• $9,262
  • €10,7921
  • 526.391
  • 1409.56
14 Ocak 2015 Çarşamba

Batı’da yükselen ırkçılık ve İslam-karşıtlığı

Sadece ırkçı partilerin yükselmesinden, PEGIDA gibi ırkçı hareketlerin yaygınlaşmasından bahsetmiyorum. Neredeyse Avrupa’nın her ülkesinde görülen yabancı düşmanlığı, İslam-karşıtlığı, göçmen aleyhtarlığında ciddi bir artış söz konusudur. Bu düşmanlığı yaymaya çalışan partiler, siyasetçiler, fikir kulüpleri, neo-faşist toplulukların varlığı giderek genişlemekte, sokaklarda kol gezmektedir.

Peki mesele nedir? 90’ların ortasında Avrupa’da yaşayan, bulundukları ülkeye göçmen olarak gitmiş, önceleri işçi olarak çalışmış, daha sonra müteşebbis, işadamı olmuş Türkler üzerine bir araştırma yaptığım esnada “yabancı düşmanlığı”nın başladığına dair birçok şey duymuştum. O zaman bunların her yerde rastlanabilecek, münferit olaylar olduğunu düşünmüştüm. Daha sonra, benzeri bir araştırma için tekrar belli başlı Avrupa ülkelerinde çalışırken, bu şikayetlerin arttığına tanık oldum. Öyle ki Almanya’nın birkaç büyükşehrinde Türk işadamları, daha o zaman yani 2000’li yılların başında tanıdıkları, bildikleri insanların evlerinin, işyerlerinin kundaklandığını, yakınlarının karşılaştığı birçok olaydan bahsedip bu tür “saldırılardan endişe duyduklarını” söylemişlerdi.

Irkçılığın rengi

Meselenin derinliği şimdi daha iyi görülüyor. Hatırlanacağı gibi birçok Avrupa ülkesinde yaşayan göçmenler daha yakın zamanda Avrupa başkentlerinin sokaklarını doldurdular, çeşitli eylemler yaptılar ve bu hareketlerin birçok ülkede, birçok şehirde şiddete dönüştüğüne tanıklık ettik. Özelikle şu noktayı belirtmek istiyorum: Batı ülkeleri göçmenlerle, yabancılarla, Müslümanlarla (ki bunların büyük çoğunluğu eski sömürgelerden gelmiştir), kendi vatandaşları ile bu tür sorunlar yaşaması ciddi bir konudur. Sorunun iki boyutundan bahsedebiliriz: Birincisi, Avrupa toplumlarıyla alakalı; ikincisi ise, göçmen topluluklarının yaşam tarzları, uyum kapasiteleri ve içinde bulundukları problemlerle ilgilidir.
Avrupa toplumlarının, Soğuk Savaş sonrası dönemde tam da “refah toplumlarının sonu” tartışmaları yaşanırken, “klasik sanayi toplumunun üretim tarzının” değişip bir başka aşamaya geçtiği bir dönemde, ‘yabancılar-göçmenler’ sorunuyla yüz yüze gelmesi, önemle üzerinde durulması gereken bir konudur. “Sosyal Avrupa’nın krizi” diyebileceğimiz bu süreçte, yaşanan diğer bir problem daha derinde yatan bir başka krizin olduğunu göstermektedir. Bu ise, Avrupa toplumunun “entegre etme, etkileşim kurma, kültürleşme” kapasitesinin güç kaybıyla ilgilidir. Bu meseleyi “post-modern dönemde” Avrupa’nın “değer üretme gücünü yitirmesi” olarak yorumluyorum. Esas olarak Avrupa’da çokça konuşulmaya başlanan “entelektüeller nereye gitti” tartışması bu problemin bir parçasıdır.
Sorunu şöyle ortaya koyabiliriz: Avrupa’nın sömürgeciliğin politik belirleyiciliğinin bittiği dönemde dahi “ideolojik-kültürel hegemonya” yoluyla kurduğu üstünlük sayesinde, Batı’ya göçmüş yabancılardan rahatsız olmak bir tarafa, onları oldukça fonksiyonel bulmaktaydı. Bunun en temel sebepleri arasında, batının ideolojik üstünlüğü sayesinde kendine “duyduğu güven duygusu”, modernliğin dönüştürücü gücünden bahsedebiliriz.

Güven kaybı sorunu

Meselenin diğer boyutu da önemlidir. Batı’ya göç etmiş nüfusun birkaç kuşak içinde yaşadığı sorunlar,“üçüncü nesilden” sonra göçmen ailelerin gençlerinin yaşadığı entegrasyon problemleri toplumsal ve ekonomik bakımdan ortaya çıkan sıkıntılarla birleşen, yeni göç hareketleriyle ciddi bir “kimlik krizine” yol açmaktadır.
Filistin sorunu, 11 Eylül’den sonra iyice görünürlük kazanan terör olayları, Afganistan ve Irak işgalleri, PKK terörü, Arap Baharı ve Suriye’deki vahşet tablosundan beslenen IŞİD terörü, tam da bu alanda Avrupa’da “yeni bir algıya” yol açmıştır.
Batı kamuoyunu oluşturan merkezler, “kendi dünyalarının dışında” yaşanan olaylarla kendi toplumlarının yaşadığı “entegrasyon, kültürel etkileşim kurma yetersizliği, ayrımcılık ve çatışma sorunlarının” sonuçlarını “dışa yansıtarak” bir İslam karşıtlığı dalgasına yönelme eğilimindedirler. Bu sorunların büyümesi, Avrupa açısından çözümsüzlük demektir ve ancak daha büyük bir krizin habercisi olabilir.

<p>Şişli Ermeni Kabristanındaki anmaya Akşam Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Kartoğlu ve Kült

Markar Esayan'a vefa... 'Bugüne kadar geri adım atmadı, Markar yalnız değildir'

Fenerbahçe, Trabzon'a ayak bastı

Günün en çok paylaşılan fotoğrafları (16 Ekim 2021)

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Angela Merkel ortak basın toplantısı düzenledi