• $9,5143
  • €11,1014
  • 546.691
  • 1455.42
15 Haziran 2016 Çarşamba

Kimin ve neyin çözümü?

Ülkenin bölünmesi endişesi Sevr’den kalan bir paranoya mı? Milletin ve devletin endişesi koskoca bir kuruntudan mı ibaret?

Türkiye’yi bölünmenin kıyısına getirene kadar şu masalla uyuttular: PKK ve HDP’nin ülkeyi bölme amacı yok, örgüt bu amaçtan çoktan vaz geçti. Bu “masal” gerçeklik ihtimali kazandığında ise “PKK’yı çözümün parçası kılmazsanız Kürtleri tümden kaybederiz, ülke de bölünür” korkusunu yaymaya başladılar. Oysa gerçekte olan bunun tam tersi; asıl PKK çözümün parçası yapıldığında Türkiye, Kürt vatandaşlarını kaybeder ve ülkenin bölünmesine yeşil ışık yakılmış olur.

Son 7 yıllık tecrübeyle de sabit ki, PKK’lı çözüm arayışları Kürtleri ABD’nin, İran’ın, Suriye’nin, Rusya’nın, velhasıl Türkiye dışındaki bütün güçlerin etkisine soktu ama bir tek Türkiye’ye yakınlaştırmadı. PKK’nın kimler için hangi amaca hizmet ettiğinin iyice anlaşıldığı şu aşamadan sonra örgütle olası bir çözüm arayışı, Kürtleri Türkiye’den tümden koparır. Böylesi bir durumda ise PKK’ya direnen, boyun eğmeyen; PKK’nın terör eylemlerine ve onun siyasi uzantısı olarak faaliyetlerde bulunan HDP’nin siyasi taleplerine onay vermeyen Kürtler hayal kırıklığına uğratılmış olur.

Türkiye, etnik ve mezhep savaşlarıyla kavrulan Ortadoğu’da demokratik bir model oluşturma umuduyla PKK’lı bir çözümü denedi. Soğuk savaş döneminin ürünü olan örgütün bir ihtimal “demokratik çözüme” yanaşacağını varsaydı. İçeride ve dışarıda örgüte kefil olanların da baskısıyla “çözüm süreci” yoluna girildi. Ancak PKK, iç dinamiklerin şekillendirdiği bir örgüt olmaktan daha çok dış güçlerin ürünü olduğundan çözüm süreci yürümedi.
PKK ve PKK’nın arkasındaki güç çevreleri çözüm sürecinden; devletin kendi rızasıyla Kürtleri örgütün egemenliğine terk etmesini bekledi. Bırakınız bugünün dünyasını eski çağlarda bile hiçbir otoritenin nüfus üzerinde böyle bir tasarruf hakkı olmadı, olamaz da. Ayrıca bir ülkenin vatandaşlarını terör tehdidi yüzünden terör örgütünün otoritesine terk etmek, ne demokrasiyle, ne insanlıkla, ne de güçlü, adil bir hukuk devleti hedefiyle bağdaşır.

PKK’nın Kürtleri temsil ettiği iddiası ise kaynağı dışarıda olan, 40 yıllık silahlı bir zorbalığın ürünüdür. Batı ihtiyaç duyduğunda, gerektiğinde –HDP Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın tesbitiyle- “kiralık katil” olarak kullanabilmek için PKK’yı Kürtlerin başına gardiyan olarak atamak istiyor, bundan kuşku yok. Devletin vazifesi ve sorumluluğu bu oyunu bozmaktır, bu oyuna gelmek değil.

PKK’lı çözüm, dış çözümdür; bu çözüm modelini isteyen ve dayatan Batı’dır. Türkiye, PKK’lı çözüm modeline rıza gösterirse karşılığında ne barışa, ne demokrasiye, ne de istikrara kavuşur. PKK’nın merkezinde olduğu çözüm modelleri bu ülkenin birliğine değil, bölünmesine, dağılmasına dönüktür.
Olası bir çözümün merkezinde meşru aktörler yer almalıdır, Kürtlerin siyasi iradesini silahla gasp eden terörist aktörler değil.

Türkiye kendi çözümünü yaratmak ve bunu dünyaya kabul ettirmek zorunda. Kendi çözümünüzü yaratamazsanız; dünyanın önce başınıza sorun ettiği sonra da çözüm diye dayattığı şeyleri kabul etmek zorunda kalırsınız ki, bu konuda Batı’nın insafından medet ummak, devletin ve milletin acziyetinin en hazin yansıması olur.

<p>Verdiğiniz nefes aldığınız nefesle  karışmıyor. Akıllı maske telefonla kontrol ediliyor.</p><p>Ak

Akıllı maske nefes aldıracak

Güney Kore ilk yerli roketi 'Nuri'yi uzaya fırlattı

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Üsküdar'da bir kafede vatandaşlarla sohbet etti

Niğde'de 20 milyon yıllık fosil bulundu