28 Nisan 2014 Pazartesi

Bozgun havası

Bozgun havası devam ediyor. Adamları anlamak gerekiyor. Neredeyse yüz yılı aşan bir süredir devam eden hâkimiyetin sonuna gelinmiştir. Bilindiği gibi Türkiye’de Batı toplumlarında olduğu gibi “aristokratik bir zümre” de, onun geleneksel imtiyazlı bir hayat tarzı da yoktur. Bunun yerine imparatorluğun son döneminde, hemen hemen bütün siyasi gücü ele geçirmiş olan bürokrasinin ağırlığı söz konusudur.
Benim ısrarla savunduğum fikir, ’bürokrasinin devlet üzerinde kurduğu hâkimiyet vasıtasıyla, adeta bir sınıf gibi, bütün toplumsal iktidarı ele geçirmiş olduğu’ şeklinde özetlenebilir. Bu toplumsal iktidarın kapsamının ekonomiden, fiziki güç kullanmaya kadar geniş bir alanı kuşattığı bilinmektedir.

BU YAZIYI SPİKERDEN DİNLEMEK İÇİN TIKLAYIN
30 Mart mahalli seçimlerinden sonra ortaya çıkan tepki ve şaşkınlıkları, Cumhurbaşkanlığı Seçimi’yle ilgili tartışmaları, hep bu yapının değişmesinin yarattığı sarsıntının psikolojik yansımaları içinden değerlendirmek gerekmektedir.

Deprem etkisi

Ayaklarının tozuyla geldikleri İstanbul’da işadamı olanların, müteahhit, tüccar, sanayici olanların yanı sıra, Anadolu’nun kadim şehirlerinde ortaya çıkan ekonomik gelişmelerin meydana getirdiği yeni toplumsal aktörlerin, yeni bir ekonomi-politik yarattığı ortadadır.
Yeni toplumsal aktörlerin tarih sahnesinde ki yürüyüşleri, gün geçtikçe hız kazanarak farklı bir aşamaya ulaşmıştır. Bu durum, sadece ekonomik bir olay olsaydı inanın bugün yaşanılan olayların, yapılan tartışmaların birçoğu olmayacaktı.
Eski düzenin yapısını basitçe özetlemek gerekirse, en üsttekileri bürokratlar, askerler ve onların vesayetinde gelişen kapitalistler oluşturmaktadır. Bu yapının iki önemli unsuru daha vardır ki onlar ihmal edilirse bu “tahakküm geleneğinin kurulması“ asla mümkün olamazdı. İdeoloji ve siyasi unsurlardan bahsettiğimi açıklamaya gerek var mı?
Son otuz yılda Türk toplumunun yaşadığı “yapısal değişimi” anlamak bakımından sadece yirmi milyondan fazla insanın şehirlere göç ettiğini düşünmek yeterli olabilir. Dünün köylü çocuklarının yaşadığı şehirlerin geçirdiği değişim, asla bir nüfus hareketiyle sınırlı bir olay değildir. Şehirlerin değişimi, bütünüyle toplumsal dinamiklerin mekâna yansıması olarak görülmelidir.
Bugün, Türkiye’nin geçirdiği toplumsal değişmeler eski yapıların altını oymuş, çökmesine sebep olmuştur. Yeni Türkiye tartışmalarının temelinde yatan meselede bu vardır.

Kaybetme korkusu

Eski yapının kadrolarını oluşturan toplumsal sınıfların, bunlar arasında ise özellikle bu ülkeyi "içe kapalı sanayileşme stratejisi”yle uzun yıllar boyunca meşgul ve istismar etmiş olanların konumuna ayrıca dikkat çekmek gerekmektedir. Onların, uluslararası ilişkiler yoluyla kurduğu ekonomik bağların ülkeye verdiği zararın “geri kalmışlık sürecinde” ki rolü de göz önüne getirilirse, "tarihsel vazifesini başaramamış bir sınıfın" bugünkü rahatsızlıklarını anlamakta güçlük çekimlemeyecektir.
Eski yapının, siyasal kadrolarının üretildiği ideolojik ve politik yapının durumu ise daha vahim bir tablo oluşturmaktadır. Resmi ideoloji diye nitelendirilen bu anlayışın, unsurlarına bakıldığında “Batıcılık, devletçilik, militarizm” öğelerinden oluşan bu eklektik dünya görüşünün resmi eğitim marifetiyle sınırlı da olsa belli bir etkinlik kazandığı, bunun ise birincisi, siyasette “demokratikleşme süreçlerine” karşı bir dirence; ikincisi ise, ekonomik ve “toplumsal değişmelere” karşı tepkiye; üçüncüsü ise Türkiye’nin dünya ile kurduğu, inşa etmeğe devam ettiği “yeni ilişkilere” tahammülsüzlük gösteren bir anlayışa yol açtığı görülmektedir.
Bürokrasinin başta yargı olmak üzere, çeşitli kanatlarından gelen, iş adamları örgütlerinden yükselen anti demokratik reaksiyonlara bu çerçeveden bakmak daha açıklayıcı olacaktır.

<p>Moderatör Belgin Özdemir sordu, Akşam Gazetesi yazarları; Serkan Fıçıcı, Hikmet Genç ve Taceddin

“ORTAYA KARIŞIK” KONUŞUYORUZ

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'de Din Eğitimi Sempozyumu'na katılarak konuşma yaptı

Günün en çok paylaşılan fotoğrafları (15 Ekim 2021)

Kumanda görünümlü tabanca, polisi yaraladı