• $ 5,7381
  • € 6,3576
  • 271.476
  • 106846
Haber hattı
0530 708 54 54
Haber hattı
0530 708 54 54

Cari açıksız büyüme

Uzun yıllar boyunca Türkiye ekonomisinin başlıca sorununun cari açık olduğunu bilmeyen yoktur fakat esas problem ekonominin cari açık vermeden büyümeyi başarabileceğine inanların neredeyse yok denecek kadar az olmasıdır. Geriye doğru ekonomi yazarlarını hatta akademik unvan taşıyanları da dâhil şöyle bir tarayın; hemen hepsinin ekonominin büyümesi için cari açığın neredeyse kaçınılmaz olduğunu söylediklerini görürsünüz.

Bunlardan kötü niyetli olamayanlar, esas olarak Türkiye’nin bugün ulaştığı üretim gücünün dayandığı ekonomi-politiği anlamadıkları, zihinsel olarak çaresizliğe şartlandırılmış bir eziklik içinde yetiştikleri için karamsar düşünüyor olabilirler. Krizi bekleyenler topluluğunun mensupları ise, Türkiye’nin başaramayacağına inandıkları için ya da Erdoğan düşmanlığından dolayı veya ancak bir ekonomik krizle ondan kurtulacaklarını düşündükleri için, cari açık olmadan büyümeye geçiş sürecine de itiraz edeceklerdir.

ZOR DÖNEM GEÇTİ

Oysa tablo hızla değişmektedir. Göreve geldiğinde konjonktürün getirdiği birçok sorunun bulunduğu ve dahası ABD’nin neredeyse Türkiye’ye karşı ekonomik savaş ilan ettiği bir ortamda, dolarda yaşanan dalgalanmayı, yüksek enflasyon ve yüksek faiz sarmalını karşısında bulan Ekonomi Bakanı Albayrak geçen hafta Türk ekonomisinin yıllar sonra ilk defa Ağustos 2019 sonu itibarıyla 5.1 milyar dolar fazla verdiğini açıklamaktaydı. Bu arada geçen yıl bu zamanlar %24 civarında olan faiz oranında gerçekleşen yaklaşık % 10 puanlık düşüşün, doların fiyatının dış konjonktürün olumsuz etkilerine, terörle mücadelenin getirdiği maliyetlere rağmen sınırlı hareketi ciddi bir sonuçtur. İhracatın ithalatı karşılama oranının % 84 oranına ulaşması, ihracatın yılsonu itibarıyla 180 milyar dolara doğru gitmesine bakıldığında zor dönemin aşıldığını, önümüzdeki yılın daha iyi bir dönem olacağını söyleyebiliriz.

Bir başka söyleyişle faizlerin, enflasyonun ve doların birlikte yükseldiği bir dalgalanma sürecinden hızla uzaklaşılmakta ve yaşanılan sorunun bir krize dönüşmeden içinden çıkılmakta Türkiye yüzünü ihracata dayalı büyüme yoluna çevirmiş bulunmaktadır.

DOĞRU YOL NEDİR?

Bu yaşanılan olaylardan çıkarılması gereken ders niteliğinde bazı sonuçların üzerinde durmak gerekir. Bir defa, Türk toplumunun geçirdiği değişimin, üretim yapısında hem bölgesel, hem küresel düzeyde meydana gelen olaylara cevap verecek bir dinamizme sahip olduğunun tespit edilmesi gerekir. Türkiye’nin bugün Ortadoğu’dan Afrika’ya, Avrupa’dan Asya’ya ulaşan bir ekonomik ilişki ağına sahip olması kolay olmamıştır ve bunu destekleyen bir üretim gücüne sahiptir.

Ekonomide görülmesi gereken ikinci bir olay, ülkenin özellikle doları muhtelif şekillerde baskılayarak ‘ucuz döviz’ üzerinden ithalata dayalı bir büyümenin başta ‘cari açık’ olmak üzere getirdiği yükün belli bir konjonktürde taşınması mümkünse de, bunun sürdürülemez olduğudur. Bu bakımdan ‘ucuz döviz’, ‘yüksek faiz’ ve bunu takiben kaçınılmaz olarak gelecek ‘yüksek enflasyon’ çıkmazına bir daha düşmeyecek bir stratejik hamleyi sürdürmek gerekmektedir. Türkiye’nin güçlenmesi, sağlıklı büyümeye bağlıdır.

Bakan Soylu Net Konuştu: ´Ezer Geçeriz´

İşsizlik maaşı için şart koşulan 120 günlük 'prim ödeyerek sürekli çalışma' maddesi değiştiriliyor

Adanalı kebap ustası icat etti! Günde 6000 TL kazanıyor

Forma numaralarının anlamları!