• $8,6382
  • €10,1593
  • 495.871
  • 1407.46
25 Haziran 2020 Perşembe

Yürümek!

Yürümek deyince, akla il gelen rahmetli Demirel’in o ünlü sözüdür. Bu söz üzerinden Türkiye’nin ne kadar ve nasıl değiştiğini hatırlamak da mümkündür. Türklerin bu coğrafyadaki bin yıllık tecrübesi tarımsal topluma dairdir ve bu toplumsal formasyonun en ileri ‘insan-toprak-devlet’ dengesini kurmuş İmparatorluk, 19. yüzyılda yükselen endüstriyel çağın dinamiklerini kavrayamayan yönetici sınıfın ‘batılılaşma’ politikalarıyla bilinen sona doğru gitmektedir.

Türkiye’nin neredeyse iki yüz yıl sonra girdiği sanayileşme süreci, yeni sorunların da başlangıcıdır. Bir taraftan sanayileşme, insan-tabiat ilişkilerinin eski denge durumunu bozmaktadır. Kurumsal yapıda ekonominin göreli olarak başat bir etki alanına sahip olduğu bir dönem başlarken, toplumsal yapıda ticaret sermayesinden endüstriyel sermayeye doğru değişim, yeni bir sınıfın ortaya çıktığı gözlenmekte, adeta köylerden şehirlere akan insanlar içinden işçi sınıfının belirmeye başladığı bir süreç yaşanmaktadır.

ÖZGÜRLÜK ALANI

Türkiye’nin toplumsal yapısı değişsin, ekonomisi endüstriyel üretim düzenine geçsin fakat devlet içindeki militarizmin tahkim ettiği ‘iktidar bloku’ hep ayni kalsın! Bu çelişkiyi çözmek üzere harekete geçmesi için Türkiye’nin 2000’li yılları beklemesi gerekecektir. Toplumdan gelen bütün sivil talepler hep susturulacaktır, bu iktidar blokuna göre ‘yollar yürümekle aşınmaktadır’, dolayısıyla siyasette demokratikleşme taleplerinin önünü uzun süre kapatılacaktır. Son yirmi yılda yaşanılanlara bu açıdan bakmak gerekir ki militarizmin nihai olarak mağlup edilmesi üst üste yapılan demokratikleşme reformlarına karşı son darbe girişimi olan 15 Temmuz’daki ihanetin mağlubiyetinden sonradır.

Türkiye’nin demokratikleşmesine karşı bugün iki tepkisel gerici hareket vardır. Biri, eski militarist düzeni idealize edip ona dönmek isteyenlerden gelmektedir. Diğeri ise, terör örgütünün gölgesinde onun cinayetleriyle terörize ettiği bir ortamın şartlarından siyaset yapma imkanı/fırsatı bulmuş etno-faşizan parti ve etrafından gelmektedir.

DEMOKRASİ DÜŞMANI

Türkiye’nin demokrasisi, bütün bu yapıların kendisini ifade ettiği sokaklarında yürüdüğü Meclis’te temsil edildiği geniş bir özgürlük alanı yaratmıştır. Burada farklı düşünceleri, her türlü aşırı düşüncenin dahi kendisini ifade etmesi zemini olarak demokrasiyi savunmanın erdeminden tekrar bahsetmeyeceğim; üzerinde duracağım husus terör örgütünün gölgesinde siyasi parti olma halinin nasıl bir özgürlük düşmanlığı ve demokrasiye yönelen tehdit olduğudur; bunun tartışılması gerekmez mi?

Hiç kimse ‘terörle aralarına mesafe koysunlar’ gibi safça örgüt mensuplarını güldüren şeyler söylemesin, onların varlığı örgütün kan dökme gücüne bağlı olduğu, bunu da bildikleri için teröre karşı çıkamazlar. Bunun için açıkça ABD’nin silahlandırdığı CIA’nin milis gücü olan Türkiye’ye saldıran PKK/PYD’nin sözcülüğünü görevini bırakamazlar. Bu yürüyüşlerde edilen ‘demokrasi’ ve benzeri sözler onlar için sadece araçsal kullanım kıymeti olan ifadelerdir, maksatları açıktır: ‘Dağda PKK olacak biz de bu cinayet örgütünün sesi olmaya devam edeceğiz’ demeleri, görev gereğidir.

<p class='MsoNormal'>Akşam Gazetesi Güneş Eki Haber Müdürü ve Akşam TV  programcısı Yasemin İlan'ın

8. Mood Ödül Töreni'nde Arzum Onan ve Gülenay Kalkan'dan özel açıklamalar

Bodrum'un suyunu karşılayan Mumcular Barajı yüzde 10'luk seviyenin altına düştü

İETT tarihinin aynı hatta çalışan ilk şoför çifti

Van Gölü'nde binlerce yıllık mikrobiyalitler görüntülendi