• $8,658
  • €10,1795
  • 488.028
  • 1419.43
5 Mayıs 2014 Pazartesi

İşçiler kimin vesayetinde

Her 1 Mayıs’tan sonra yapılan tartışmalara biraz mesafe koyup, meseleye farklı bir yerden bakınca emeğin meselelerini daha doğru değerlendirme imkânı bulabiliriz.
Sanayi çağına girmekte gecikmiş, sanayi devriminin şartlarını ancak 2000’li yıllarda yaşamaya başlamış bir ülkenin en önemli sorunu, sanayi toplumunun, endüstriyel ilişkilerin, sanayi ekonomisinin düşünce biçimine, rasyonalitesine ve “analitik aklına” sahip olma sorunudur. Bu meselede, bilhassa sanayileşme konusunda, ekonomik gelişme hususunda başarılı olamamış siyasal elitlerin, bugün kaybetmekte oldukları iktidardan dolayı, hırçınlık duyduklarını ve bunu başka alanlarda tahkim etme arayışına girdiklerini unutmamak gerekir.

EGEMEN İDEOLOJİDEN KOPMAK ZOR MU?

Türkiye’nin siyasal elitleri ve onların ideolojik arayışı, bu süreçte tipik bir örnek oluşturmaktadır. Cumhuriyet döneminde uzunca bir süre, ülkenin sanayileşme/kalkınma sorununu çözmekte yetersiz kalan iktidar elitlerinin, toplumu yönetme, denetim altında tutmak için daha fazla bürokratize edici “devletçilik yöntemine” başvurdukları bilinmektedir. Askeri darbeler de dâhil topluma karşı her türlü siyasal müdahale, netice olarak resmi ideoloji olarak ifade edilen Batıcılık-Kemalizm-Ulusalcılık gibi eklektik bir dünya görüşünün “devletin ideolojik araçlarıyla” belli ölçüde toplumsallaştırıldığı anlaşılabilir bir olaydır.
1970’lerde sanayileşme sürecinin başında olan Türkiye’de işçi sınıfı ve sendikal hareket oluşum aşamasından itibaren, bu “ideolojik hegemonyanın içinde var olan bir dili” benimsemiştir. Bu ideolojik hegemonya, bütünüyle “resmi burjuvazinin” konumunu tahkim etmektedir. Yani Cumhuriyetin siyasal elitleri, militer unsurlar, bürokratlar ve devletçi kapitalistlerden oluşan ittifaka, “sol sıfatını” kullanan sendikalarda katılmışlardır. Öyle ki bu sendikaların, dönemin sosyalist hareketleriyle ilişkileri, hatta dönemin Sovyet çizgisindeki TKP ile ilişkileri, bu resmi ideolojinin hegemonik üstünlüğünü onaylayan bir anlayışta sürdürülmüştür. Bu nedenledir ki, bu hareketlerin içinde yer alanlar için “solcu” olmakla Kemalist olmak, Batıcı olmak, laisist olmak hatta Ulusalcı olmak arasında bırakın çelişki olmasını, neredeyse bir problem olarak dahi görülmez.

YENİ EMEK YENİ TALEPLER

Sanayi devrimi konusunda başarısız olmuş bu kadroların, ideolojik hegemonyası içinde yer alan sendikal /işçi hareketi doğrudan doğruya ideolojik vesayet altındadır. Aslında her 1 Mayıs’ta yapılan tartışmalar, eylemler, yakıp yıkmalar bütünüyle “işçi sınıfının dışında”, bu hegemonyanın bir uzantısı olmak üzere, Türkiye’nin demokratikleşmesine bir tepki şeklinde ortaya çıkmaktadır.
Bugün, resmi ideoloji çerçevesinde Türkiye burjuvazisini oluşturan unsurların kurduğu ittifak tarihsel ömrünü doldurmuş bulunmaktadır. Yeni kentliler, yeni orta sınıflar ve emeğin yeni talepleri “Cumhuriyet burjuvazisinin resmi kadrolarının hegemonyasını” kırarak yeni, sivil bir anlayışın yükselmesinin önünü açmaktadır. Değişim, demokrasi, kalkınma, bireyselleşme ve özgürlük söylemleri bu yeni burjuvazinin talepleri olarak ortaya çıkmaktadır.
Eski toplumsal yapı ve onun hegemonyası içindeki sendikal hareketlerin ideolojik vesayetten kurtulmakta zorluk çektikleri görülmektedir. Buna rağmen işçi sınıfının sorunlarına odaklanan yeni bir anlayışın, bugün emeğin gerçeklerinden ve sorunlarından yükseldiği görülmektedir. 1 Mayıs’ta her şeye rağmen başta Türk İş olmak üzere sendikal hareketin Kadıköy’den başlayarak bütün meydanlarında sesini yükseltmesi resmi ideolojiden farklı sivil bir muhalefetin habercisidir.

<p>Dermatolog Prof. Dr. Mustafa Özdemir cilt sağlığımızla ilgili aşağıda merak edilen tüm soruları S

Güneş lekeleri nasıl geçer?

Dünya Etnospor Konfederasyonu Başkanı Bilal Erdoğan, geleneksel sporlar tesisinin açılışını yaptı

Galatasaray Kulübünde yeni kurulan kadın futbol takımı tanıtıldı

Bingöl'de 284 kilo 200 gram esrar ele geçirildi