlayıcı, yumuşak bakışı bilmediği için. Yıllardır bu ülkeye kabalık, sertlik dalgaları yayıyorlar. Mahzun insanımızın verdiği oylar onları yanıltmasın. Mahzun atın çiftesi pek olur.

<p>Çevre dediğimiz hadisenin sadece devletlere bırakılamayacağını söyleyen Oğuzhan Bilgin, konuya il

'Çevre, dünya ve tabiat bize emanet olarak bırakıldı'

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

En kötü yıl gerçekten 2020 mi? Bilim insanları, 536 yılına işaret ediyor

Beş asırlık Tarihi Maraş Çarşısı'nın dış cephesi yenileniyor