• $13,4487
  • €15,2851
  • 795.626
  • 2042.08
24 Aralık 2018 Pazartesi

Destan yazmak, deprem yaratmak!

Türkiye destan yazarken, Batı sisteminde deprem yaşanmaktadır. Yakın zaman öncesine kadar ‘Türkiye’nin ortaya koyduğu tavır ABD siyasetini dahası dünya siyasetini değiştirecek’ diyen birisine, bırakınız inanmayı, ne gözle bakılırdı?

Cumhurbaşkanı Erdoğan ‘Türkiye destan yazıyor’ dedi; evet Türkiye destan yazarken, dünya siyasetinde deprem yaşanıyor. ABD devlet düzeninde etkili rol sahipleri olan Neo-Con siyasetinin tortuları toz duman içinde dağılmaya başladı. Hâlâ ‘ABD Suriye’den niye çekilsin’ veya ‘çekilecek mi, çekilmeyecek mi’ tartışması yapanların anlamadığı husus, Türkiye’nin hamlesinin ne anlama geldiğidir. Türkiye’nin siyaseti, dünya ölçeğinde anlamlıdır; çünkü bölge ülkelerinin bütünlüğünü savunurken bunun Ortadoğu’nun istikrara kavuşmasının da yegâne yolu olduğunu göstermektedir.

DÜNYA NE DİYOR?

Türkiye’nin uluslararası düzeyde ortaya koyduğu siyasetin üç boyutu çok önemlidir: Birincisi, Rusya-İran Türkiye ittifakı, Batı stratejisini derinden sarsıntıya uğratmıştır; burada Suriye’nin toprak bütünlüğünün esas kabul edilmesi stratejik bir karardır. İkincisi, Türkiye Suriye’de yaptığı harekâtlarla hem DAEŞ hem de PKK/PYD gibi iki kanlı terör yapılanmasını temizleyerek, terörle mücadelede kararlı bir tutum takınarak Batı kamuoyunda yaygın olan DEAŞ korkusuna karşı Türkiye’ye güven duymasını sağlayacak bir adım atmıştır. Üçüncüsü, Fırat’ın doğusuna girme konusunda karalı bir tutum sergileyerek ABD ve Batı’nın ‘terörle mücadele etmek için buradayız’ gerekçesini geçersiz hale getirerek, hem PKK/PYD hem de DEAŞ yapılanmalarıyla mücadele etmek üzere harekete geçtiğini, bunu yaptığını, yapacağını bütün dünyaya ilan etmiştir.

Burada özellikle ABD ile ilgili değerlendirmelerde görülmeyen, fark edilmeyen bir meseleye dikkat çekmek gerekmektedir. ABD bir süper güç olarak elbette sadece ‘şahinlerden’ ya da ‘Neo-Con’culardan ibaret değildir. ABD siyasetinde politik elitler; endüstriyel elitler, Pentagon/CIA gibi güvenlikçi bürokrasi ve benzerlerinin dışında, devlet aklını temsil eden entelektüeller, devletle yakın çalışan bilim adamları ve stratejistler sürekli ‘yeni siyaset’ üretecek konumdadırlar. Seçimle gelen yönetimler bu ‘devlet aklıyla’ buluştuklarında ABD siyasetinde değişme kaçınılmaz hale gelir.

BÜYÜK DEVLET OLMAK!

Küresel sürecin ‘eski yöntem ve emperyalizm döneminin’ siyaset anlayışıyla devam ettirilmesinin ABD’ye maliyeti, dünya sistemindeki değişmenin hızlanması ve konum kaybettirmek olacaktır. Ortadoğu’nun kaybının bu hegemonik çöküşü hızlandırmaktan öteye netice vermeyeceği açıktır ve ABD’nin ‘entelektüel sermayesinin’ burada devreye girmesini beklemek yanlış bir tahmin yapmak olmaz.

Sanırım Trump kendisine karşı direnen unsurların ‘eski siyaset anlayışından’ çıkarak devlet aklıyla buluşarak, hem onları etkisiz kılacak bir hamle yapmış, hem de teröre karşı Türkiye ile işbirliği içinde Ortadoğu siyasetinde bir değişime gitmenin ABD için bir fırsat olduğunu fark etmiştir.

Yüz yıl sonra dünya siyasetinde belirleyici bir konumda yeniden söz sahibi olmak, bölgenin kaderini tayin edecek bir konuma gelmek, ancak büyük bir ülkenin ve devlet adamının yapabileceği bir iştir.

<p>Ezgi Aşık <span style='font-size: 1.6rem;'>soruyor, İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr.

Rusya-Ukrayna gerginliği nereye evrilir?

Cam parçalarından evlilik teklifi! Herkes onu konuşuyor

Bu deliğin altında bakın ne var! Gözlerinize inanamayacaksınız

Sarımsağı böyle tüketenler dikkat! Bu hatayı sakın yapmayın