İstanbul
  °C
İl Seç

HAVA DURUMU

Yaşadığınız şehrin günlük hava durumunu görüntüleyin

  • 3,8402
  • 4,5225
  • 153,63
  • 109.156

‘Askeri vesayet’ söylemi yeniden ısıtılırken...

Türk Silahlı Kuvvetleri’ne yönelik alerjinin, ordunun darbe geleneğinden beslendiği açık. Türk siyasetinin bir dönem ‘askerî vesayet’ altında olduğu da doğru. Yakın tarih, ordunun siyasete açık müdahaleleriyle dolu, maalesef.
Ancak hakim “askeri vesayet’ söylemi, TSK’nın “hukuk sınırları” içinde kalmasıyla ilgili bir beklentiyi yansıtmıyor; esasen bu kavram, bundan daha fazla ve farklı bir işleve sahip.

Yakın geçmişte TSK’ya uzanan büyük soruşturmaların adaletin sağlanmasından daha çok, ordu içindeki güç yapısının değiştirilmesini hedeflediği bütün açıklığıyla ortaya çıktı.
Peki TSK’yı işlevsizleştirmeyi ve gayrimeşru bir gücün arka bahçesi haline getirmeyi amaçlayan operasyonlar meşruiyetini nerden aldı?
Elbette ki “askeri vesayet” söyleminden, aldı. Şöyle ki, “askerî vesayet” söylemiyle ordu üzerinde “paralel vesayet” kurulmak istendi.
Bu gerçeğe bugün itiraz edebilecek kimse var mı?
Askerin hukuk devleti sınırları içine çekilmesini isteyen eleştiri sahipleri, paralel üzerinden Türk ordusunun vesayet altına sokulmak istenmesine neden gözlerini kapadı?
Gazetecilerin, siyaset adamlarının kullanmayı çok sevdiği “askerî vesayet” söylemi tarihsel gerçeklerden beslenen, ordunun kimi kabahatlerini kullanan; fakat sonunda ordunun ve dolasıyla ülkenin dağılmasını hedefleyen kullanışlı bir söylem oldu.

Bugün “...ama darbe yok muydu?” itirazını yükseltenler hâlâ mantıklı bir cümleyle akla ve mantığa sığmayan operasyonların nasıl geliştirilebildiğini; TSK vesayetini eleştirirken paralel üzerinden dış güçlerin ordu üzerinde vesayet kurma girişimini açıklamaktan aciz kişilerdir.

Terörle mücadelede büyük bedeller ödeyen TSK’ya yönelik yıllarca “Ordu, Kürt vatandaşlarımızı katletti” propagandası yapıldı. Bu kara propaganda sayesinde 90’lar boyunca PKK’nın yaptığı terör ve katliamların, hak ihlallerinin faturası tümden orduya çıkarıldı. JİTEM'in kirli faaliyetleri üzerinden ordu zan altına alındı. Bir kısım gerçek hadiseler üzerinden bütün bir TSK, terör örgütünden beter bir terör örgütü gibi gösterildi.

90’ların Türkiyesi ile ilgili tarih tümden saptırılmış, PKK lehine yazılmış ve bu tarih çarpıtıcılığıyla ordunun baskı ve denetim altına alınması öngörülmüştü.
28 Şubat mizanseniyle ordu milletin dinine, kitabına saldıran bir kurum olarak lanse edildi.
“Askeri vesayet” söylemiyle başlatılan operasyonlarla Paralel Yapı üzerinden TSK’yı ele geçirme, bu mümkün olmazsa içeriden bölüp ordu üzerinde etkinlik kurma amaçlandı.
Siyaset kurumu ipin ucunun kaçtığını anladığında paralel yapı az yol almamıştı; fakat dönemin başbakanı Erdoğan’ın müdahalesiyle paralel yapı sonuç almayı başaramadı.
Uzun süredir terk edilen, kullanılmayan “askeri vesayet” söylemlerinin yeniden ısıtılarak piyasaya sürülmesinin altında TSK’nın PKK’yla mücadelede görevini başarıyla icra etmesi bulunuyor.
TSK’yı “Saray’ın ordusu” olmakla suçlayanların PKK’nın emrinde olmaları veya PKK’nın emrine koşulmaları tesadüf değil.

Ordunun varlığına, etkinliğine, eylemlerine “demokratik” söylemlerle itiraz etmek kimilerine “mantıklı” gelebilir; belirli çevrelerde demokrasi yandaşı hoş ve güzel sözler olarak değerlendirilebilir. Ama gerçek şu ki; Türkiye büyük kuşatma altında ve bu ülkenin en büyük teminatı milli iradenin emrindeki bir ordudur, güvenlik güçleridir.
“Askeri vesayet” söylemi demokratik bir içeriğe sahip değildir, bu söylemin yeniden dolaşıma sokulmasının gerçek amacı, milletin emrindeki ordunun kararlı duruşunu yıpratmak, dağıtmak ve bölmektir. Çünkü Batı’nın emrinde bir ordu istiyorlar, milletin değil.

Dünya İnsan Hakları Günü etkinliklerinde konuşma yapan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan önemli açı

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Filistin ve Kudüs konusundaki beyanları takip edeceğiz

Bilim dünyasını şaşırtan limon ve sarımsak mucizesi!

Beşiktaş'ın muhtemel rakipleri

NASA 'yeni dünya' buldu