Aksam.com.tr - 27.05.2012, 10:42
10 Ocak 2012 Salı - 
Akşam | RÖPORTAJ
Pozitif laikliğimiz Arap Baharı'na ilham olabilir

Pozitif laikliğimiz Arap Baharı'na ilham olabilir

Vatikan Büyükelçisi Kenan Gürsoy Türkiye'nin Arap Baharı coğrafyasına ilham olabileceği en önemli özelliklerden bir tanesinin laiklik olduğunu vurguluyor. Prof. Dr. Gürsoy 'Laikliğin bir devlet dini olarak değil de; dindarlığın özgürce yaşanması olarak yeni oluşacak dünyalarda da bir yerinin olması önemli' diyor

Şenay YILDIZ/ senay.yildiz@aksam.com.tr

Türkiye'nin Vatikan Büyükelçisi Prof. Dr. Kenan Gürsoy'un AKŞAM'a değerlendirmeleri şöyle: 

- Laik ve Müslüman bir ülkenin büyükelçisi olarak Vatikan'da görev yapmak nasıl bir his?
Vatikan gerçekten her yere benzemiyor. Amerika, Romanya, Kore, Hırvatistan büyükelçileri de benim gibi meslekten olmayan fakat entelektüel vasıfları ile öne çıkmış, üniversitede öğretim üyesi olan tarihçi, felsefeci veya teolog şahsiyetler. Vatikan'da cereyan eden o şeylerin temelinde din ve felsefenin olduğunu bilirseniz orada derinleşme imkanı buluyorsunuz. Çoğunluğunun Müslüman olduğu; fakat laik bir ülkenin büyükelçisi olarak kendimi nasıl hissettiğim sorusu benim için güzel bir sorudur. Çünkü siyasi anlamda seküler bir devlet anlayışıyla; bunun yanında hatta içinde zaman zaman etkilemede ve eleştiride de bulunmak suretiyle ve nasıl bir Hıristiyan dini kurumun orada var olduğunu daha iyi fark ediyorsunuz. 

- Ne kastediyorsunuz?
Yani bir bakıma laikliğin 'din ve devlet işleri ayrı olacaktır' şeklindeki temel prensibine nasıl riayet edildiğini görüyorsunuz. Tabii, Vatikan'da olayı dini taraftan görüyorsunuz. Gerçekten bu ayırım kesin olarak var. Ama bir diğer taraftan da Vatikan'ın kendi iç kurumları itibarıyla bu seküler yapıyı nasıl etkilemeye çalıştığını da görüyorsunuz. Bu belki dış nazarda siyasi olmayabiliyor ama fikir bakımından etkiliyor. Yani dünyadaki Katolik entelijanyasını ve basınını etkiliyor. Bir ahlak öğretisi vermek bakımından temel bir kaynak oluşturuyor.

VATİKAN VE SEKÜLERLİK
- Gerçi zaman zaman Vatikan'ın siyasi perdeden çıkış yaptığını ve Avrupa'da artan laiklikten endişe duyduğunu da biliyoruz...
Evet, seküler kavramını tamamen maneviyattan uzaklaşmış bir dünya için kullanıyor olabiliyorlar. Bu onların kullandıkları anlamda bir sekülerlik. Maneviyattan uzaklaşmış bir dünya düzeninin çok egoistçe, birbirini kırdığını ve bütün bu savaşların, çekişmelerin bundan kaynaklandığını ifade ediyorlar. Bu doğrudan doğruya Katolikliğin, laik dünyanın kanunları üzerinde etkili olması anlamında değil. Fakat bir tür kendilerinde bulunan ahlaki bir gözlemin nasıl pozitif noktaya çevrileceğine ilişkin telkinleri şeklinde düşünülebilir. Papa'nın son yıllarda kullandığı 'pozitif laiklik' kavramı var. Bana kalırsa üzerinde durulması gerekir. Sadece Vatikan bakımından değil fakat bütün bir dünya dinleri ve dindarlığı bakımından düşünülebilir. 

- Nedir pozitif laiklik kavramıyla ifade edilen?
Bizde şimdi 'laisite' değil de 'laisizm' denmeye başlıyor. Yani, 'Laiklik' değil de 'Laikçilik'. Bu kavram üzerinden daha rahat anlatabileceğimi düşünüyorum. Vatikan -tabii olarak- laikliğin bir devlet dini haline gelmesi fikrine karşı, değil mi? Fakat diğer taraftan da laikliğin 'dinlerin birbirlerine saygısı' olarak düşünülebileceğini ifade ediyor. Buna 'pozitif laiklik' diyor. Yani her din kendi birliği için çaba sarf eder. Fakat diğer dinlere karşı da toleranslı ve hoşgörülü olan bir yapının oluşturulmasına pozitif laiklik diyor. Papa bu ekim ayında yapılan bu toplantı sırasında tarihi bir yüzleşmenin de önemli olduğunu söyledi.  Çünkü dinler barış yerine kavgalara katliamlara neden olmuşlardı. Ve bunun için Hıristiyanlığın da sorumlu olduğunu ve bu sorumluluğun farkında olması gerektiğini söyledi. Bu sorumluluktan kasıt, tarih içinde din adına yapılmış yanlış işlerin bilinmesi ve bunun karşısında özveride bulunması. Bu enteresan bir şeydir.  Bu kadar yüksek bir noktadan Katolikliğin bunu ifade etmesi sanıyorum dünya tarihinde ilk.

KAHİRE KONUŞMASI
- Arap Baharı Vatikan'da nasıl algılanıyor? Bir çeşit İslamlaşma çabası olarak mı görülüyor?
Vatikan resmi görüşü olarak bir şey söylemek mümkün değil onlar 'bekleyip, görelim' düşüncesindeler. Kendi zaviyelerinden bakıldığında Ortadoğu'da bulunan Hıristiyan nüfusun korunmasının sağlanması üzerinde çok duruyorlar. Batı dünyasında Sayın Erdoğan'ın Mısır'da yaptığı konuşma çok etkili oldu. Laiklik ile ilgili yaptığı bölüm çok takdirle karşılandı. Sanıyorum Türkiye'nin ilham vereceği en önemli özelliklerden bir tanesi laikliktir. Bu laikliğin yalnız bir devlet dini olarak değil de; dindarlığın özgürce yaşanması olarak; buna saygı olarak ele alınması yeni oluşacak dünyalarda da bunun bir yerinin olması önemlidir. Pozitif laiklik dediğimiz şey zaten bu. Yani birbirine saygılı farklı geleneklerin bir arada yaşayabilmesi.

- Türkiye'de yaşanan laikliği bu çerçeveden nasıl tanımlıyorsunuz?
Türkiye'nin kendi özellikleri içinde böyle bir temel yaklaşımın var olduğunu görüyorum. Çünkü tarihi başka şekilde ifadelendirmiyor bunu. Farklılıkların bir arada mesut olarak yaşadığı bir ülke olarak Türkiye 19. yy'ın sonuna kadar gelmiş. Fakat Türkiye dini konuları, laiklik ve pozitif laiklik, dinlerin birbirine olan saygısı konularını derin konuşmaktan kaçıyor. Yani yüzeysel anlamda bu laf var. Fakat 'Gelin bunun felsefesini yapalım, buradan evrensel birtakım hoş yaklaşımlar çıkacak' dediğinizde ben geniş manada bir çekingenlik, hiç değilse tembellik görüyorum. Yani biz kendimizi çalışmıyoruz. Kendi tarihimizden kaynaklanabilecek fikri yaklaşımlarımızı bilmiyoruz.

İslamafobi Batı'nın medeniyet krizinin meyvesi
İslamafobi'nin Batı ve Avrupa'nın yaşadığı medeniyet kriziyle ilintili olduğunu belirten Büyükelçi Gürsoy şöyle diyor: 'İslamafobi kendisini İkinci Dünya Savaşı'ndaki Yahudi düşmanlığı gibi hissettirebilir. Bunun engellenmesi lazım'

- Siyasi açıdan rolünü göz önüne alırsak, Vatikan Türkiye'nin AB süreci açısından ne kadar kritik?
AB'ye giriş sürecinde Hıristiyanlığın Türkiye'yi Müslüman cephesiyle de tanımasında büyük bir yarar var. Vatikan Türkiye'ye ayna tutmada ne kadar başarılı olursa biz de Avrupa'da o kadar iyi tanınmış olabiliriz. Bunun için Vatikan önemli unsurlardan biri ama tek değil.Vatikan 'Şartlara uyulduğu zaman Türkiye'nin AB'ye girmesinde hiçbir mahsur yoktur, yararlıdır' demiştir. Türkiye'ye hiçbir zaman karşı olmadılar ama kendileri AB üyesi değiller. Bu İslamofobi açısından, onun durdurulması açısından da çok önemli. Dünya barışı ve dinlerin birbirini anlamasından bahseden Vatikan'ın bu noktada Müslümanlar adına müspet bir rolü var. Bununla beraber, Vatikan'ın İslamafobi'nin son bulması açısından yapacağı çok güzel şeyler var. İslamafobi, Batı ve Avrupa'nın yaşadığı medeniyet krizi ile alakalıdır. Kriz bir bunalımla alakalıdır. Bu bunalım da Batı'nın içinde bulunduğu kriz ve dolayısıyla bunun bir meyvesi olarak ortaya çıkan İslamafobi, Batı'nın kendisi hakkındaki tanım problemi ile ilişkili. 

- Başlangıcını nerede görüyorsunuz bu krizin?
Bir felsefeci olarak konuşursam, Batı'nın çok kategorik düşünmesi ile alakalıdır. Bugün Türkiye'de çok fazla dile getirilen hususlardan biri de budur. Düşünce hayatında 'ben ve öteki', 'benim içinde bulunduğum kimlik ve dışında kalanlar'la bunların arasındaki husumet daima bir problemdir Batı için. Yavaş yavaş biz de bu hastalıkları kapıyoruz. Batı, işçi göçü başta olmak üzere şehirlerinde büyük farklılıkların oluşmaya başladığını gördü. Bundan rahatsız olmaya başladı. Bu kişiler çoğunlukla Müslüman oldukları için Müslümanlık suçlanmaya başladı. Batı düşüncesinin içerisinde maalesef bir Yahudi düşmanlığı vardı 1930'larda. Bunun büyük felaketler doğurduğunu İkinci Dünya Savaşı sırasında büyük sıkıntılarla, büyük acılarla gördük. Bu da bir kategorik düşünme ürünü, sonucudur. İslamofobi kendisini İkinci Dünya Savaşı'ndaki Yahudi düşmanlığı gibi hissettirebilir. Bunun engellenmesi lazım.

- Müslüman dünyasının bir Vatikan'ı olması daha iyi olur muydu size göre?
İdeal anlamında söyleyecek olursak İslamiyet esası itibarıyla tek bir hilafet otoritesi diyebileceğimiz bir otoriteye bağlı değildir, çoğulcu bir yapıdır. Bunu aşabileceğimiz tek nokta, yani referansta bulunabileceğimiz tek nokta bilimdir. Yani yüksek bir ilmi akademiden hareketle bunu ancak değerlendirebiliriz. Bütün bu farklılıkların bir araya getirip, derin manada dine vukuf çerçevesinde konuşmaları, tartışmaları ve buradan çıkacak olan sonuçları teklif etmeleri bu açıdan bakılabilir. Bir yüksek ilmi otorite açısından konuya bakmak, İslam'ı tek biçime ve tek bir yoruma bağlamamak bakımından çok önemli.
 



FACEBOOK İLE YORUM YAZ | Facebook hesabınızla üye olmadan yorum yazın

YORUM YAZ
BU HABER İÇİN HENÜZ YORUM EKLENMEMİŞTİR.
 Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları, okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan AKŞAM ve aksam.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
DİĞER RÖPORTAJ HABERLERİ
FOTO & VIDEO GALERİ
GÜNÜN KARİKATÜRÜ
Günün karikatürü
AKŞAM ÖZEL RÖPORTAJ
Futbolda şiddetin temelinde ataerkil değerlerimiz var
Futbolda şiddetin temelinde ataerkil değerlerimiz var
Sporda şiddet konusunda yaptığı çalışmalarıyla tanınan Doç. Dr. Nefise Bulgu 'Olayı tek bir nedene bağlamak doğru değil' diyor ve ekliyor: 'Sporda şiddetin erkeklikle, ataerkil değerlerle bağlantısı var. Şiddet ve spor erkekliğin meşru alanı. Bu geçmişten beri böyle. Günümüz futbol tribünlerinde, sahalarında ataerkil ilişkiler sergileniyor. Çünkü sporda şiddet erkek kimliğini yansıtıyor. Yükselen milliyetçilik de bu şiddeti bir erkek eylemi olarak meşrulaştırıyor'