• $8,058
  • €9,6752
  • 460.376
  • 1408.14
10 Mart 2012 Cumartesi

Lütfen bir kere daha insanlığımızdan utandırmayın bizi!

Madımak' dendiğinde, 'Sivas katliamı'ndan bahsedildiğinde kanım donar.
O gün, orada yaşananları konuşmaya, tartışmaya açmaya dahi yüzüm yoktur.
Hele o gün orada linç edilen insanların yakınlarıyla aynı ortama girdiğimde hissettiğim mahcubiyeti tarif etmeye kendi kelimelerim bile yetersiz kalır.
Mesela; son zamanlarda sık sık Metin Altıok'un kızı Zeynep'le karşılaşıyorum. Teknolojinin hayatımıza getirdiği 'sosyalleşme biçimi' sayesinde de gündelik hayatını, konulara bakışını, toplumsal meselelere, adaletsizliklere yaklaşımını takip ediyorum.
Arada kısa diyaloglarımız da oluyor...
Ama aslında benim içimden sadece özür dilemek, 'lütfen bizi affet' demek geliyor.
Bir kız çocuğu kendi yaşadığı ülkenin vatandaşları tarafından babasız bırakılıyor.
Sebep ise hep aynı; farklı düşünce, farklı mezhep, farklı bakış açısı...
Gözünü kan bürümüş kalabalık, tekbir sesleriyle otelin etrafını sarıyor. O görüntüleri ilk izlediğim anı hatırlıyorum da korkudan, dehşetten nefesim kesilmişti.
'İnsan değil bunlar' diye haykırmıştım.
Günlerce uyku sorunu yaşamış, gördüklerimin etkisinden çıkamamıştım.
O gün ben insanlığımdan, ülkemi paylaştığım o on beş binin üzerindeki yaratıktan, bu felaketi önlemeyen siyasilerden, seyirci kalan vatandaşlarımızdan utandım.
Pencerelerine tırmanmaya çalışan, yanmaktan kurtulmak için yardım dilenen insanları sopayla itip penceresini kapatan, Aziz Nesin'i kurtarma numarasıyla yangın söndürme merdivenine çeken ve çiğ et beklercesine 'yem et onu bize' diye haykıranların arasına atan o insanlardan iğrenmiştim.
Ayağa kalkacak, hesap soracak yaşta değildim ama üzülecek, yıkılacak hatta büyük bir travma yaşayacak bilinçteydim.
Şimdi tartışılıyor 'Sivas davası zamanaşımına uğramak üzere, suçlular ise hala yakalanamadı' deniyor. Oysa suçlulardan biri evlendiği, ehliyet aldığı, askerlik yaptığı halde 'bulunamamış'... Anlaşılan 'kaçmaya' gerek bile duymamış! Yine büyük bir mahcubiyet duygusu sarıyor beni. Ülkemde işlenen insanlık suçu cezasız kalıyor... Bu suçun mağdurlarına yani yakınları cayır cayır yakılarak katledilenlere karşı kimse kendini sorumlu hissetmiyor mu?
Hapishaneler neden yattığı belli olmayan tutuklularla doluyken, eline kalem alma suçu 'örgüt' kapsamında değerlendirilirken insanları sırf canları istediği için cayır cayır yakanların cezasız kalmasına vicdanınız müsaade ediyor mu?
Mecliste iade-i itibar konularını tartışırken, geçmişte yapılan haksızlıkların, işlenen insanlık suçlarının yeniden gündeme getirilip, sorumlularını yargılamaktan bahsederken aklınıza Madımak mağdurları gelmiyor mu?

Hak vermemek imkansız...
Şİmdİlerde herkes 28 Şubat'ı tartışıyor. Salyalar akarak, kaş göz yararak hatta mümkünse yine 'kan akıtarak' hesaplaşmak isteniyor.
Biliyorsunuz Mehmet Ali Birand'ın hazırladığı 28 Şubat Belgeseli de yayınlandı.
O da en az dönem kadar tartışıldı.
Kimi beğenmedi, kimi emek hırsızlığı var dedi...
Benim ise dikkatimi şu çekti; Tayyip Erdoğan'ın katıldığı ilk televizyon programı Mehmet Ali Birand'ın 32. Gün'üymüş. Hatırlarsınız belki, o günlerde üniversitelerden yayın yapıyorlardı. Türk televizyonlarında katılan konuğa öğrencilerin de soru sorduğu ilk program da 32. Gün'dü...
Tayyip Erdoğan'ın katıldığı o programdan bir bölüm izledim.
Birand'ın ve öğrencilerin Tayyip Erdoğan'a yaklaşımı, takındığı tavır, sorularındaki üslup ister istemez Başbakan ve medya arasında yaşananları tekrar sorgulattı bana. Ezilen, hor görülen Tayyip Erdoğan'ı, bugün izlemek bir çok şeyi daha net görmeme, empati yapmama neden oldu.
Şöyle bir örnek veriyim; Tayyip Erdoğan'ın yabancı dil bilmiyor olması üzerinden küçümseyici konuşmalar yaşanıyor. Bunun üzerine bir öğrenci kalkıp Erdoğan'a İngilizce soru soruyor. Ortalık sessiz, öğrenciler kıkırdıyor, Birand gülümsüyor... İzlerken üzülüyorsunuz, bir insanı küçük düşürmeye çabaladıklarını gayet net görüyor ve rahatsız oluyorsunuz. Birand daha sonra öğrenciye dönüp 'Bravo, İngilizce soru sormak çok iyi fikirdi' diyor. İzlediklerim eski Türk filmlerini hatırlattı bana; kötü kalpli zengin çocukları aralarına giren fakir, taşralı hatta dindar çocukla alay eder. Dans etmeyi, ecnebilerin hayat stillerini, yabancı dilleri bilmediği için küçümserler. Yıllar sonra işler değişir. Fakir çocuk artık patron koltuğundadır. Kendisiyle alay edenlerin ona işi düşmüş, kapısına gelmişlerdir. Ve işte o an sırtı dönük patron sandalyesi tok bir sesin 'bir zamanlar alay ettiğin bir çocuk vardı, hatırlar mısın' demesiyle yavaşça döner...

<p>Ankara'da boşanma aşamasında olduğu eşine karşı koruma tedbiri bulunan L.S. 4 aylık bebeği Asya S

Koruma tedbiri olan baba minik Asya'yı annesinden böyle kaçırdı! İşte o anlar...

Bakanı Karaismailoğlu, Hasankeyf-2 Köprüsü Açılış Töreninde katıldı

Milli Savunma Bakanlığı fotoğrafları paylaştı

''Baharın müjdecisi'' leylekler Bingöl'e renk kattı