İstanbul
  °C
İl Seç

HAVA DURUMU

Yaşadığınız şehrin günlük hava durumunu görüntüleyin

Reklamı Kapat

Cemaat endüstriyel bir iktidara dönüştü

Satır arası…

Demokrat Yargı Derneği Eşbaşkanı Orhan Gazi Ertekin henüz yargıdaki cemaat-AK Parti gerilimi kamera önlerinde konuşulmaya başlamadan yargıdaki alternatif örgütlenmeyi gündeme taşımış bir isim. 2011 yılında çıkardığı “Yargı Meselesi Hallolundu! Yargıçların ‘eşekli demokrasi’ ile imtihanı’ kitabının bugünkü güncel tartışmaların gölgesinde tekrar okunması gerekiyor. Ankara Beypazarı hakimi iken resmi olarak HSYK, kendi deyimiyle ise Cemaat tarafından Gaziantep’e sürgün edilen Ertekin, 17 Aralık’tan beri yaşanan anlaşılması güç gelişmeleri ve yargıda çok konuşulan paralel yapıyı anlattı. 

Cemaat endüstriyel bir iktidara dönüştü
-Demokrat Yargı Derneği Eşbaşkanı Orhan Gazi Ertekin “Yargıdaki 2004-05’ten itibaren kurgulanmaya başlayan örgüyü bilen kişi HSYK Birinci Dairesi Başkanı İbrahim Okur. 2010’daki HSYK seçimleri yargıdaki bir örgütün siyaseten terfi ettiği alandır. Cemaat yargıda kurumsal, mali, kültürel alanı da kontrol eden endüstriyel bir iktidara dönüştü.” 

Şenay YILDIZ/ senay.yildiz@aksam.com.tr
Fotoğraflar: Hamza ŞAHİN

17 Aralık Operasyonu’yla beraber Türkiye’de Pandora’nın kutusu açılmış durumda. Hemen her gün yeni bir soruşturma veya soruşturma girişimi, yerleri değişen emniyet ve yargı görevlileri... 17 Aralık’tan beri bu yaşananları ne şekilde tanımlıyorsunuz?
17 Aralık’tan beri yaşadığımız süreci anlamak için bunun hem bir hem bir savaş hem de aynı zamanda bir saray çekişmesi olduğunu, yani iktidar koalisyonu içindeki bir çatlamadan kaynaklandığını bilmek lazım. Hem açık çatışma, hem de entrika, hile ve oyunun bol olduğu bir mücadele söz konusu. Taraflar 2010’dan itibaren neredeyse protokole dönüşmüş bir koalisyon içindeydiler. Sayın Başbakan da “Ne istedilerse verdik” dedi. Ama bu koalisyon 2012’den itibaren iktidar içindeki paylaşım sahasındaki gerilimler nedeniyle çatlamaya başladı... 2011’den itibaren taraflar kendilerini buna hazırlamaya başladılar. Eğer burada bir hazırlıktan söz ediyorsak asıl olan cemaatin hazırlığıdır. AK Parti’nin bu konuda son derece yetersiz, acemi, çaylak olduğunu kabul etmek lazım. Ama cemaatin yıllardır hazırlık içinde olduğunu bugünkü gelişmelerden anlıyoruz.

HİYERARŞİK ÖGRÜTLENME
-Bugün yargıda cemaat örgütlenmesi bakımından nasıl bir profil var?

Türkiye’de HSYK ve yargı hiyerarşik örgütlenmiştir. Dolayısıyla yönetimi ele geçirdiğiniz andan itibaren tabandaki bütün bu mekanizmayı rahatlıkla kontrol edebilir hale gelirsiniz. Cemaatin farklı alanların işgal edilmesi bakımından yüzde 10-15’lik bir tabanı olduğunu tahmin ediyorum ama toplumdaki karşılıkları yüzde birdir. Bu, cemaatin diğer tüm farklı toplumsal siyasal gruplar arasında olağanüstü bir temsil edildiğini gösterir. Ama daha tehlikelisi cemaat yargının bütün stratejik noktalarını ele geçirmiş durumdadır ve bir endüstriyel iktidara dönüşmüştür. 

-Ne kastediyorsunuz endüstriyel iktidarla?
1)
HSYK; Yargıtay, Danıştay, Adalet Akademisi tamamen cemaatin kontrolündedir.
2) Avukatlığa dair mali sermaye son üç dört yıldır ulusalcı-Cumhuriyetçi-Kemalist kanattan giderek cemaatçi kanada doğru kaymaya başlamıştır.
3) Pozitif Hukuk Derneği diye bir dernek kurdular.
4) Hukah Yayınevi adında bir yayınevleri var. Hem dergi hem de kitapların önemli bir kısmını artık bu yayınevi yayımlamaya başladı. Dolayısıyla kurumsal, mali, kültürel alanı da kontrol eden bir organizmaya dönüşen; kendi hâkimiyetini sadece iktidarı ele geçirme bağlamında değil aynı zamanda gündelik hayatı, toplumsal ve kültürel merkezi de denetlemeye başlayan bir endüstriyel güce, iktidara dönüşmüştür. 

AK Parti, cemaatin yargıyı bu denli kontrol etmeye başladığını göremedi mi? 
Görmemesi mümkün değil. Bu konuda iki tane tez ileri sürülüyor. Birincisi, darbe tezi. İkincisi, “Vah kandırıldık” tezi. Ben darbe tezini güçlü bulmuyorum. Çünkü bir darbe iktidar koalisyonu içinden gelmez, bunlar birbirleriyle protokol yapmış iktidar koalisyonuydu. “Aptalmışız, kandırıldık” tezini daha dinlenebilir buluyorum. Çok mantıklı olduğunu söylemiyorum ama dinlenebilir buluyorum. Ama “Kandırıldık” sözleri bana çok yeterli gelmiyor. Daha ciddi bir hesaplaşmaya girmek zorundalar.

Mesela?
Bunun bir darbe olmadığını bilmek, bu son üç dört yıllık süreç içerisinde kendi zihinsel ve fiziksel katkınızı da kabul etmeniz lazım doğru hesaplaşma için. AK Parti tıpkı Kemalistlerin, ulusalcıların yaptığı gibi bu mülkün kendisine ait olduğunu iddia eder geldi. Herkes kendi bulunduğu yerden hakkını istiyor ve bir anlamda tekel istiyor. Bugün yaşadığımız olay budur ve günlük siyasi kazançlardan vazgeçip tarihi bir inşa çağırısı yapmazsak, bu siyasal alan daha fazla şiddet üretecek. Bu siyasal alandaki devlet kurumları birinin diğerini ele geçirdiği, diğerlerine karşı kullandığı sopa olmaya devam edecek ve hayatımız iç savaşla sürecek. Bugün yapılacak şey gerçek bir sözleşme yapmaktır ve bütün farklı siyasal grupların meşruiyetini talep etmektir. 

EN KRİTİK İSİM İBRAHİM OKUR
-Yargı nasıl talimatla iş yapıyor? Mekanizma nasıl işliyor?
Son on yıl içerisinde Türkiye yargı tarihinde daha önce hiç rastlamadığımız bir örgütsel davranış türü var olmaya başladı. 2006’dan itibaren geçen süreçler göz önüne alındığında yargıdaki örgünün 2004-05’ten itibaren kurgulanmaya başladığını, o dönemde bu örgüyü tam bilen kişinin bugünkü HSYK Birinci Dairesi Başkanı İbrahim Okur olduğunu düşünüyorum. Yaklaşık on yıldır orada olduğu için herhangi bir hakimin ya da savcının tayininin ne tür sonuçlar doğrulabileceğine dair ön bilgiye sahip olan tek kişi o. Ve bu örgü sonucunda hem Şemdinli, hem Ergenekon, Balyoz ve diğer davalar yavaş yavaş gelmeye başladı. Bütün bu davalardan sonra 2010’da HSYK seçimi ortaya çıktı. HSYK seçimi yargıdaki bir örgütün siyaseten terfi ettiği alandır. 

Neden? Nasıl gerçekleşti bu terfi?
Çünkü 2010’a kadar yaklaşık 15 yıl yargı içerisinde orta tip teknik, bürokratik aygıtlar olarak tanımlanmış olan kişiler yeni HSYK ile beraber tayin ve terfilerle farklı bir siyasi öneme sahip olmaya başladı. HSYK seçimi bu sürecin başlangıç noktasıdır ve bu örgütün de en somut haliyle kendini gösterdiği sahadır. HSYK seçiminde Adalet Bakanlığı’nın kendi idari mekanizması ile bugünkü cemaat mekanizması üst üste geçmiştir. 

RTÜK MODELİ BUGÜNDEN İLERİ
-AK Parti’nin “HSYK’ya RTÜK modeli” şeklinde basına yansıyan önerisiyle ilgili düşünceniz nedir? 
RTÜK modeli bugün bulunduğumuz noktaya kıyasla temsil oranı bakımından oldukça ileridir. Şu anki tekel modeline göre ilerleme olarak görüyorum ama ideal bir model olarak da görmüyorum. RTÜK modeli politik müzakerenin en aza indirgendiği ve partilerin kendi tercihlerinin öne geçtiği bir öneri. Dolayısıyla RTÜK modeli belki kısmen olabilir. Yani partilerin kendi nispi oranlarına göre kısmen belirlenebilir ama mümkün olduğu kadar siyasete açmak, siyasetin içinde de mümkün olduğu kadar geniş bir meşruiyeti sağlayacak bir oy hesabı öngörmek lazım. Bizim önerimiz HSYK üyelerinin üçte ikisinin Meclis’te nitelikli çoğunlukla seçilmesi, üçte birini de hakim ve savcıların kendilerinin seçmesiydi. 

Örgüt davası açılmazsa Türkiye’de kaos yaşanır
-Ertekin “Bu aşamadan sonra bu olaylar bir davaya dönüşmezse Türkiye çok ciddi bir kaosun içine girer. Hiçbir kurum, hiçbir siyasi güç meşruiyet üretemez. Kaçınılmaz olarak örgüt soruşturması yapılmalıdır” diyor.

Bu kavga cemaat mensubu yargı ve emniyet mensuplarının tümüyle sistem dışına itilmesiyle mi sonuca ulaşılacak?
Kim kazanacak çok emin değilim. Bence operasyon dışındaki kesimlere kesinlikle dokunmamak ve bu işi cadı avına dönüştürmemek gerekir. Her iki tarafın da güçlü ve zayıf yanları var ve hangisi kazanırsa kazansın Türkiye’nin diğer gruplarıyla ilişkisini yeniden belirleyeceğini düşünüyorum. Bu tek başına kazanılacak bir savaş değil, kaçınılmaz olarak cepheler olacak. Şu an gizli cepheler var zaten...

Kimler var bu gizli cephelerde?
CHP ve cemaat cephesi... Son üç yıldır yetmez ama evetçilere “Sizin yüzünüzden yargıyı kaybettik” diyen bir siyasi akıl nasıl olur da birdenbire “Yargı süreci devam etsin” diyebilir ki? Bu, kaçınılmaz olarak bir cepheye işaret etmektedir. Bir yanda cemaat-CHP; bir yanda Erdoğan-Kürt hareketi arasında gizli cepheler giderek birleşiyor. Ama bunların bir süre sonra çok ciddi gerilimler yaşayacağını da biliyoruz. Çünkü önümüzdeki beş yılın dört tane temel gündemi var: 1) Yolsuzluklar ve buna yönelik açılacak dava 2) HSYK’nın yeniden yapılanması ve yargı inşası 3)Ergenekon-Balyoz-KCK davalarının yeniden nasıl formüle edileceği 4) Geçmiş altı yıl üzerinden derin devletle hesaplaşma. Bu dört gündemin dördü de CHP’nin lehine; yolsuzluk dışındaki üçü AK Parti’nin lehine; yolsuzluk dışındaki üçü Cemaat aleyhine gündemler. Bu ortak elemanları bulduğunuzda önümüzdeki cephesel konum alışlarla bunların yaşayacağı gerilimleri de görmeye başlarsınız. 

SON 6 YILI ANLADIK
Hükümet mensupları her gün “paralel devlet”, “devlet içi cunta”, “devlet içi örgüt” gibi ifadelerden bahsediyor ama hiçbir savcı soruşturma açmıyor. Bu normal mi?

Çok normal ve bize son altı yıl konusunda aslında bilgi verecek çok önemli bir durum. Son altı yıldaki davaların nasıl açıldığını anlamak bakımından da çok önemli bir soru bu. Bir Cumhuriyet savcısının sadece kendi inisiyatifiyle bu soruşturmaları gerçekleştiremeyeceğini de buradan anlarız zaten. Dava açmak için ciddi siyasi, hukuki, entelektüel ve kültürel hazırlık yapılması gerektiği çok açık. Hükümetin ise böyle ciddi bir hazırlığı yok. Dava için bir savcı en son unsurdur. 

BALYOZ’LA DA HESAPLAŞILACAK
Yusuf Ziya Ünal isimli bir şahıs Fethullah Gülen’in ABD’den iadesi ve yargılanması istemiyle İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu. Cemaate yönelik örgüt davası veya Gülen’e yönelik örgüt lideri gibi bir ithamla soruşturmaya yol açar mı bu başvuru?

Bu aşamadan sonra zaten bu olaylar bir davaya, bir hesaplaşmaya dönüşmezse Türkiye çok ciddi bir kaosun içine girer. Hiçbir kurum, hiçbir siyasi güç meşruiyet üretemez. Sokaktaki insanların devlet kurumlarına karşı güvensizliği en yüksek noktaya çıkar ve anarşi doğar kaçınılmaz olarak. Türkiye güvensizliğin bu seviyesini hiç görmemişti. Bu hesaplaşmadan kaçılabileceğini asla düşünmüyorum. Balyoz davası ile hesaplaşmaktan da kimse kaçınamaz artık. Kaçınılmaz olarak örgüt soruşturması yapılmalıdır. Ama Balyoz ve Ergenekon’daki gibi cadı avları, suçsuz insanların mağdur edilmesi gibi hatalar burada yapılmamalı. Bugüne kadar Türkiye’nin derin devletle hesaplaşmasına yönelik her dava bir siyasi topluluğun toptan kriminalleşmesiyle sonuçlandı. Artık bu yapılmamalı ve toplumun ikna olduğu bir süreç yaşanmalı. Eğer bu böyle olmazsa artık kimse burada bir devlet ve yargı var diye tabandaki halkı ikna edemez. 

HSYK’DAN BİLEREK KENDİ KALESİNE GOL
Hafta içinde HSYK 1. Daire’de üyelerin bir kısmı değiştirildi ve denge hükümet lehine bozuldu. Üstüne Balyoz, Ergenekon, El Kaide, Hatay’daki TIR ve 17 Aralık soruşturmalarını yürüten 20’ye yakın savcının yeri değiştirildi. Bunların hepsi cemaatçiydi diye mi anlamalıyız?

Ben bu isimlerin doğrudan somut olarak cemaatçi olup olmadıkları konusunda bir fikre sahip değilim. Ama bu operasyonların cemaat operasyonu olduğundan hiçbir şüphem yok. Bence cemaat HSYK’da kısmi bir taktik adım belirleme yetkisi vererek, hükümetin orada oynamasına izin vermektedir. Yani hükümet oyuncuları diskalifiye etmeyi planlarken birdenbire cemaatin oyuncuları kendi kalelerine birkaç tane gol atıyorlar. Çünkü o sahadan o oyuncuların çıkması ciddi bir problem. Şimdi birkaç tane gol atıyor kendi inisiyatifiyle ve kendi stratejik sahasında kalıyor. Böylece hükümet de bu stratejik sahada kendisine alan açıldığına sevinerek HSYK’nın iç çalışma sistemine, çalışma tarzına, kadro zeminine müdahaleden vazgeçebilir. Vazgeçerse, başkasının stratejik sahasında taktik adımların verilmiş olmasına sevinmiş olacak ama savaşı kazandıracak bir şey değil bu.  

BALYOZ TEZGAHLANMIŞ BİR DAVA
Bugünlerde Ergenekon ve Balyoz’dan yatan insanların masum olduğu sıkça söyleniyor. Siz ne düşünüyorsunuz? 

Ergenekon için tam olarak söyleyemem ama Balyoz Davası ortada ciddi bir suç olmadığı halde tezgâhlanmış bir davadır. Ergenekon’un ise inşası yanlıştır. Perspektifi cemaat ve hükümetin siyasi çıkarlarını ören, yeniden inşa eden bir perspektiftir. Süreç içerisinde cemaatin siyasi çıkarlarına odaklanmış bir dava haline gelmiştir. Ergenekon bir taklibi hükümet davasıdır. Yani iktidarları düşürmek isteyen bir grubun siyasi muhalifleri kriminalleştirerek, siyasal alanın dışına çıkarmasının temel aracı haline gelmiştir. KCK davası da tam anlamıyla bir tezgâh davasıdır. 

DİNK DAVASINDA ESKİ VE YENİ DERİN DEVLET VAR
Savcı Muammer Akkaş’ın “Dink soruşturmasında operasyon aşamasına gelmiştik. Elimizden dosya alındı” diye açıklaması var. Kime ne mesaj veriyor bu açıklamayla?

Dink davası Türkiye’de gerçek devleti tanıyabileceğimiz, devlet içerisindeki güç dengeleri en iyi görebileceğimiz davadır. Dolayısıyla tarafların birbirlerine en iyi mesaj vereceği, “Ayağını denk al” çağrısında bulunabileceği en önemli nokta. Çünkü eğer biz Hrant Dink davasını çözersek Türkiye’deki hem eski hem yeni derin devleti; her ikisini de suçüstü yakalamış olacağız. 

ŞİKE DAVASI KANAAT YARGILAMASI
Mustafa Sarıgül’ün malvarlığına ve banka hesaplarına TMSF tarafından el konulmasını nasıl yorumluyorsunuz? ‘Manidar’ dedi hemen Sarıgül...

Maalesef hukukun ve yargının kendi rayında ilerlediğine dair algıların hepsini tersine çevirmek, her şeyden şüphelenmek lazım. Bilgim yok ama ben bundan şüpheleniyorum ve sorunlu bir müdahale olarak görüyorum. 

Yargıtay’ın’ın şike kararını da mı böyle görmeliyiz? Bu da mı cemaat-AK Parti çekişmesinin bir yansıması?
Kesinlikle, tam bunun içerisinde. Yani şike davasına özellikle dikkat göstermek lazım. Şike davası politik bir takvim öngörülerek inşa edilmiştir. Birden çok suça ilişkin takiplerin müdahale edilmeksizin belli bir bütünlük oluşturmasına müsaade edilmiş; ondan sonra bir takvimle aynen yolsuzluk meselesinde ya da Ergenekon, Balyoz davalarında da gerçekleşen o politik takvime uygun davranılarak inşa edilmiştir. Bir defa Özel Yetkili Mahkemeler şike davasında yetkisiz. Asliye Ceza Mahkemesi ya da HSYK’nın belirlediği Ağır Ceza Mahkemesi bakar. Burada Özel Yetkili Mahkeme baktı. Sebep ne? Teknik direktörlerden bir tanesinde silah yakalanmış. Ruhsata tabi silahtan terör örgütü çıkmaz! Şike Davası bir kanaat yargılamasıdır. Şikede yargıya uygun bir gelenek oluşturulduğu söylenemez. Yargıya uygun hassasiyetler, temel hak ve hürriyetlere riayet edildiği söylenemez. Dolayısıyla da orada bir yargılama olduğu söylenemez. Yoksa toplumdaki “şike vardır” genel algısına dayanarak mahkun etmeyeceğimiz kimse yoktur bu ülkede ve dünyada. Bunun anlamı linçtir.

HÜKMET DESTEKÇİLERİ BORÇLU HİSSEDİYOR
İstanbul eski Başsavcısı Turan Çolakkadı ile ilgili yapılan görevlendirme sizi şaşırttı mı?

Hiç şaşırtmadı. Çünkü hükümetin kendi kadrosunun cemaatle savaşı örgütleyebilecek bir husumet düzeyi yok. Savaş örgütlemek için husumet veya örgütsel bağlılık gerekir. Cemaat örgütlüyor, çünkü örgütsel bir bağlılık var. Verilen emirler yukarıdan aşağıya doğru uygulanıyor. Buna karşın diğer tarafın böyle bir örgütsel bağlamı yok. Hatta tam tersine son üç dört yıllık, belki son on yıllık süreç bakımından cemaate çok şey borçlu olduklarını düşünüyorlar. Bu borçlu olma durumu nedeniyle de bir kavga örgütleyebilecek manevi duruma ve husumete sahip değiller. Bu nedenle hükümetin taraftarları bir türlü yeni duruma angaje olamadılar ve barışma çağrıları yapıyorlar. Öbür taraf ise tüm gücüyle vuruyor...

REFERANDUMUN RESMİ SONUCU 17 ARALIK
12 senedir güçlü bir AK Parti iktidarından bahsediyoruz. Nasıl olabiliyor da 12 yılın ardından “Yargı cemaat kontrolünde” gibi bir tabloyla karşılabiliyoruz? 

Biz 12 Eylül referandumundan iki hafta önceydi bir bildiri yayımladık ve “Adalet Bakanlığı’nda bir bürokratik grup var. Biz bunların 28 Şubat’taki eylemlerini, uygulama reflekslerini biliyoruz. Bunlar üzerinden bir projeksiyon yaptığımızda size de uğrayacaklar. Bu grup yargıyı ele geçirecek” dedik. Biz bütün bunları öngördüğümüz halde “Evet” dedik ve evetçilerin hepsini buna karşı uyanık olmaya, siyasi mücadeleyi referandumdan sonra da sürdürmeye çağırdık. Ama evetçilerin veya hayırcıların büyük bir bölümü siyasi mücadelenin “Evet” veya “Hayır” oyu vermekle bittiğini zannettiler. Tabii birkaç yıl sonra biz 12 Eylül Referandumu’nun resmi sonuçlarını aldık. 

Ne kastediyorsunuz?
17 Aralık’ta 12 Eylül referandumunun resmi sonuçları geldi. Üç yıl iki ay 5 gün sonra. Meğerse evetçilerin bir kısmı aslında kaybetmişler. AK Parti aslında 12 Eylül Referandumu’nun kaybedeni, Cemaat de kazanıymış. Hayırcıların büyük  bir kısmı 12 Eylül Referandumu’nu kazanmış. Çünkü 12 Eylül Referandumu’ndan sonra bittiğini söyledikleri yargı bağımsızlığını hatırladılar! Biz referandum sürecinde de “Tarihsel olarak değişen hiçbir şey yok. Geleneksel iktidarın sahibi değiştirildi sadece” demiştik. Yeni bir iktidar geldi ama geleneksel iktidarın bütün alt yapısı, kurguları, refleksleri, uygulamaları aynen sürüyor. Örneğin Ergenekon davalarının kirli olduğunu ve siyasi bir güruhun, çetenin gizli gündeminin bunlar üzerinden takip edildiğini hep söyledik. 

16 Nisan akşamı, yani Türkiye'nin anayasa değişikliğine 'evet' dediği günün akşamı, tüm yurtta zafer

'Evet' için korna çaldı işten atıldı

Kahreden fotoğraf!

Mersin'de Suriyelilere ait kaçak muayenehane ortaya çıkarıldı

Patatese benzeyen yumurta şaşırttı

En Çok Okunanlar