• $7,3583
  • €8,9574
  • 437.029
  • 1536.11
31 Ekim 2012 Çarşamba

Sadece kendi evladımın değil, senin evladının da ölmesini istemiyorum!

Pazar günü, yani Kurban Bayramı'nın son günü Okmeydanı'ndaydım. Sibel Yalçın Parkı'na kurulmuş bir çadırın içinde; Güler Buğday, Behiye Polat, Fatiha Toprak, Nura Çelik, Emine Erbey, Feride Akdoğan ve Besna Aslan'la beraberdim.
Yani; evlatları bedenlerini açlık grevine yatırmış annelerleydim.
Yani; evlatlarını yalnız bırakmamak için açlık grevine giren annelerin yanındaydım.
Jiyan Polat'ın, İmran Çelik'in, Şehnaz Akdoğan'ın, Yasemin Aslan'ın ve nicelerinin anneleriyle...
Küçücük çocukların ana-babalarından yalvararak izin aldığı ve abla-ağabeyleri için 'yarım günlük' açlık grevine girdiği bir çadırdaydım.
Israrla görmezden geldiğimiz, yoksaydığımız bir dünyanın tam ortasındaydım.

'GERÇEKLERİ YAZACAK MISIN?'
Ayakkabılarımı çadırın önünde çıkartıp içeriye girdim.
Selam verdim ve aralarına oturmak istediğimi söyledim.
'Nereden geliyorsun?' dediler.
'Gazeteciyim' dedim.
Yüzlerinde oluşan hayret ifadesinin hemen arkasından 'Buraya geldiğini yazacak mısın?' diye sordular.
'Evet, yazacağım' dedim.
'Lütfen gerçeklerimizi yaz. Biz ne diyorsak onu yaz' dediler.
Söz verdim...
Başladık sohbet etmeye.
Kimin kızı, kimin oğlu hangi cezaevinde ve ne sebeple yatıyor. Kimin çocuğu kaç gündür aç anlattılar.
'Evlatlarımızın ölmesini istemiyoruz' dediler.
Derin ama kısa bir sessizliği annelerden birinin gözlerimin içine bakarak 'Sadece kendi evladımın değil, senin evladının da ölmesini istemiyorum' demesi bozdu.
'Bak kızım senin çocuğun var mı bilmiyorum ama burada gördüğün kadınların hepsi ana. Ana dediğin sadece kendi evladı için değil tüm evlatlar için üzülür.
Ne gerilla ne asker artık kimse ölmesin.
Artık acı, artık kan olmasın.
Bu kan durdurulsun.
Bizler sadece tek bir tarafın kanına üzülmüyoruz.
Bizler artık çözüm istiyoruz.
Bizler artık ağıtlar yakmak istemiyoruz...'

"sadece1.jpg"ATATÜRK YAŞASA KÜRT SORUNU ÇÖZÜLÜRDÜ
Batman'dan, Şırnak'tan, Diyarbakır'dan mecburen kopmuş, köylerine dönme özlemiyle yaşayan ama korkudan gidemeyen anneler anlatıyor ben dinliyorum.
'Haberleri kalp çarpıntısıyla izliyoruz, içimiz yanıyor' diyorlar.
Hükümete Kürt sorunu çözümünde güvenlerinin azaldığından bahsediyorlar.
Güler Buğday hiç okula gitmemiş. Barış annelerinden...
Türkçesi çok iyi.
Olayları yorumlayışı, meselelere hakimiyeti en önemlisi de farkındalığı beş üniversite bitirmiş gibi...
Diyor ki; 'Bizler Atatürk döneminde yani Cumhuriyet kurulurken çok acılar çektik. Ama o dönemle hesaplaşırken günün koşullarını da hep göz önünde tuttuk. Şimdi bugün koşullara bakınca çözüme gidilememesi için bir sebep göremiyorum. Atatürk bugün yaşasaydı mutlaka bir çözüm bulurdu. Bu olaylar bu hale gelmezdi.'

ÇOCUKLAR YARIM GÜNLÜK AÇLIK GREVİ YAPIYOR
10 yaşındaki Rozerin'i gösteriyorlar. Çadırın bir ucunda babasıyla türkü söylüyor.
Türkü Kürtçe...
Çeviriyorlar; acı, ölüm ve kayıplar geçiyor içinden...
Rozerin açlık gerevine ablasını yalnız bırakmamak için akşam 9'da başlayıp ertesi gün öğlen bitiriyor.
O çadırda Rozerin gibi onlarca çocuk var.
Oyun oynamaları, neşeli şarkılar söylemeleri gerekirken içinden acı ve kan akan ağıtlar yakıyorlar.
Açlık grevine destek veriyorlar.
Ana, babalarıyla ortak mücadelenin içinde yer alıyorlar.
Rozerin'le yan yana oturuyoruz.
Annesi 'Bak abla gazeteciymiş' diyor.
Rozerin 10 yaşında gibi değil.
Küçücük, dünya güzeli ama çocukluğunu çoktan terk etmiş, bilinçli ve olgun bir kız.
Bunu kendi seçmemiş.
Şartlar ondan çocukluğunu alıp yerine olgunluğu vermiş.
Nicelerine yaptığı gibi...
Evinden ölüm çıkan, içinde yaşadığı çevreye acının hakim olduğu çocuklar onlar.
Sevdiklerini kaybetmeyi bebekken öğrenmiş çocuklar.
Savaşa aşina büyümüş çocuklar.
Kimse öğretmemiş, bilerek doğmuş çocuklar...
'Rozerin sen neden buradasın?' diye soruyorum 'Ablama destek vermek için' cevabını alıyorum. 'Annem önce izin vermedi ama ağladım, tepindim sonunda yarım günlük izni kopardım' diye ekliyor.
O an gözünün derinliklerinde 10 yaşındaki kız beliriyor 'onu çok özlüyorum' diyor...

'İNSANA SADECE İNSAN OLDUĞU İÇİN KIYMET VERİN'
Açlık grevleri 50. gününde...
Hayati risk çoktan başladı.
Kalıcı hasarlar sınırı da geçildi.
700'e yakın insan ölümü bekliyor.
Bu noktada annelerin haykırışı çok önemli.
Ne siyasilere benzer, ne taraflara!
Onların sesini duymazdan gelmek insanın yapabileceği şey değil.
Belki de yaşanan süreçlerde en çok kulak verilmesi gereken kişiler anneler.
Çünkü tüm acıların siyasetten arınmış tek muhatapları onlar...
Merak ediyorsanız söyleyeyim;
Ben açlık grevinin ne yanında duruyorum ne karşısında. Ne yerebilirim ne de övebilirim. Ama görmezden de gelemem... Pazar günü Sibel Yalçın Parkı'nda kalbimin yarısını bıraktım.
Çünkü anaların gözyaşlarına, acılarına dokundum.
Açlık gerevlerinde uzlaşmaya gidilmesinin yolları, işin siyasi kısmı, oluru-olmazı beni hiç ilgilendirmiyor. Beni ilgilendiren tek şey insana sadece insan olduğu için kıymet verilmesi.
Ve dileğim şudur ki işler dönülmez bir noktaya gelmeden, ölümler başlamadan bu gidişe bir dur denilsin!

"sadece2.jpg"Bu yaptığınız insanlığa sığmaz!
Az önce okuduğunuz yazıyı gazeteye gönderdikten kısa bir süre sonra, Okmeydanı Sibel Yalçın Parkı'ndaki 'annelerin çadırı'na gaz bombasıyla müdahale edildiği haberini aldım. Gözümde canlanan tek şey türkü söyleyen küçücük çocuklar ve yaşlı teyzeler oldu. Ben o çadırda bulundum. İçeride neler oluyor gördüm.
O çadıra gaz bombası atmak, o çadıra 'şiddetle' müdahale etmek insanlığa sığmaz! Evlatlarına destek vermek isteyen, ağızlarından barış mesajından başka şey çıkmayan gözü yaşlı annelere saldıran ve o saldırı emrini veren herkesi kınıyorum. Yazıklar olsun...

Bana müsaade...
Önümüzdeki hafta yazı
yazmayacağım.
Kısa bir ara...
Elbette durmayacağım.
Seyahatlerim, koşturmacalarım var.
Dönünce kaldığımız yerden devam...
Ama sizden bir ricam var; bu bir hafta boyunca kendinize iyi bakın, akıl sağlığınızı korumaya çalışın!

<p>Taceddin Kutay Kafa Konforu'nda bu hafta, 'hayatın tekliflerine karşı aldığımız pozisyonu nasıl t

'Refik'in kadar kıymetlisin hayatta...'

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Kutup ayılarını görüntülemek istedi, az daha canından oluyordu!

Başkan Erdoğan, Sosyal Atama Töreni'nde konuşma yaptı