• $13,5571
  • €15,3012
  • 776.901
  • 1981.04
26 Temmuz 2013 Cuma

Hariciye’de “Diren statüko”

Dışişleri Bakanlığı’na dışardan atanan büyükelçiler, merkeze döndüklerinde bakanlığın merkez teşkilatında çalışabilecekler diye bir fırtına kopuyor. Kanun değişikliğine karşı tepkiler “Dışişleri elden gitti”, “AK Partililer sınıfsal atlama peşinde”, “genç diplomatlar rahatsız” ve “imamlar büyükelçi olacak” seviyesinde devam ediyor. 
Peşinen söyleyeyim: Kanun değişikliği değişen Türkiye ve Türk dış politikası için çok önceden atılması gereken bir adımdı. Hem Dışişleri’ndeki insan kaynağını çeşitlendirmek, kaliteyi artırmak ve ortaya çıkan yeni ihtiyaçlara cevap vermek; hem de Dışişleri içerisindeki uyumu artırmak açısından çok önemli bir adım atılmış oldu. 
Bir süredir maruz kaldığımız “aydın” kesiminin zihinlerindeki cerahati dökmesine sebep olan olaylar gibi bu kanun değişikliği tartışmaları da içeriğiyle, seviyesiyle ve arka planındaki “ırkçılığıyla” statükonun yılmaz direnişçilerinin zihin aynası oldu. 

KEMALİST DİRENİŞ

Tartışmalar, bir taraftan artık geleneksel hale getirdikleri “Davutoğlu’nu siyaseten hırpalama şenliklerine”, diğer taraftan da Kemalizm’in iğdiş ettiği geniş spektrumdaki kesimlerin “sınıfsal fantezilerine” dönüştü. Hızlıca “halk Dışişleri’ne akın etti, vatandaş Dışişleri’ne giremiyor” kavramsallaşmasına bürünüp zihnen aslına rücu etti.  
Kriz tacirlerine hatırlatmakta fayda var: şu an Davutoğlu üzerinden uluslararası medya ve çevreler üzerinden Türk dış politikası eleştirisi yapanları, uluslararası toplumda ses çıkarmaya değer kılan şey de yine Davutoğlu’nun önemli bir rol oynadığı son on senelik Türk dış politikasıdır. Türk dış politikası sadece yapıcılarını değil, muhaliflerini de uluslararası toplumda görünür kılmıştır. Diğer bir deyişle, uluslararası camiada konjonktürel olarak da olsa “umursanır” hale gelmeleri bile yine “sövdükleri” dış politikanın kat ettiği yolu, ürküttüğü kurbağaları göstermekte.  

STATÜKO BEKÇİLİĞİ

Diğer taraftan, Dışişlerindeki insan kaynakları havuzunu genişletmenin ve uzmanlığı ve sinerjiyi artırmanın önünü açacak bu değişikliğe “kale koruma” refleksiyle yaklaşıp sirkatin söylemek tartışmaların sosyolojik olarak acı tarafı. Bu durum tam da Kemalist çevrelerce sıklıkla tüketilen “bölücülük” kavramına tekabül etmekte. Bu bölücülük açık bir şekilde ve usturupsuzca dışardan atanan büyükelçilere ve daimi temsilcilere hatta onların sosyal tabanına yönelik bir önyargı ve aşağılama içermekte ve bu da “kalite kaygısı” paketinde satılmaya çalışılmakta. 
Bu paketin içini açtığımızda karşımıza hiyerarşik Dışişleri içindeki değişime karşı muazzam bir direniş çıkıyor. Statükocular kusura bakmasınlar ama üstüne alınsınlar, son on senedir Türkiye’deki her müspet gelişme statükoya rağmen atılan adımlarla meydana geldi. Bundan Dışişleri statükosu da beri değil. Türkiye’nin tehdit algısında, komşularıyla ilişkilerinde, medeniyet perspektifinde ve uluslararası aktivizminde Dışişleri statükosunun da büyük olumsuz payı vardı. Bu konuda zamanın ruhuna uygun ve şimdiye kadar yapılan dışarıdan atamaların da gösterdiği gibi liyakat zemininde atılacak her statüko karşıtı adım, bizi gelenekten uzaklaştırmayacak; tam aksine uzaklaştığımız, o istismar edilen geleneğe döndürecek. 
Türkiye, bölge ve dünya değişirken tabii ki eksikleri bariz bir şekilde ortada duran Dışişleri de değişecek; statüko direnemeyecek.

<p> </p>

Muhalefet yatırıma neden karşı?

AFAD'dan Afganistan'daki ihtiyaç sahibi 2 bin aileye gıda yardımı

Antalya'yı fırtına vurdu! Dev dalgalar oluştu, ağaçlar devrildi

1,5 ton skunk ele geçirildi