• $7,3399
  • €8,9389
  • 437.349
  • 1536.11
21 Mayıs 2011 Cumartesi

Leyla Emadi'yi tanıyor musunuz?

Leyla Emadi'den kaçınız haberdarsınız bilmiyorum ama çok yakında adını sıkça duyar hale geleceksiniz, biliyorum.
Figüratif çağdaş sanatın fazlaca gelecek vaat eden sanatçılarından kendisi.
Kullandığı en etkin malzeme 'sosyal gerçekçilik'.
Türkiye'nin 'sağlam' koleksiyonerlerinin, eserlerinin peşinde olduğu biri.
'Magazine düşen' sanatçılardan değil, o yüzden de sanat dışı çevrelerin tanıdığı bir isim değil.
Çarşamba günü sergisi vardı. Taksim Tünel'deki ALAN İstanbul'dan içeriye girdiğimde duvarlarda asılı olan eserleri canımı sıktı, içimi kavurdu, rahatsız etti beni.
Serginin adı Abluka idi.
Eserlere bakınca bulunabilecek en iyi ad olduğu da kesindi. Eserleri anlatmayayım ben şimdi size, siz gidin, sergiyi gezin ve kendiniz yorumlayın.  18 Haziran'a kadar bu şansınız var.
Ama size Leyla Emadi'yi anlatayım biraz.
Belki kendisini tanıma fırsatı bulamayabilirsiniz...
Güzel bir kadın. Saçı kazıtılmış olmasına rağmen marjinal bir görüntüsü yok. İki oğlu var.
Dünyanın değişik yerlerinden aldığı, diplomalı, sağlam bir eğitimi de...
Sergiden sonra kalabalık bir masada yan yana yemek yeme fırsatı bulduk.
Sohbeti keyifli. Anlaşılamaz laflar eden, bu laflara da yüksek anlamlar yüklemeye çalışan sanatçılardan değil.
Hayli gerçek, hayli gerçekçi biri.
İranlı.
Hikayesi olan insanlardan.
İran devriminde dedesinin arabasına bomba konulmuş. Babası hapse düşmüş.
Çünkü İslam Cumhuriyeti'ne karşı duran 'aydın'lardanlarmış.
Aile dostları idam edilmiş, hayatları altüst olmuş.
Ailesinin büyük bir bölümü Amerika'ya ve İngiltere'ye kaçmış. Onlar ise Atatürk hayranı, üniversiteyi Ankara'da okumuş olan babanın isteği üzerine, 1983'te İran'ı terk edip Türkiye'ye yerleşmişler.
Travmaları olan bir aileye mensup anlayacağınız.
Yaşadıkları, şahit oldukları onu gerçekliğin, korkuların ve tehditlerin üzerine sanatıyla gitmeye itmiş. Sergisini gezerken gerçekler tüm yönleriyle yüzünüze vuruyor zaten.
Dediğim gibi gidin sergiyi gezin, hatta sonra düşüncelerinizi bana  yazın...

Okan Bayülgen'e, tebriklerimle...
Sevgİlİ Okan,
Geçmişte hakkında bazı yazılar yazdım.
Mesela TV programında gençleri oy vermeye, duyarlı seçmenler olmaya davet edip, seçim günü Türkiye'de olmamanı, seyahate gitmeyi tercih etmiş olmanı eleştirdim.
Hakkında yazdığım bazı yazılar sebebiyle bana müthiş öfkelendin.
Hala senin söylediğine inanmak istemediğim bazı sözler çıktı ağzından...
Ben hep anlatmaya çalıştım ki 'art niyet yok'... Gazetecilerle arkadaş olmak, onlar tarafından eleştirilmemek, hoşuna gitmeyecek haberlerin önünü kesmek anlamına gelmez.
Gazeteci dostun senden 'özel' olarak dinlediği bir olayı yazarsa kızabilirsin, ihanetle suçlayabilirsin ama elinde bir haber ve konunun içinde sen varsan, seni 'diğerleri'nden farklı göremez. Hakkında eleştirel yazdı diye dostluk bir anda kişisel düşmanlığa dönemez...
Hak ettiğin gün alkışlanacağın gibi etmediğin gün de yerileceksin tarafımdan... İster alın ister alınma.
Aslında bahsetmek istediğim konu gazeteci-ünlü kişi dostluğu değil... Sadece konular arası bağlantıyı böyle kurmak istedim...
Biliyorsunuz İnternet yasakları gündemde. Geçen hafta sonu da bu yasakları protesto etmek amaçlı bir yürüyüş düzenlendi.
Okan Bayülgen de bu yürüyüşe katıldı.
Çok doğru, çok şık bir davranıştı.
İnternetle aşk-nefret ilişkisi yaşamasına,
internette yayın yapan sitelerden en sık tokat yiyenlerden olmasına rağmen oradaydı.
Programında sıra dışı, özgürlükçü, gençlere karşı sorumlu ve duyarlı bir görsel çizip, internet yasaklarına ses etmeseydi yine hoşuna gitmeyecek bir yazı yazmak durumunda kalacaktım.
Yani; Okan Bayülgen bu katılımından dolayı alkışlanmalı diyorum. Adını bu yapılan protestoya katarak çıkacak sesi arttırdığı için... Onun gibi meşhur olup, internet yayınlarından fazlaca yararlanıp, özgürlük nutukları atanların hiçbiri o yürüyüşte yoktu, kim bilir belki de cesaretleri yetmemişti!

Divan Oteli...
Uzun zamandır gözüm üzerinde. Taksim Divan'dan bahsediyorum. Bir dönemin buluşma yeri, bir dönemin sosyalleşme yeri olan Divan oteli...
Biliyorsunuz yenilendi.
Hem de tamamen yıkılıp yeniden yapılmak suretiyle. Hepimizin beklentisi de yüksekti.
İstanbul'un klasik özellikleri çağdaş bir yorumla mimariye yansıtılacak deniyordu.
Nasıl bir iş çıkacak diye merakla bekleyenlerden biri de bendim. Uzun zamandır İstanbul'da olmadığım için henüz gördüm yeni halini. Büyük bir hayal kırıklığı yaşadım.
Otelin içi nasıldır bilemem, görmedim.
Ama 2011 yılında bir oteli yıkıp yeniden yapıyorsanız insanın beklentisi de yüksek oluyor haliyle. Konumu ve geçmişi nedeniyle imza statüsünde değerlendirilebilecek bir bina ancak bu kadar vasat olabilirdi. Elbette projeyi onaylayan kurulun da sorumlu olduğu; ama özellikle mimarı Thierry W. Despont'un başarısızlığı olarak aklımıza ve şehrimize kazınmış bulunmaktadır...

Duydunuz mu, Gülben Ergen boşanıyormuş!
Son günlerin en konuşulan konusu bu şüphesiz. Kimi 'belliydi' diyor, kimi 'haklı olan taraf' tartışmaları yapıyor.
Kim bilir belki de içinde derin bir acı yaşayan Gülben Ergen'e sırf ünlü olduğu için insan değilmiş gibi bir muamele yapıyoruz. Aynen daha önce de yaptığımız gibi... Yakıcı ya da yıkıcı olmasını umursamadan sorular soruyor, biten evliliklerini kendimize uygun gördüğümüz şekilde yorumluyor ve tartışıyoruz.
İyi ki ünlü biri değilim...
Bu duruma tahammül etmek benim için çok zor olurdu. Hayatınıza dair en ufak fikri olmayan, hatta belki de düşüncelerine zerre kıymet vermediğiniz insanların sizi tartıştığını düşünsenize bir... Hele tüm tartışmaları sessizce, yerimde oturarak izlediğimi ve buna mecbur olduğumu düşünmek dahi istemiyorum. Koşullar, şartlar neydi, yürütmek artık imkansız mıydı bilmemiz mümkün değil. Ama evliliğe inancımızın bitmeye yüz tuttuğu günlerde aldığım her boşanma kararını üzücü buluyorum. 'Çocuklar parçalanmış ailede büyüyecek' gibi klişe üzüntüler yaşamıyorum. Taraflar  'sağlıklı ve bilinçli insanlar ise, çocuklarda da sorun olmaz' diyorum. Ama ısrarla etrafımda kıymetli, bitmeyen, sonu olmayan, bağlı ve hatta birbirine bağımlı çiftler görmek istiyorum...

<p>İki ülke arasında gerçekleştirilen istikşafi görüşmelerin 61. turu tamamlandı. Bir sonraki turun

Atina ile hangi konular masada?

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Sosyal medyada en çok paylaşılan mantık soruları

40 kilometrelik alanı kaplayan Nazik Gölü'nün yüzeyi buzla kaplandı