




















Dünya savaşa doğru sürükleniyor
Satır arası...Son dönemde Rusya'da birbiri ardına pek çok ilginç gelişme yaşanıyor. Batı bloku Suriye'deki Esad rejimine yönelik tepki gösterirken, Rusya Şam'a destek veriyor. Türkiye'ye konuşlandırılacak füze kalkanı zaman zaman Moskova'dan gelen tehditvari açıklamalara konu oluyor. Parlamento seçimlerinin ardından sokaklara dökülen halk 'Rus Baharı mı?' sorusunu sordurtuyor. Tüm bu soruları Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nden Rusya uzmanı Doç Dr. Taşansu Türker ile konuştum. Moskova Devlet Üniversitesi'nde tarih doktorası yapmış olan Türkerin yorumları Moskova'nın nasıl bir değişim baskısı altında olduğunu gözler önüne seriyor.
ABD'nin Füze Savunma Sistemi nedeniyle Rusya'nın nükleer silahsızlanmayı sağlayan Start Anlaşması'ndan çekilme tehdidi savurduğuna işaret eden Doç. Dr. Taşansu Türker uyarıyor: 'Silahlanma yarışına girerseniz stoklarınız artar. Yeni teknolojinin gelişmesi için stok tüketmeniz gerekir. Stok nasıl tüketilir? Savaş olur. Bunun şakası yok. Bu kadar bağıra çağıra, davulla zurnayla savaşa doğru giden bir dünyadan bahsediyoruz ve bunun içinde biz de varız'
Şenay YILDIZ/ senay.yildiz@aksam.com.tr
Ankara Üniversitesi'nden Doç Dr. Taşansu Türker, Rusya'da son dönemde yaşananları ve Rusların siyasi arenada ne yapmak istediklerini AKŞAM'a yorumladı:
- Türkiye'nin Esad ile ilişkileri gerilirken biz Rusya'nın Suriye'ye süpersonik füze ve savaş gemisi gönderdiği şeklinde haberler alıyoruz. Rusya ne yapmaya çalışıyor? Füze kalkanı gerilimi nedeniyle Suriye'yi mi kullanıyor yoksa bu da ABD-Rusya geriliminin bir başka versiyonu mu?
Yaptığım birtakım özel görüşmelerin ışığında Rusların kafasının da karışık olduğu kanaatindeyim. Rusya Soğuk Savaş dönemi Amerikan sinemasının öğrettiği gibi her şeyi uzun vadeli planlayan, inanılmaz derin bir yapı falan değil. Rusya'yı tanırsanız işlerin biraz yalapşap ve el yordamıyla yürüyor olduğunu görürsünüz. Rusya'nın kendi medeniyet çemberi içerisinde zaten sorunları var. O bölgeyi koruma altına almaya çalışıyor. Ayrıca, Rusya bugün kapitalist sistem içerisinde yaşayan ve ekonomik çıkarları olan bir devlet. Suriye'de ne kazancı olacak Rusya'nın? Her ne kadar Batı karşıtı bir damarı olsa da, bugünün Rusyası aslolarak Batılılaşan bir Rusya. Bu nedenle Suriye üzerinden Batı ile bir çatışmaya vardırma dertleri olduğunu sanmıyorum.
TÜRKİYE ÇOK İLERİ GİTTİ
- O zaman ne yapmaya çalışıyor?
Bir şekilde 'Ben de buradayım' diyor. Füze satışı yaptıkları doğru. Ondan sonra gemi de yolladılar. Ama Batılı olmaya çalışan bugünün Rusyası Batı ile ipleri çok da germeyecektir. Olsa olsa arabuluculuk yapacaktır kendi üslubuyla. İşin açıkçası ben başkalarının da çok ileri gideceğini düşünmüyorum. Türkiye bence çok aşırı öne çıktı bu meselede, gereğinden fazla hızlı adım attı gibi geliyor bana. Elbette görüşmelerin içeriğini bilmiyorum. Bir de tabii Irak'taki gelişmelerle değerlendirilmeli süreç. Sadece dışarıdan bakan bir akademisyen olarak bu kadarını söyleyebiliyorum.
- ABD'nin Avrupa'ya kurmayı planladığı füze kalkanını tehdit olarak gören Rusya, füze kalkanının uygulamaya geçirilmesi durumunda kendi füzelerini Avrupa Birliği sınırına sevk edeceği uyarısında bulunuyor. Bu Türkiye için ne anlama geliyor?
Füze kalkanı çok önemli bir mevzu. Her şeyden evvel Türkiye için içler acısı bir durum bu. Soğuk Savaş'ın en önemli krizlerinden biri olan Küba krizinin parçasıdır Türkiye 1960'larda. Jüpiter Füzeleri'nin Doğu Anadolu'ya konuşlandırılması mevzuu. O dönemde bu konuşuldu, tartışıldı, matbuata bakın. Bugün ise tık yok...
BARIŞ DENGESİ BOZULUYOR
- Yanlış mı peki füze kalkanına dahil olma kararı?
Böyle bir şey söylemiyorum ama önemli bir karardır. İran sizi vururuz' diye tehdit ediyor, Rusya 'Bu silahsızlanma sürecini bitirir' diyor. Daha önce Salt'tan çekilen Rusya şimdi 'Start'tan da çekilirim' diyor. Start nükleer silahsızlanmayı sağlayan anlaşma. Soğuk Savaş dediğimiz nükleer tehdit sistemiydi. Nükleer teröre karşı bir dengenin oluşturulmasıydı. Ve bu denge üzerinde barış inşa edildi. Şimdi o denge bozuluyor. İki taraf bu dengenin artık bu anlaşmanın yürürlükte olmayacağına dair işaretler veriliyor. Biz Türkiye'de bunu konuşmuyoruz, bu inanılır bir şey değil!
- Ne olacak size göre önümüzdeki süreçte?
2012 yılında dünyayı ciddi bir ekonomik gerileme, kriz bekliyor. Ekonomik krizin olduğu yerde üretimi artıramayacağınıza göre ne yapacaksınız? Silah üretmek en kolay şeydir. Şimdi Rusya'nın en büyük korkusu bu. Çünkü ekonomik olarak güçlü bir Rusya yok şu anda. Petrol fiyatlarına bağlı olarak biraz refahını artırmış, yatırımlar yapmaya çalışan ama çok ciddi bir sorun olan yolsuzluktan dolayı bu reformları da doğru düzgün yapamayan bir Rusya var karşımızda. Ve böyle bir silahlanma yarışı bitirir Rusya'yı. Bunu görüyor Rusya. Ama karşınızda birileri bu silahlanma yarışına doğru sizi itiyor. Silahlanma yarışına girerseniz stoklarınız artar. Yeni teknolojinin gelişmesi için stok tüketmeniz gerekir. Stok nasıl tüketilir? Savaş olur. Bunun şakası yok. Bu kadar bağıra çağıra, davulla zurnayla savaşa doğru giden bir dünyadan bahsediyoruz ve bunun içinde biz de varız.
- Bu savaş nerede olacak dersiniz?
Dünya coğrafyasına bakın. Pasifik çok ciddi bir bölge mesela.
- Yakınlarımızda olabilir mi?
Olabilir. İsrail-İran, Azerbaycan-Ermenistan, Rusya-Gürcistan ve olası ötesi bütünleşik sistemi dikkatle izlenmeli.
- Arap coğrafyası peki?
Belki savaşın orada olmaması içindir bütün bu Arap Baharı dediğimiz şeyler.
Rusya'da devrim değil sadece değisim olacak
- Rusya'da yapılan parlamento seçimlerinin ardından pek çok kişi geçen haftalarda sokaklardaydı. Ülkede son dönemde ne oluyor?
Bugünkü süreci değerlendirebilmek için öncelikle son yirmi yıla bakmak gerekir. 2000 öncesi Rusya her alanda tam bir çöküştü. İnsanlar Putin yönetiminde istikrarı bir şekilde buldular aslında. Ekonomik kalkınma yaşanıyor mu, yaşanmıyor mu bilinmez. Ama görece bir ekonomik refah söz konusu artık. Buna ek olarak, Rusya'nın ulusal gururu tekrar tesis edildi.
SORUN SİYASİ DEĞİL; SOSYOLOJİK
- Niçin yeniden tesis edildi diyorsunuz?
Çünkü Sovyetler'in çöküşünden sonra sürekli geri adım atan bir Rusya vardı, istikrar bu süreci durdurdu. Putin'le oluşan istikrarın içerisinde yaşanan başka bir süreç daha var ki çok önemli: Rusya'da orta sınıfın oluşum süreci. Bu Türkiye'de anladığımız anlamda ya da genel sosyolojik terimlerle anladığımız orta sınıftan farklı. Rusya'daki beyaz yakalılardan oluşan üst orta sınıfın harcama kapasitesi son derece yüksek ve bu kesim dünyayla da bütünleşik.
Kozmopolit ve Sovyetler'i yıkan halk hareketlerinin temel esası olan, Batıcı bir kesim. Ağırlıklı olarak Moskova ve Petersburg'da yaşıyorlar. Bugün yaşanan gösteriler çerçevesinde Rusya'nın asıl meselesi siyasal değil; sosyolojiktir. Mesele, bu bahsettiğim beyaz yakalı kesiminin ülkenin geri kalanından aşırı derecede farklılaşmış olması.
- Ne istiyor bu Batılı
Rus kesimi?
Batıcı liberal ya da sol demokrat orta sınıf Rus 'aydınlarının' talepleri Rusya'nın herhangi bir Batılı ülke gibi olması. Rusya bu mücadeleyi son üç yüz yıldır sürdürüyor zaten. Eğer siz geri kalan Rusya'nın taleplerine cevap veriyorsanız ancak Moskova ya da Petersburg'un taleplerine cevap veremiyorsanız, bu sürdürülebilir bir siyasal sistem değildir. Yeni yetişen bu müreffeh kesime istikrar yetmiyor. O yüzden Putin seçim gecesi konuşmasının odağına dört yıl önceki gibi istikrarı değil, bu sefer istikrar içinde kalkınmayı koydu. Değişim işaretlerini Medvedev de devam ettirdi ama talepler 'hemen şimdi'... Peki, bu kesim devrimci bir güç olabilir mi? Asıl soru burada.
MUHAFAZAKAR DAMARI UNUTMAYIN
- Olabilirler mi?
XIX. yy.'da oldular. Napolyon savaşlarından sonra Rus subayları Paris'e girdiler, unutmayalım. Bu entelektüeller yarattı dönüşümü. Bu çerçeveden bakacak olursanız eğer neden olmasın? Büyük bir değişim gücü yaratabilirler. Ama XIX. yy.'ın siyasal süreçleri devrimlerle şekilleniyordu. Bugünün siyasal süreçlerinde bunun devrime yol açacağını düşünmek bana çok da makul gelmiyor. Böyle bir şeyi ben henüz Rusya'da görmüyorum.
- Neye yol açar peki bu gördüğümüz sokak eylemleri?
Değişime yol açacaktır, bu kaçınılmaz. Ama radikal olmayacaktır bu değişim. Rusya'daki muhafazakar damarı da unutmamak lazım. Bu damar Rusya'nın en temel damarıdır. İki ülkenin sosyolojik süreçlerini karşılaştırdığınızda, Türkiye'de reformlar hiç de öyle keskin olmamıştır. Rusya tarihine baktığınızda son derece keskin, kanlı reformlar vardır. Bu da tabii ki muhafazakar kesimin sert bir şekilde ortaya çıkmasına yol açmıştır. Ayrıca, muhafazakarlık Rusya'da medeniyet kavramı üzerinden ciddi anlamda bir teorik temele sahiptir. Yaşam tarzıyla uğraşmaz, devletlidir ve kimlik eksenlidir. Ve bu muhafazakar damarı yok sayarak hiçbir yere varamazsınız.
STONE VE FERGUSON
- Rusya'da Arap Baharı benzeri bir süreç yaşanabilir mi?
Şimdi Amerika'da Wall Street eylemleri var. 'Amerikan sistemi çöküyor. Amerikan Baharı mı yaşanıyor' diyoruz? Hayır! Rusya için de aynı şey geçerli. Dostum Norman Stone bir makalesinde Putin'in neden Rusya için önemli olduğunu ele almış ve renkli devrimleri kastederek, istihzayla 'Bir lahana devriminden Rusya'yı korudu' demişti. Rusya'da renkli devrimler Batı'nın yayılmacı anlayışı ve istikrarsızlaştırma araçları olarak görülüyor. Putinizm'i temsil eden 'egemen demokrasi' kavramı tam da budur. Ulusal egemenliğe dayanan bir demokrasi... Argümanı da kuvvetli bu siyasetin; Putin demokrasinin korunması için istikrarın korunması gerektiğini söylüyor. Yunanistan ve İtalya'yı örnek olarak gösteriyor. Niall Ferguson'un geçenlerde yazdığı gibi ulusal demokrasi kavramının ilk kısmının Almanya'ya; ikinci kısmının piyasaya teslim edildiği bir karanlık 2021 Avrupa senaryosu Avrupa'yı siyaseten sarsıyor. Tüm dünya gibi Rus elitleri de bu süreci dikkatle izliyorlar.
Türkiye, Batı ekseninde ama hareket ediyor
TÜRKİYE ve Rusya arasında ciddi bir fark olarak Türk modernleşmesi tekçi medeniyet anlayışını almıştır. Atatürk 'Muasır medeniyet seviyesine ulaşmak' der. Onun parçası olursunuz. Rus modernleşmesi ise çoklu medeniyetler sistemini kabul eder. Yani çatışmacı ve kendi bölgesine hakim olma anlayışı olan bir anlayış. Bunun çok basit bir sebebi vardır. Son üç yüz yıldır biz kaybediyorduk, Rusya kazanıyordu. Şimdi Soğuk Savaş sonrasına baktığımızda yeni bir dünyanın kurulma aşamasında olduğunu görüyoruz. Arap Baharı, AB'nin genişlemesi, Alman-Fransız ittifakı, Pasifik'teki gelişmeler... Yeni bir dünya var karşımızda ve bu yeni dünyada Türkiye'nin 'medeniyetler' diye konuşmaya başlaması tesadüf” değildir. Bu mutlaka anlaşılması gereken bir süreç.
- Ne kastediyorsunuz?
Tekli medeniyet anlayışından çıkıp yani Batı medeniyeti içerisinde eklemlenmiş bir Türkiye yerine bölgesinde hakim olmaya, bölgesel bir güç olmaya çalışan bir Türkiye görüyoruz. O yüzden 'medeniyetler' diye konuşmaya başladık. Türkiye hala Batı blokunun, Batı medeniyet çemberinin içerisinde ama hareket etmeye başladı. Hareket eden bir coğrafyada sabit duramazsınız. Türkiye ekonomik ve yumuşak gücüyle etki sahibi olabileceğinin farkına vardı. Ama zannediyorum kendini biraz fazla büyümsedi.
- Dev aynasında mı görüyoruz diyorsunuz?
Sanki o süreci atlatacağız ya da halihazırda atlatıyoruz gibi geliyor bana ama bir dönem Türkiye kendisini gerçekten biraz fazla büyümsedi. Fakat şu an daha gerçekçi politikalar izlemeye başladı. Bu medeniyetler kavramıyla beraber yeni kurulan bir dünyada kendine yer arayan bir Türkiye olduğunu gösteriyor. Kişisel görüşüm, Türkiye'nin genişleyen bir Batı içinde hareket ettiği, zira üç yüz yıllık bir süreklilik Batılılaşma artık.
Ergun Tok
Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları, okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan AKŞAM ve aksam.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.






























