• $7,3713
  • €8,9798
  • 443.007
  • 1551.57
29 Eylül 2012 Cumartesi

Kılıçdaroğlu'na bu hatayı kim yaptırdı?

Muhalefet partisi CHP sık sık 'iddialı' çıkışlar yapıyor, ortaya ciddi bir söylemle çıkıyor ve çok kısa bir süre sonra iddiasını da yanına alarak kabuğuna çekiliyor.
Maalesef bu tip çıkışları çoğu zaman Parti Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu 'dile' geti-
riyor.
Son olarak, henüz cezaevinden çıkan Barış Terkoğlu ve Barış Pehlivan'ın, Wikileaks belgelerinden oluşan 'Sızıntı' adlı kitabından bir belgeyi kaynak göstererek Başbakan Tayyip Erdoğan'a 'Hainsin' dedi.
***
Kılıçdaroğlu'nun 'ortaya çıkarttığı' belgelere göre Başbakan, ABD'nin menfaatlerine ters düşen rütbeli askerleri 'devre dışı' bırakmış ve medyanın bu sürece yardımcı olmasını sağlamıştı.
Oldukça ciddi bir iddia.
En fenası da doğrulanamama ihtimali olan bir iddia.
Neden mi? Hemen anlatayım;
Kitabın yazarları, Kılıçdaroğlu'nun gündeme getirdiği belgeyi Aydınlık gazetesinin 24 Mart 2011 tarihli bir haberinden alıntılamış.
Yani kitabı okuduğunuzda bu iddianın Aydınlık'a ait olduğunu görüyorsunuz.
Wikileaks'in internet sitesine girip baktığınızda ise bahsedilen belgeyi bulamıyorsunuz.
Ancak sitede; 'Konuyla ilgili kriptonunun tamamına ulaşamadık, eksik kısımlar var' notuna da rastlıyorsunuz.
Aydınlık gazetesine sorduğunuzda ise 'Bizde o belge var. Şu an toplantı halindeyiz' yanıtını alıyorsunuz.
Fakat onlar da henüz belgeyi önümüze koymuş değil.
***
Anlayacağınız her an böyle bir belge olmadığı ortaya çıkabilir.
Epey riskli bir konu. Emin olunmadan ortaya atılamayacak, kamuoyuna sunulamayacak bir belgeden bahsediyoruz.
Hele ki iddiayı dile getiren kişi muhalefet partisinin lideri ise iş acıklı bir hale dönüşüyor.
Kılıçdaroğlu ve danışmanları incelemeden, araştırmadan, okumadan ve hatta belgenin orijinalini ele geçirmeden böyle açıklamalar yapıyorsa hep beraber oturup ağlayalım.
***
Eğer böyle bir belgenin varlığı doğrulanırsa işler değişir.
Ancak ortaya bir belge konamaz ise Kemal Kılıçdaroğlu hem vatandaştan hem de Başbakan'dan özür dilemek durumunda kalır.
Böylesi bir tabloda muhalefet partisi için acıklı olur.
Benim önerim Kılıçdaroğlu'nun acilen sağlam danışmanlar edinmesi.
Okuyan, araştıran ve sadece emin olduğu konularda CHP'yi riske sokan, bilinçli danışmanlardan oluşan yeni bir kadrodan bahsediyorum!
Yoksa; Başbakan'a 'Kılıçdaroğlu siyaseti bir türlü öğrenemedi' sözünden dolayı hak vermekten başka şansımız kalmayacak.

Barışlara sitemim var!
MAĞDURİYETİNİZ benim mağduriyetimdir.
Hapishanede yattığınız her gün desteğim yanınızdaydı.
Sesiniz, sözünüz, kaleminiz özgür
olmalıdır.
Ancak mesleğimiz hata kaldırmaz.
Kitabınızda alıntı yaptığınız haberin doğruluğunu araştırmak birinci göreviniz. 'Ama cezaevindeydik, haberi okuduk ve kitaba koyduk. Araştırma şansımız yoktu' diye bir özür kabul edilemez.
Evet, haklı olduğunuz bir konu var.
İlgili bölüme 'Aydınlık'ta yayınlanan haberden alıntıdır' diye yazmış ancak işin özünde okura 'Taraf gazetesinin sansürlediği bölümleri Aydınlık yayınladı' diye sunmuşsunuz.
Şüphesiz söz konusu 'hata'nın birinci derecede sorumlusu Aydınlık gazetesidir. Ancak size düşen kısmın adı da; eksik gazeteciliktir!

Yorgunum!
19 yıl önce oğlunu 'serseri' bir kurşunla kaybetmiş hak savaçısı bir annenin çığlığı.
Hakkını aramaktan, hakkımızı aramaktan yorgun düşmüş bir savaşçının...
17 yaşında ki oğlunun vefatıyla sonuçlanan cinayet, hak ve hukuka uygun şekilde cezalandırılmamış bir annenin çığlığı. Nazire Dedeman dün 19 yıldır yaptığı gibi yine oğlunun ölüm günü olan 28 Eylül'de Taksim Meydanı'nda 'Bireysel silahlanmaya hayır' diye haykırdı.
***
Hani hep 'güçlü' insanları yerinde oturmakla, hiçbir toplumsal yaraya el atmamakla suçluyoruz ya, Nazire Dedeman hiç oturmadı.
Kendi acısını tüm mağduriyetlerle eşit gördü.
Ülkede bireysel silahlarla öldürülmüş kadınların, evlatların, tüm insanların sesi oldu.
Canı yanmış ailelerle el ele verip 'hak' aradı.
Adaletsizlikle mücadele etti.
Oğlunun adını verdiği Umut Vakfı'nı da işte tam da bu sebeple kurdu; hak aramak!
 Oğlunun öldüğü gün olan 28 Eylül'ü Birleşmiş Milletler'de 'Bireysel Silahsızlanma Günü' olarak kabul ettirdi.
Ama ülkesinde verdiği savaşta hep yalnızdı.
Ne siyasi otoriteler ne de sivil toplum örgütleri elinden tutu.
19 yıl içinde ne bir yasa değişikliği yapıldı ne de yıllardır sürüncemede bekleyen silah kanunu tasarısı hayata geçti.
Ülkemizde yılda 4500 kişi bireysel silahlarla olay yerinde can veriyor.
Ruhsatsız silah sayısının 10 milyonun üzerinde olduğu tahmin ediliyor.
***
19 yıllık 'savaş'ın sonunda Nazire Dedeman; 'Yorgunum, çok yorgunum. Artık sesimizi duyun' diye haykırıyor!
Bu onurlu 'savaşta' onu ve mağdurları yalnız bırakanlar tek bir şeyi gözden kaçırıyor.
Bugün ses çıkartmadığınız, ciddiyetini görmezden geldiğiniz bireysel silah meselesi her an sevdiğiniz birinin canına mal olabilir!

<p>'Burası bizim topraklarımız. Ne  kadar yerli olursak o kadar sağlıklı bakarız'</p><p>Osman

Türkiye'nin Batılılaşma serüveni

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, Josep Borell ile görüştü

İzmir'de depremin ardından acil yıkılan 71 binada inşaat çalışmaları başladı