• $ 6,8158
  • € 7,4344
  • 380.418
  • 103024
Haber hattı
0530 708 54 54
Haber hattı
0530 708 54 54

Darbeden üç gün önce...

Hep boş konuşuyor... Bugünkü (dünkü) grup toplantısında da boş konuştu. Tek tek bölgedeki despotları ve diktatörleri överken, muarızı Erdoğan’ı terör örgütleriyle işbirliği yapmakla suçladı.

Hatırlayacaksınız...

Didem Arslan Yılmaz’ın, “Poliste veya yargıda cemaatin hakim olduğuna dair görüşler var, size böyle bir rapor geldi mi?” sorusuna şöyle cevap vermişti: “Elimizde böyle bir veri yok. Ben bir belge görmeden anlatımlardan yola çıkamam... Benim bir şeyi dillendirmem için bir kaynak, bir belge olması lazım.”

Elinde bilgi ve belge ve olmadan FETÖ hakkında konuşamayacağını beyan eden (ve bir terör örgütünün hukukunu koruyan) Kılıçdaroğlu, 12 Temmuz 2016 tarihli grup toplantısında bu hassasiyeti gözetmedi.

Neden 12 Temmuz?

Çünkü darbeden üç gün öncesi...

Kılıçdaroğlu, adeta darbecilere, “Terör örgütleriyle işbirliği yapan adam burada, gelin alın” diyordu.

Peki, darbeden üç gün önce neler mi söyledi?

İktidarın DEAŞ terör örgütüne yardım ve yataklık yaptığını... DEAŞ’ın eğitim, transfer ve lojistik desteğinin Türkiye’den sağlandığını... MİT TIR’larıyla DEAŞ’a silah gönderildiğini... Bazı DEAŞ militanlarının Türkiye hastanelerinde tedavi gördüğünü... DEAŞ yetkililerinin “Teçhizatımız ve tedarikimiz Türkiye üzerinden sağlanıyor” itirafında bulunduğunu... 12 Ağustos 2012 tarihinde Washington Post gazetesine açıklama yapan bir başka DEAŞ yetkilisinin, “Bize savaşın başında katılan savaşçıların büyük bölümü Türkiye’den geliyor, ayrıca bütün tedarikimiz Türkiye tarafından sağlanıyor” dediğini... Türkiye’nin DEAŞ’tan petrol aldığını... Musul Konsolosluğu’nun basılması talimatını veren DEAŞ’lı Muhaser Ebu Muhammed’in 16 Nisan 2014’te Hatay’da tedavi gördüğünü...

Kılıçdaroğlu, o gün grup toplantısında bu yalanları söyledi ve hiç utanmadı. “Biz konuşurken onlar gibi mideden atmıyoruz, halkın deyimiyle işkembeden atmıyoruz, belgesi var, bulgusu var, elde delillerimiz var, ona göre konuşuyoruz” demeyi de ihmal etmedi.

Fakat o belgeleri bir türlü açıklayamadı.

Üzerinden dört yıl geçtiği halde “bulgularını” somutlayamadı.

Hani elinde bilgi ve belge olmadan konuşmazdı!

Hani başkaları gibi mideden atmazdı.

Konuşmasının ilk bölümü daha da ilginçti...

Bir konuşmadan daha fazlası...

Bir manifesto.

Bir “ültimatom.”

Söylediklerini ilginç kılan husus şu:

İktidara yönelttiği suçlamaların tümü (özellikle “yargının siyasallaşması” meselesi) ve üç gün sonra “Yurtta Sulh Konseyi”nin bildirisinde karşımıza çıktı.

Bildiriyle konuşma arasında öyle “benzerlikler”, öyle ortaklıklar var ki, insanın aklına şu tür sorular üşüşüyor: “Malum konsey mi Kılıçdaroğlu’ndan etkilendi? Kılıçdaroğlu’nun konuşmasını kaleme alan ByLock’çu danışmanları mı malum konseyden etkilendi? Yoksa iki tarafı da etkileyen ortak bir ‘akıl’ mı var?”

Hangisi?

Kılıçdaroğlu’nu yürüyüşe zorlayan “Enis Berberoğlu davası”nı hatırlayalım:

Engin Altay’ın da itiraf etmek zorunda kaldığı gibi, Kılıçdaroğlu’nu yollara düşüren bu davada (daha doğrusu davaya konu olan MİT TIR’ları hadisesinde) amaç, Erdoğan’ı uluslararası mahkemede “savaş suçlusu” olarak yargılatmaktı.

Bu bilgiler ışığında tekrar bakalım:

Kılıçdaroğu darbeden üç gün önce niçin öyle konuştu?

İki tarafı da etkileyen ortak akıl kim?

Platformu sökülen 'Fatih' Sondaj Gemisi harekete hazır

Platformu sökülen 'Fatih' Sondaj Gemisi harekete hazır

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Fiyatı servet değerinde! Kovanlardan çıkarılmaya başlandı

Yurt genelinde bayram sessizliği hakim! İşte sokak ve caddeler...