• $ 7,9701
  • € 9,4633
  • 487.203
  • 1190.63
Haber Hattı
Haber hattı
0530 708 54 54
Bip""/
Haber hattı
0530 708 54 54
Reklamı Kapat

Amerikayı kim yaktı?

Bütün dünya televizyonlarda ABD’den yansıyan şiddet, ateşe verilmiş iş yerleri, yanan sokaklar ve yağmalanan ünlü mağazaların görüntüleri; ırkçılık karşıtı gösterilerin nasıl olup ta birdenbire böylesine bir protestoya, oradan şiddete dönüştüğü sorusunu gündeme getirmiştir.

Bu olayları kimileri Trump’ın takip ettiği politikalara dayandırırken, bazılarının ABD’de siyah insanlara karşı yapılan ayrımcılığın derinleşmesiyle, başkaları da KORONA virüs sürecinde Amerikan vatandaşlarının yaşadığı hayal kırıklığıyla açıklamaya çalışmaktadır. Bunlara, meseleyi ‘kapitalizmin krizinin’ göstergesi olarak yorumlayanları da ilave etmek gerekir. Bu tür değerlendirmelerin hepsinde doğruluk payı bulunabilir. Kapitalizmin merkezinde artık işlerin iyi gitmediğini, dünyanın en ileri refah toplumunun bir virüs karşısında yaşadığı çaresizliğin ABD vatandaşlarının devletlerine besledikleri inancı, güven duygusunu tahrip ederek hayal kırıklığına sebep olduğu da açıktır fakat bu açıklamalar yeterli midir?

SORUN NEREDE?

Daha doğrusu, o zaman ABD gibi güçlü bir ülke nasıl olur da virüs karşısında bu kadar çaresiz kalmıştır, ırkçılık meselesi neden böylesine derinleşmiştir, kapitalizmin merkezinde neden işler kötüye gitmektedir diye de sormak gerekmez mi?

Yakında kaybettiğimiz dünya sistemi analizinin ünlü ismi I. Wallersteın kapitalizmin krizlerini açıklarken her kriz sonrası kapitalizmin yeni bir aşamaya geçmesinde teknolojik buluşların /icatların ve yeniliklerin rolüne vurgu yapar. Burada icat ile yenilik farklı kavramlardır; birincisi ortaya çıkan bir buluştur, icat edilen bir teknolojidir diğeri ise bunun kurumsal mekanizmayı ileriye taşıyacak yeni bir örgütlenme ve yeni bir ilişkiler ağı olduğunu söyler.

Kapitalizmin çöküşünü bekleyenlere verdiği mesaj ise kapitalizmin bir ‘ulus devlet’ değil, ‘dünya ekonomi sistemi’ olduğu için krizin derinleşmesinin ancak bu düzeye yani sisteme ulaşacak aşamaya girdiğinde söz konusu olacağını söyler. Bu durumda ekonomik bakımdan ABD kapitalizminin yaşadığı krizleri, 2008’de dâhil, geride bırakmasına rağmen şimdi ortaya çıkan tablo sorunun başka yerde aranması gerektiğine işaret etmektedir.

BATININ KRİZİ!

Türkiye’de birçok konu tartışılırken artık neredeyse sıradan geçerli bir izahmış gibi moda bir tabir halinde ‘sebep ekonomiktir’ denilerek geçiştirilmektedir. Oysa toplumda ekonomi de dâhil hiçbir sektör toplumsal çözülme/bütünselliğin tahrip olması veya kaybolması gibi yapısal sorunun sebebi olarak görülemez. O zaman ABD’deki olayı Batı toplumlarında görülen olayların bütünü içinden bakılmadan anlamak mümkün görünmemektedir. Unutmayalım ki Batı toplumlarını ekonomik gelişme seviyeleri ve zenginlikleri Batı dışı toplumlarla mukayese edilecek gibi değildir. Sadece ABD’nin GSMH’nın 20 trilyon dolar civarında olduğunu hatırlamak lazımdır.

O halde sorun nerededir? Bu sorunun cevabı Haldundan, Durkhaime, Parsons’tan, Galbraiht’ta , Wallersteın’a kadar uzayan iktisatçı ve sosyologların analizinde saklıdır. Bir toplumsal sistem bütünlüğünü kuran bağlarda sorun yaşıyorsa, ‘kolektif muhayyileyi’ üretemiyorsa krizler kaçınılmaz olacaktır.

İstanbul'da yoğun sis: Sürücüler zor anlar yaşadı

İstanbul'da yoğun sis: Sürücüler zor anlar yaşadı

İstanbul'daki sis havadan görüntülendi

İstanbul'daki sis havadan görüntülendi